şükela:  tümü | bugün
  • gavurun hav deme şekli..
  • kasia adamik'in yönettigi, türkçeye hav hav diye cevrilen film.
    (bkz: lisa kudrow)
  • cortex kelimesinin geldigi latince kokun ingilizcedeki karsiligi
  • kendini köpek sanan bir kadın ve çevresindekileri anlatan bir film, oldukça iyi işlenmiş; eğlenceli bile denilebilir... filmde sadece bir tane deli görüleceği sanılırken aslında tüm karakterlerde bir miktar kaçıklık olduğu farkediliyor, gülümsetiyor insanı...
  • (bkz: evli barklı)
  • (bkz: evin barkin)
    (bkz: barkin)
  • barinak anlaminda kullanilan kelime
  • şinasi tekin'in iştikakçının köşesi adlı güzel bir kitabı var. bu kitaptaki iddiaların doğruluğunu tartışabilecek bilgim yoktur ama yazarın anlatımının gayet güzel ve anlattıklarının gayet eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. işte bu kitaptaki makalelerden birinde yazar bark kelimesinin kökenini inceliyor. bark şu demektir gibi belli bir sonuca ulaşmadan kelimenin etimolojik incelemesini yapıyor ve çeşitli dönemlerdeki kullanımlarını anlatıyor. kendisinin anlattığı üzre bark kelimesi tek başına köktürkler tarafından "içi ve dışı kabartmalarla, tezyinatla (veya heykellerle) ve kitabelerle donatılmış bir bina, yani türbe" manasında kullanılmakta imiş. ve diyor ki uygurlardan itibaren de hep 'ev bark' ikilemesi içinde kullanılmış. ve hatırladığım kadarıyla kitaptaki diğer bazı makalelerde (bu yazıyı yazmak için şöyle bir karıştırdım ama ayrıntısını bulamadım) uygurların budist olması ve islami yayılımla aralarındaki siyasi gerilimler üzerine bir takım durumlar anlatılıyordu. kitabı okuduğum sırada bu iki bilgi kafamda birleşmiş ve uzakdoğudaki bambaşka bir durumla alakalanıvererek bark kelimesi hakkında kafamda bir şimşek çaktırmıştı (o vakitler henüz sözlük yazarı değildim, ancak şimdi yazıyorum). efendim uzakdoğudaki ve muhtemelen hindistan civarındaki budist memleketlerde her evde, her iş yerinde, her binada mutlaka minik bir tapınakçık bulunmaktadır. bu tapınakçık dediğim şey, içinde küçük buda ve diğer kutsal figürlerin heykelcikleri bulunan, duruma göre evin bahçesinde yahut içinde, evin maddi durumuna göre gösterişli yahut sade, ortalama bir evde elli santim civarı büyüklükte, büyük bir iş merkezinde iki üç metre boylarında, tapınak şeklinde küçük bir yapıdır. bu yapı daima bakımlı tutulur, çiçekler ve kurdelelerle süslenir ki evin bereketi, bütünlüğü korunsun. şimdi, uygurlar budist ise ve tapınak, türbe gibi binalara bark diyorlarsa, her uygur ailesinin evinde bir minik "bark" bulunacağı kesindir. bu minik budist barkı evin manevi bütünlüğünü temsil ettiğine göre evin fiziksel açıdan bir bina, bir barınak oluşunun ötesinde, bir "yuva", bir "aile ocağı", bir "yurt" oluşu ifade edilmek istendiğinde, bu "bark"ın vurgulanması gayet yerinde olacaktır. ev yapan işçi bir "ev" ve bahçesine bir de "bark" yapmış olacaktır, ama aile kurup ev yaptıran kişi "ev bark" sahibi olmuş olacaktır. budist türk uygarlığında maddi bir gerçekliğe dayanan bark kelimesinin bu kökeninin diğer müslüman türk uygarlıklarında unutulmuş -ve belki siyasi nedenlerle unutturulmuş- olması, ama ifade ettiği manevi değerin hayattaki önemi nedeniyle kelimenin kendisinin mevcudiyetini koruyup bugüne gelebilmiş olması gayet muhtemeldir. tabi bu ihtimal, tamamiyle şahsıma ait amatör bir iddiadır. tabi bu iddiada da evim barkım deyince evimde minik biblolar ve bina maketleri tahayyül etmekten aldığım keyif büyük rol oynuyor olsa gerektir. belli ki vakti zemanında milliyet gazetesinin verdiği cami maketleri kesmemiş beni.
  • çoluk çoçuk.