şükela:  tümü | bugün
  • herman melville'in the encantadas adli uc oykuluk kitabindaki oykulerden biri. alt baslikta da belirtildigi gibi "bir wall street oykusu"dur. ayni zamanda oykunun kahramani olan katipin adi da.
    bartleby anlaticimiz olan avukatin yaninda calismaya, onun metinlerini kopyalamaya baslar (bkz: fotokopi makinesi). bir sure sonra yapmasi istenen butun isleri reddeder. yapmamayi "tercih" ettigini soyler. zaman ilerledikce hic bir sey yapmaz, duvarlari seyreder. zavalli avukat onu basindan atamaz, is yerini tasir. sonra bartleby'i alirlar, hapse atarlar. olaylar biter.
  • dost kitabevi yayinlari'ndan cikan yusuf eradam cevirisi turkce'ye pek uygun soyleyisleriyle tereyagindan kil ceker gibi okunur, pek guzeldir.
  • babil kitapligi serisinden cikan bir kitap. 2000 yilinda turkceye "katip bartleby" adiyla cevrilmistir.
  • 1970 ve 2002 yillarinda filmi yapilmis, herman melville'in kisa hikayesidir. 1970 yapimi olani izlememis olmakla birlikte, 2002 yapimi olan filmi renkleri ve sinematografi açısından oldukça başarılıdır, ve sonuna dogru insana ayni cumleyi duymaktan gina getirtir, birkac gun boyunca her seye "i prefer not to" dedirtir.
  • şu adresten okunabilecek hikaye.
  • herman melville'in yayınlanan ilk kısa hikayesidir (1853).
  • son olarak iletişim yayınları'ndan münir h göle çevirisiyle çıkmıştır. okumamayı tercih ederim demeden okunmalıdır.
  • borges kitabın önsözünde " evrenin gündelik ironilerinden biri olan gerçek faydasızlığı gösteren üzücü ve gerçek bir kitap" demiştir.

    çalışmamayı, okumamayı, yapmamayı tercih eden karizmatik karakter bartleby'inin aslında "yaşamamayı" tercih etmesini anlatır.
  • bartleby kadar onun patronu avukat/dava vekili de ilginç biri. kendinden bahsederken ilk söylediği en iyi yaşamın en kolay olduğu ve bunu kendine ilke edinmiş olduğudur ama kitabın ilerledikçe o kadar da kolay bir yolu tercih etmediği anlaşılıyor. kitap kolayca dava vekilinin(anlatıcının) “yapmamayı tercih ederdim” sözünü ilk duyduğunda bitebilirdi. bitmiyor. dava vekilini bundan sonra tam bir cehennem bekliyor. bundan sonra artık deli gibi davranır. “ruhunda onu öldürme arzularıyla ona ilan-ı aşk etme arzuları arasında gidip gelir” diyor deleuze. gerçekten de bu ikisi arasında, “bu iki delilik” arasında ne olmaktadır? kliseye gideceği pazar günü ofiste yaşadığını öğrendiğinde kliseye gitmez mesela, yolda başına gelenleri düşünür. sürekli gelgit hallerine bir yol göstermesi amacıyla iki tane kitap alır okur. stratejiler geliştirir. ne yaparsa yapsın bir şeyler olmuyordur. .şöyle der kendi kendine artık onu istemediğini ve ofisi boşaltımasını söyledikten sonraları: “ne yapılmalıydı? ya da yapılacak bir şey yoksa bu konuda, başka ne varsayabilirdim? evet, önce ileriye yönelik bartleby’nin gideceğini varsaymıştım, şimdi ise geriye yönelik gitmiş olduğunu varsayabilirdim… bu yöntem hedefe tam isabet edebilirdi. bartleby’nin bu varsayımlar öğretisine karşı koyması oldukça güçtü. ama iyice düşününce başarıya ulaşması epey kuşkuluydu.” - varsayım mantığından farklı tercih mantığı… bütün bunlar dava vekilinin nasıl biri olduğunu söyler. o “görme gücüne” sahip biridir, kahindir. bartleby’deki olan şeyi görür. ayrıca, deleuze daha da ötesini söyler ona dair: aralarındaki gizli anlaşmayı bozmasından , onu kanun namına feda edişinden; ne zaman insanseverliği, yardımseverliği, dostluğu yardıma çağırsa altında anlaşılması zor bir suçluluk duygusundan, sevgisinden ve ihanetinden..

    "i would prefer not to" nun ima ettikleri - dili bozma, hiçbirşey söylememe, olumlu ve olumsuz birşey içermeme v.s v.s - kadar önemli birşey de şu soru: kim bartleby'le karşılaşmanın hakkını verebilir, böyle birşey yazabilecek hale gelebilirdi?