şükela:  tümü | bugün
  • izlerken en cok terlenilen film.
    holywood filmi yapimcisi gibi karakter daha gelmedi.
  • otel sahnelerinde tiksinç hava yaratmak için kahverengi tonları bolca kullanılmıştır (kahverengi boktan bir renktir, hakim olduğu müesselerden kaçası gelir insanların)
    otel odasında ki tablonun maviliği ise haşrt kontrast denilen etkiyi yaratmak üzere konulmuştur.
    mavi de huzur muzur rahatlık veren bir renktir.
    rehavet verir.
  • otel aslında cehennemdir. dikkat edilirse sık sık 666 sayısı telaffuz edilir. inanılmaz derecede sıcaktır ve steve buscemi her seferinde yerin yedi kat altından gelip küçük bi kapıdan çıkar ortaya. yoksa hollywood mudur cehennem olan orasından emin değilim
  • coen kardeslere ait bu film, cok yetenekli olan fakat hollywood yapimcilari tarafindan kiymeti bilinmeyen bir senarist olan barton fink'i konu alir. sefilligi yansitan ve beni en cok etkileyen sahneler, oteldeki duvar kagitlarinin habire duvardan ayrilmasiydi. ayrilirken aradan yesil yapiskan materyaller gorunur ve cıkan ses -yaziyla anlatamayacagim- korku filmlerinde kullanilan kontrbas etkisi yaratir..
  • ilk izlendiginde "nasi yaani" demenin muhtemel oldugu fakat daha sonradan parcalari birlestirince ohaa olunasi film.
    once (bkz: nebuchadnezzar/6)
    iste "eger daniel ruyanin tanimini yapamasaydi ne olurdu" sorusunun cevabini barton fink senaryoyu yazamadiginda olacaklari gostererek veriyor.
  • insani karsisina bir "ben bu filmi anlamaliyim" icgudusuyle baglayan sahane bir yapim. ondan hemen sonra izledigimschizopolis teki tablodan gelen deniz sesi sahnesiyle iyice aklimda yer etmistir.
  • are you in pictures? lafıyla beni donduran ve başa saran bi film
  • john turturronun filme büyük katkısı oldugunu düşündüğüm, bir semboller* zinciri, bir dumurlar silsilesi, ulan ne çabuk bitti be bu dedirten film.
  • 1941, new yorklu entellektuel oyunyazari barton fink hollywooda wallace beery adli oyunu yazmak icin gelir ve earle hotelinde kalir bu sirada yan komsusuyla muhabbeti artar ve olaylar gelisir. cok siradan bir konu gibi gozukmesine ragmen filmi izleyen insan gruplari cikista iki ture ayriliyor bir grup filmi izledigi filmler arasinda liste baslarina koyuyor bir grupsa iki saati bosu bosuna gecirdigine yaniyor veya en azindan uyumaya vakit bulduk muhabbeti yapiyor. filmi degerli kilan etkenler ise gise hasilati, alinan oduller gibi klasik seyler degil daha dohgrusu filmin boyle basarilari yok( bu arada john turturro nun bence mukemmel performansi var), hollywood elestirmenlerinin gozundede film cok fazla yer bulmadi bile fakat her ne kadar hollywood cikisli olsa bile bagimsiz sinema severlerin gozunde barton fink daima en ust siralarda. coenlerin becerdikleri en iyi is, mukemmel bir sembolik anlatim, insana film izlerken dusundurmeyi basaran senaryo, elle tutulur oyuncu performanslari ve bence hollywoodun haketmedigi derecede guzel bir film bir bagimsiz sinema eseri olmaliydi bence
  • içinden çıkarılacak bir planla bile çökebilecek, saniyesi saniyesine her planı mükemmel olan, her geçişi zekice olan, insanın izlerken zorla hata aradığı, bulamayınca coenlerden ayarı aldığı kusursuz bir film.

    filmin başında barton fink'in yazdığı bir oyunun sonlarını izliyoruz. finalde barton'un tamamladığı güreş filmi senaryosu da garip bir şekilde aynı repliklerle sonlanıyor. bütün o "yaratma sancıları" içinde barton acaba evvelce yazdığı senaryonun aynısını mı yazıyor? ve kendisi bile bunu farketmeden yazdığının bugüne kadar yazdığı en "büyük" eser olduğunu söylüyor.

    film hakkında sağlıklı ve tamamen rasyonel gözüken bir çözüme ulaşması o kadar zor ki, düşünüp bir şeyler yazmaya çalışırken yazdıklarımın filmin orjinalitesinin yanından bile geçemediğini farkedip siliyorum. üzerinde düşünürken aklıma direk cevaplardan ziyade sorular, cevaplanan soruların ardından gelen yeni sorular geliyor. buna rağmen cevapsızlık filmi "saçma" kılacağına daha da çekici kılıyor, üzerinde düşünme isteğini artırıyor. dahası film o soru işaretleri içerisinde bile "eksik" durmuyor, cevaplanamayan sorular hazımsızlık yaratmıyor, tam tersine film herşeyiyle o kadar "tam" ki, sinemada herşeyin mantıklı, seyircinin anlayabileceği şekilde olması gerekliliğini bu özelliğiyle yıkıp parçalıyor.

    tüm zamanların en iyi filmlerinden birisi, ve amiyane deyiş ile defalarca izlense bile bıkılmayan bir başyapıt.