şükela:  tümü | bugün
  • her an olay cikabilecek ortamlar icin kullanilan degim (bkz: powder keg)
  • bir red kit macerasinin turkce ismi. orijinalinin "nitrogliserin" olmasi lazim. demiryolu tuneli acmak icin trenle tasinan nitrogliserini red kit'in rakip sirketin sabotajindan korumaya calismasi ve bu sirada "nitro"'nun altin madeni ismi oldugunu sanan daltonun olaylara karismasini anlatir*.
  • (bkz: bure barut)
  • darülbedayinin 2006-2007 sezonu oyunlarından biridir ve yanılmıyorsam bu aralar üsküdar kerem yılmazer sahnesinde sergilenmektedir temsilleri.
  • çok keyifli, rahatsız etmeyen hoşça serpiştirilmiş müstehcen replikler içeren, oyuncuların hakkını verdiği, "gidiniz görünüz hoşça vakit geçiriniz ve samimi asabi insanlar olan balkanlıları bir de sahnede iken seyreyleyiniz" dedirten oyundur..
  • dejan dukovski'nin yazmış olduğu, 11 kısa hikayeden oluşan ve hikayelerdeki kişiliklerin birbiriyle kesiştiği çarpıcı bir oyundur. şiddetle komedi birarada kullanılmıştır.
  • "şükür, sağlığımız yerinde..."

    barut fıçısı, balkanlar'da savaş sonrası yaşamı konu edinen ve sakin yaşamların nasıl birdenbire şiddetle yüklenebileceğini trajikomik bir şekilde anlatan bir kara komedi. metin balkanlar'ı anlatsa da, bize tanıdık gelecek pek çok hikaye yakalmak mümkün.

    oyunun dekoru çok güzel: kocaman bir barut fıçısı döndürülerek ve açılıp kapatılarak, içerisinden çıkan dekorların önünde oynanıyor. dekorun tek kusuru, büyük bir sahnede oyunu sahnenin ufak bir bölümüne kısıtlaması olabilir sadece, onun dışında çok başarılı bir uygulama. müzik ve ışık kullanımı da çok iyi.

    oyunculardan bora seçkin, cengiz tangör ve levent üzümcü çok başarılı. yönetmen yıldıray şahinler (ki benim çok sevdiğim bir oyuncudur) bir epizodda her zamanki gibi çok iyi oynamış.

    özetle: herkese tavsiye ederim, kesinlikle izlemeye değer bir oyun.
  • "pek leziz bir tat bıraktı"

    evet; oyunu izledikten sonraki ilk yorumum bu oldu. elbette -sonrasında- ayrıntıları üzerine de düşündüm; beraber seyrettiğim sevgilimle münazarasını yaptım; amma ve lakin düşüncelerimi, bu özet tümce üzerinden kurdum. metin, oldukça dolu ama ağır değil; sahnenin minimalist kullanımı, ziyadesiyle güzel; oyunculuk, gayet başarılı; espriler, kıvamında ve tadında; bütün bunların üstüne, verilmeye çalışılan trajik ve şiddet dolu vurgular yerinde. metafor yapmak gerekirse (lafın gelişi "gerekirse" dedim; zira metafor yapasım geldi), leziz mezelerle donanmış rakı sofrası gibi bir şey bu oyun. acılı ezmeden bir çatal alıyorsunuz; ağzınız -az veya çok- yanıyor. bir parça kavun atıyorsunuz; ağzınız tatlanıyor. pilakiye çatal sallıyorsunuz; tok bir tat damağınıza yapışıyor. bu oyunun rakı sofrasından farkı, ağzınıza o anda gidecek mezeyi seçemiyor oluşunuz. ehh, artık o kadar da fark olsun!

    velhasıl, -bence- pek hoş ve pek başarılı bir yapıt olmuş. bu oyuna gidecekseniz, trajediyle ve tiratlarla dolup taşan bir oyun beklemeyin; samimiyetle duran ve altan alta etkileyen bir eseri izlemek için seyredin.
  • şiddetin elden ele nasıl bir virüs gibi bulaştığını, ezelî ve ebedî bir çemberde insanları nasıl da oradan oraya savurduğunu anlatan benzersiz bir oyun. makedonca yazılıp oynananını bilmem ama yıldıray şahinler'in çevirisi ve yönetimiyle, bildiğimiz en saf türkçesi öyleydi..

    sahi biz nasıl bu hâle geldik? en başında ne vardı? nasıl sokak köpekleri gibi birbirimizle dalaşır olduk? neden peki? ne için? bu sorular zerre kadar olsun kafanızı kurcalıyor, midenizi bulandırıyorsa emin olun çok seveceksiniz bu oyunu.

    oyunun çarpıcılığı ve hepsi besbelli özenle seçilmiş oyuncuların kusursuz oyunculukları bir yana, daha çiçeği burnunda konservatuar mezunuyken izlemeye başlayıp çocuk aklımla aşık olduğum yıldıray şahinler'in beni hiç mi hiç beklemeden kocaman bir yönetmen olduğunu görmek de bir o kadar hüzün vericiydi*
  • bu sene hacettepe üniversitesi tiyatro topluluğu* tarafından sergilenmiş olan oyun.