şükela:  tümü | bugün
  • yedik bi bok, gereği neyse yapıcaz anlamına gelir. ya da bazen boku siz yemezsiniz allahın dediği olur, o zaman da katlanmak size düşer.
  • kisi rahat battigindan olsa gerek master yapmaya yurt disina gider. karsilastigi her problemde, sectigi her gerizekali derste, yaptigi her odevde, gelen her faturada, her sinavdan once, her kendini yanliz hissettiginde bu cumleyi (sonuna bazen 'amina koyyim' ekleyerek) icinden bir dua gibi tekrarlar.
  • çekmek zorunda olmanın nedenlerinin analiz edilmesine gerek olmadığı zamanlarda kurulan ve sonu üç nokta veya ünlem ile tamamlanabilecek cümle.

    -ne çekilir?

    -başa gelen...
  • küçükken bu lafı, iyi bir konuma gelen insan orada kalmaz, bir süre sonra oradan çekilir anlamına yorduğum deyim. yaş itibariyle demirel, ecevit, erbakan üçlemesi ile büyümüş bir çocuk olarak, hiçbir zaman gerçekleştiğini görmediğim hadise. buna rağmen inanmıştım gerçek anlamının benim zannettiğim gibi olduğuna...
  • üniversiteye kadar karanlık zihnimde bambaşka şekilde canlandırdığım atasözü.
    şöyle ki;
    bir kuyruk var -bilet kuyruğu gibi- ve bu kuyruğun başındaki kişi çekilerek yerini başkasına bırakıyor. yani liderlik eden kişi yerini, çekilerek hep başkasına bırakır.
    (bkz: bambaşkaymışsın)
  • "'böyle buldum, çaresiz böyle gidecek' doğrultusunda bir boyun-büküklüğüyle alıp vereceği yok değişme, atılımlı insanın. tam tersine, değişme atılımlı insan, kendine boyun-büküklüğü yakıştırmayan; başagelene kafa tutan kişiliktir."

    nermi uygur
    http://jimithekewl.blogspot.com/…-deime-sevmek.html
  • böyle totolojik atasözlerimizle gencecik beyinleri zehirliyoruz. ben bunu "başa geldiysen çekilmen, gençlerin önünü açman lazım" anladıydım onca sene.

    mesela michael schumacher yarışta öne geçiyor, hakkinen'e makinen'e tur bindiriyor, o esnada takım radyosundan emir geliyor "schumi çekilmen gerek" diye. schumacher de yarışta en başa gelmişken, yaşı gereği arkadaki araca yol verip kenara çekiliyor, "bizden geçti artık" diye iç çekiyor.

    benim bu atasözünden anladığım buydu.
  • ne kadar basit bir laf gibi geliyo kulağa. "başa gelen çekilir heaaa"

    ama o kadar doğru bir söz ki bu aslında.. hani o şımarıkça zikrettiğimiz bütün o "ay ben öyle yaşayamaaam" "ben buna dayanamaaam" "hayatta öyle bişey bana olsa ben asla çekemem, ölsem daha iyi"... evet tatlım! ölsen daha iyi ama ölmüyorsun. çekiyorsun.

    bugün başıma gelen aslında insanlık için önemsiz benim için felaket olan bir olay yaşadım. ve başa gelen çekiliyormuş bir daha anladım.

    onur air sağolsun.. bana bugün yine unutulmaz anlar yaşattı.

    halihazırda son 2 senedir aktif olarak uçaktan korkan ben, zaten buz keserek uçağa -iş sebebiyle normalde binmeyeceğim onur air'a ait uçağa- dualar ederek bindim. tedirgindim, mutsuzdum.

    benim için uçağın en korkunç anı uçuş öncesi ve tabi ki uçak taksiden kalkış için hızlanmaya geçip de kafanın koltuğa yapıştığı, uçağın motor sesinin artışını en yoğun hissettiğin, bebeklerin bile çıt çıkarmadığı o an var ya.. kalkış anı, işte o andır.

    kalktın mıydı tamam. uçak zaten uçmak içindir, ohh!! ama kalkamadık.

    kalkış için 17. sıradaki yerimizi aldıık, bir güzel edebimizle sıramızın gelmesini beklediik, sonra yaşlı sesli (ki bu iyi bişey) pilot amcamızın "kabin ekibi kalkış pozisyonuna" anonsunu da duyduuuk, motorlar çalıştı, buz kesilildi, kafalar yapıştııı, teker ha kalktı ha kalkacak derkeeen - çat! ani bir fren!!!

    tabi o an çok psikopat bir an, önünü göremiyorsun, neden aniden durulduğu hakkında beynin salisede bir milyon şey üretiyo, "başka bi uçağa mı çarpıcaz, pilot mu öldü, kuşlar mı bastı, onur air'in huyu mu böyle" türlü düşüncelerle gözlerimi kapamış durmayı beklerken kenarda kuş sürüsünü gördüm. (ahsalsdjgshfjd)

    ahh!! dedim hayır yaaa!! onlarca uçak arasında biz mi?!

    sonra pilot amcadan aydınlanmamız için bir anons geldi "sayın yolcularımız, kuş sürüsü üzerimize geldiği için kalkıştan vazgeçildi, tekrar sıraya girip kalkıcaz "
    -mersi canım?! now what?!

    sonra uçak her frene bastığında arabaların stop etmeden önceki o tırtırtır titremesi gibi bir titreme yapmaya başladı, ben de kendimi telkine.."ezjeeey allahaşkına vardır bir bildikleri"

    sonra pilot amca gene mikrofonuna davrandı "freni soğutmak ve bakım yaptırmak için park alanına dönüyoruz"
    buyur burdan yak!
    "gitmiyorum!" dedim "inicem! gitmiyorum yaa zorla mı? basarım paramı alırım thy mhy bişeyler en azından kafam rahat giderim bu ne?!"

    bir kere yeri gelmişkenşu havayolu şirketlerini bir uyarayım bu teknik bakım makım, kontrol durumları yolcular için son derece tedirgin edici kelimeler bilmiş olunuz. anlamayız biz öyle bakım makım, tedbir medbir. alsaydın kardeşim önceden tedbirini. ben binicem uçağa ve uçak uçacak. yolcu uçağın içinde olabildiğince az bekleyecek! altın kural bu!

    neyse ben delirdim. yolcu grubu da kendi içinde ikiye bölündü. onur air'e küfür edenler ve bir daha asla binmeyecek olduklarını beyan edenler, hatta "neden onur air'dan aldık ki ben sana dedim işte"ciler ve "ya normal yaa olur böyle şeyler"ciler.ha tabii benim yanımdaki dahil 3 kişi falandı bu olur böyle şey'ciler, onu da belirteyim.

    indirmediler beni! o kadar çıldırdım, o kadar bastı ki beni uçak! ben aynı uçakla tekrardan kalkış mı "denicektim?"ya kuşlar? onlar hala ordalar ve diğer uçaklar önümde patır patır kalkıyor. neyse yanımdaki adam da "merak etme ben işim gereği sürekli uçuyorum biz havayolu seçiminde çok özenli davranıyoruz. onur air listemizde var. en sonda olsa da var!"
    "en sondaymışmış da ama var mışmış" aaaayy!!

    sonra benim gibi düşünen bir kadın ve iki adam 3 kişi uçaktan inmeye karar verdiler ve kapı önünde bir süre tartıştıktan sonra, uçağın kalkmak üzere olduğuna ikna edilip, yatıştırılıp tekrardan oturtuldular. ben her nedense o sırada kendimi çok yorgun hissediyordum. tek düşüncem "inemicem bile" idi.

    ağladım zırladım oturduğum yerde, onur air'e saydırdım. hayatın anlamını sorguladım. sonra diğerlerini düşündüm.

    insanlar neler yaşıyorlar. newyork'ta hudson nehrine acil iniş yapan ve kimse ölmeden kurtulan uçağın yolcuları mesela.. hangisi " şöyle bi kaza yapsak da azcık havamız olsa" dedi ki, belki aralarında benden daha bile korkakları vardı. ne oluyor? başına geliyor, aaaah ah diyorsun vaah vah diyorsun ve yaşıyorsun. başka çaren var mı?

    ölmek!

    hayır efendim ölmek falan değil.

    işte silkelenmek lazım, şımarmamak biraz dik durmak lazım. başına üst üste kötü şeyler gelen insanların hiç biri onları yaşamayı seçmemişti. istememişti. (aslında seçmişti de o uzun hikaye şimdi) belki aklının ucundan bile geçirmemişti. sorsan "aslaa dayanamam" derdi. ama, hayatta her şey insanlar için. her zaman iyi şeylerle karşılaşmak en iyisi olur. inşallah da hep öyle olur.

    mesela bu uçak yolculuğum benim hayatımdaki en korku dolu anlar olsun! dinimiz amin!