şükela:  tümü | bugün soru sor
  • genelde firmaların bir şey satacakları zaman sizi gaza getirmek için anlattıkları geyik hikayeler. yerseniz.
  • yeni dunya duzeninin en sempatik kandirmacalarindan.
    copcatanlik sitelerinin sayfalarina bile bir ehemmiyet arzederek girmis, son yillarda telafuzu ve icrasi cok rovacta olan, elini sallasan hemen hemen carptigi herkeste bir tane bulunan ama hepsi nedense "babam peynir satardi bense simdi koca bir holdingin basindayim, iste bizim oykumuz budur" formatindan baska bir seye benzemeyen, yolu bulmanin medeni deklarasyonu.
    (bkz: calisarak zengin olunmaz)
  • aklı olanın sahip olmayı istemeyeceği öykü çeşididir.
    bu öykülere sahip olan da;
    bu öyküleri aktaran da;
    başarısızdır hal- bu-ki.
  • sınıf atlanılması durumunda ortaya çıkan hikayedir.
  • bunlardan derlenen ne kadar kitap varsa okudum, adamların yaptığının aynısını yapıp aynı yoldan ben de başarılı olmak istedim fakat henüz olamadım. hayattaki tek başarım, başarısızlıktaki inanılmaz istikrarım oldu. elime yüzüme bulaştırma konusunda makaleler yayınlayacak kadar ustalaştım, başarıyı tanımlamaya çalışırken çoğu zaman bir köşede uyuyakaldım. kitaplara öykü olacak bir başarım sanırım hiç olmayacak, içimdeki isteksizlik ve dikkatsizlikle hayattaki son günümde bile mutlaka bir şeyleri eksik yapıyor olacağım. son günüm biterken de geriye dönüp "zaten o kadar da güzel değildi yaşamak" diyeceğim tanrıya. çok fazla kural vardı, senin gönderdiğin buyruklara sıra bile gelmedi. gündelik hayata kendimi monte etmeye çalışırken, diğer dünyaya enerjim kalmadı. cehenneme giden patika nerede diye sorup, yola devam edeceğim. muhtemelen cehennemin kapısından da geri çevrileceğim, çünkü orası için de pek bir şey yapmadım. ben ve benim gibileri, depo gibi bir yere koyup günde üç kere sayacaklar. belki özel günlerde muz ve kuruyemiş de verirler, fazlası değil.

    -bütün bunları yaz buraya, sonra neden tuborg'tan aramıyollar diye dert yan. kim ne yapsın aslanım seni, başkasının enerjisini de sömürürsün. brand manager bırakmazsın dükkanda, hepsi parklara bahçelere hava almaya gider sen ortalıktayken-

    başarılı olan insanların ortak özelliğine baktığımda hepsinin ısrarkeş olduğunu görüyorum, adamlar yüzlerce kez deniyor. yüzlerine çarpan kapılardan suratları dümdüz oluyor da yine umutlarını kaybetmiyorlar. bir gün olacağını, bir gün hayal ettikleri şeylerin kendilerine geleceğini sarsılmaz bir güdüyle biliyorlar. sanki dünya'ya gelmeden önce birileri onlara mutlak surette başaracaklarını sadece yeterince denemeleri gerektiğini söylemiş gibi, o yüzden vazgeçmiyorlar. bana sanırım kimse böyle bir şey demedi, en azından buna dair hiçbir hatıra yok kafamda. belki içkiliydim belki de beni bu dünyaya sadece yeşillik olsun diye gönderdiler. belki de bu yazdığım yazıyı okumak için ofisinde beş dakika daha kalan birisi olası bir trafik kazasından kurtulup hayatta kalacak. ya da tam tersi, erken çıksa başına bir şey gelmeyecekken birkaç kelime onun sonu olacak. oturduğum yerden insanlığın saçma kaderini değiştireceğim, belki de tek başarım bu olacak.

    kitabının taslaklarını tüm yayınevleri defalarca reddetse bile yine deneyen ve sonrasında milyonlarca satan yazarlar oldu insanlık tarihinde, kendisini gerçekleştirip öyle terk-i diyar eyleyen güzel insanlar geldi ve geçti. bütün olacakları önceden biliyorlardı. hetfield bir gün yüzbinlerce insanın önünde şarkı söyleyeceğine emin olarak bir garajda sabahlara kadar gitar çaldı. tolkien yeni bir evren yaratırken, tanrıyı bile kıskandıracak muazzamlıkta işler çıkarırken sadece içindeki ateşi yazıya döktü. armstrong, fransa bisiklet turuna defalarca tur bindirirken sadece içindeki isteği takip etti. pedallere basmayı sürdürdüğü takdirde başaracağını biliyordu. keza michael jordan; lise takımına alınmaması onu yavaşlatmadı, son saniye şutunu attıktan sonra bileğini havada tutarken yirmi bin utah'lının sesini keseceğini daha önceden gördüğünden sadece o noktaya ulaşmak için ölümüne antreman yaptı. binlerce şut, durdurulması imkansız fade away'lar, serbest atış çizgisinden smaca yükselirken yerçekimini önemsememeler. önlerine çıkan engeller küçük bir tabure gibi kaldı, mj o tabureye basıp çift el smacı mutombo'nun üzerinden bastı.

    hepsinin tek ortak özelliği vardı, ısrar ettiler. hayatta ne yapacaklarını bildiklerinden odaklanmaları çok zor olmadı, pırıl pırıl gördüler her şeyi. yarrak kafalı bir editör, genç adamın içinde yaşatıp kağıda döktüğü sayfalara müsvedde muamelesi yaparken tüm olacakları engelleyemedi bile, her şey olacağına vardı. başarma güdüsüyle doğanlara kainat fazla engel olamazken, yeşillik diye gönderilenlere türlü türlü sıkıntılar verdi.

    işte benim öyküm de burada başlıyor. ne yazık ki, ilk gruba üye değilim. öyküm burada da bitiyor aslında. başladığı gibi. gelişine.
  • ülkemizde anlatılanların birçoğu sıfır sermayeyle iş kurup, sonra bu iş yerini büyük ölçekli şirketlere çevirebilenleri konu alır. "şu icadı yapmak için de 1407140781084 deney yaptı; sonunda da hedefine ulaştı" diyen bir kişisel gelişim kitabı olsa okumayacağız sanki... elalem kayserili olmuş çıkmış, herkeste bir ticari zeka, bir kurnazlık sorma gitsin.
  • kisitli olanaklarla elde edilmisse o basari, oykunun tadindan yenmez..
  • 'zorluklar içindeydi', 'kötü bir çocukluk geçirmişti', 'yaşıtlarına nazaran çok yetersiz koşulları vardı...' böyle cümlelerle örülü o başarı öyküleri tanınmış/büyük insanlar için yazılıyor. oysa kapitalist süreci yaşayan yığınlar, yığın olarak görülen insanlar, tanınmadan, görülmeden ve herhangi bir 'bravo'ya uğramadan ne başarı öyküleri örüyorlar! birey, yalnızdır. birey, görüp/görmediği, anlamlandırıp/anlamlandıramadığı tüm sıkıntılarında kimsesizdir. psikolojik, ekonomik, sosyal ve sair yalnızlıklarla kuşatılmıştır birey. devlet ve hayat karşısında savunmasızdır. ve farkında değildir. başına gelen her berbatlığı dünyanın kahpeliğine yorup işin içinden çıkmaktadır. farkına varanlar, yalnız ve savunmasız bırakıldığını idrak edenler ise sancılarını arttırmaktadır.

    biz, 'büyük insanlar’ın çektiklerine mukabil şeyler çekip ‘küçük’ kalan insanlarız. çektiklerimizi cariye çeviremiyoruz. belki oğuz atay kahramanları gibi: ’ne yazık ki, başka insanlara duydukları tepkiden yararlanarak başarıya ulaşmayı yalnız sanatçılar becerebilmiştir.’* bu çağa tahammül gösterip iyiyi muhafazaya titizlenmek bile başlı başına bir başarı öyküsüdür.
  • türkiye'de olup benim bildiklerim genellikle aile desteği ile veya yatacağı adamı iyi seçen kadınlardan oluşuyor. insanların bu şekilde bir şeyleri başarmış olmaları çok anormal değil ama bunu ısrarla bir başarı öyküsüne çevirme çabaları mide bulandırıcı oluyor.
    bir de özellikle özel üniversite mezunu arkadaşların hayatlarını bir başarı öyküsü tadında yaşamaya öykünmeleri var ki of ki ne of.