şükela:  tümü | bugün
  • bir çoğumuz başarılı insanların zaaflarını kendi yetersizliğimizin tesellisi olarak kullanırız. insanın hayatta kalma iç güdüsüyle oluşturduğu bir kibrin sonucu olduğunu düşünüyorum bu durumun. başkalarında zaaflar ararız, parasızlığımızı, kariyersizliğimizi hatta karakterimizdeki yırtıkları yamayacağımız zaaflar. yoksa nasıl söndürebilirdik içimizi kasıp kavuran eksiklik, yetersizlik yangınını.
    "gördün mü çok büyük adam okumuş etmiş, çok paralar kazanmış ama içip içip annesini babasını dövüyormuş." hah işte bu harika! tam da kendimden umudumu ve bileklerimi kesmeye hazırlanırken hızır gibi yetiştirdiler başarılı insanların kabahatlerini. zaafları olan başarılı insanlar olmasaydı oturduğu yerde ortadan yarılan insanlara rastlayacaktık.

    çoğumuzun adını öldükten 50 yıl sonra bile soy ağacını açıp bakan torunlarımız dışında kimse görmeyecek. asla tarih yazamayacağız bunu biliyoruz. fikirlerimiz okulda ders olarak okutulmayacak, binlerce insanın yaşamasını sağlayacak bir tedavi bulamayacağız, devrimler yapıp diktatörleri deviremeyeceğiz, yeni bir iş fikri bulup binlerce insana ekmek verecek istihdam alanı sağlayamayacağız. şarkılar yapıp dillere pelesenk olamayacağız, kitaplar yazıp kült eserler arasında yer alamayacağız. cenazemizde bayraklar yarıya indirilmeyecek. koca güneş gözlüklü, takım elbiseli, yakasında fotoğrafımızı taşıyan önemli görünen insanlar cenazemize gelmeyecek. uzaklara bakıp umutla kurduğumuz hayallerimizdeki gibi bir yırtma yılımız olmayacak. her dakika ölmeye doğan yüzlercemiz gibi, gri yaşayıp gri öleceğiz. umutlarınızı yıkmak gibi olmasın ama büyük ihtimalle yıkıcı bir depremde ölen binlerce insandan veya bir bayram dönüşü bir trafik kazasında ölenlerden biri olacak ve ismimiz olayın oluş biçimi kadar bile dikkat çekmeyecek. bir hastane odasında üç beş sevenimizin başımızda oturup dualar okuyacak olması bile yavaş yavaş ve kimsesiz ölen kimilerimiz için mucize olacak. cesedimizi kokudan rahatsız olan komşuların ihbarı üzerine çürümüş olarak bulup bir poşete doldurup götürmeleri de olası. arkamızdan ağlayan olacak mı? iyi bilirdik diyenlerin kaçı gerçekten tanıyarak bunu söyleyecek belirsiz. hem niye iyi bilinmeliyiz ki? niye ağlanmalı ki?
  • uzak durulması gereken kişidir.

    eski iş arkadaşımın karısı başkalarının mutluluğundan üzüntü duyardı.
    tipi bile aklıma geldikçe midem bulanır.
    bu insanlar kötüdürler. gülüşleri yalandır, sözleri dolandır, yaya geçidinde yayaya yol vermezler, taksi şoförü olsalar kısa mesafe almazlar.
  • genelde zayıf tıknaz tiplerdir. bir de aşırı kilolu versiyonları vardır ki bunlar biraz sempatik görünür. kadınsa canımlı cicimli çok konuşurlar. erkekse sessizdir. neyse ben değilim bu galiba *
  • şükrü erbaş 'ın canı cehenneme başkasının yangınıyla evini ısıtıp, yemeğini pişirenin dediği...

    şiirin tamamını aşağıya bırakıyorum;

    canı cehenneme rahat uyuyanın
    kapısını örtenin perdesini çekenin
    yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
    duvarları ancak çarpınca görenin
    canı cehenneme başkasının yangınıyla
    evini ısıtıp yemeğini pişirenin.

    bahçesine dek gelen alevleri
    şehrayin sanan aptalın
    canı cehenneme,camlarında
    parçalanmış cesetler uçarken
    bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.
    mutfakla yatak odası arasında
    çarşılarla gövdesi bencillik hırsı
    yılgınlıkla yenilgisi arasında
    dünyayı tüketenin canı cehenneme.

    orda dağlar bir mezarlık
    bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm
    orda evler oda oda kanarken
    burda yeşerenin canı cehenneme.

    ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
    ey zulümle yükselen başarı
    ölü sayısına endeksli maaş;

    uzun masallar ardında mağrur
    boynunda ölüm çanıyla oturan güç
    senin de senin de canın cehenneme
    ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
    kardeşi kardeşe kırdıran siyaset. . .

    bir gün elbet bir gün elbet
    örter üstünü bu ağır yanlışın
    sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
    bir dal incelik,bir simli gülüş
    bir kardeş mavi.

    (bkz: canı cehenneme)