şükela:  tümü | bugün
  • ortaokulda iki sene süreyle annem benim öğretmenliğimi yaptı. e haliyle umut sarıkaya karikatürü gibi bir hal yaşıyordum. benim yaşadığım tüm bu darlamaların aksine annem idol olarak külyutmaz'ı örnek aldı mesleği boyunca. benim de dahil olduğum sınıfa yapacağı sınavların sorularını ya okulda ya da gece geç saatlerde ben yattıktan sonra hazırlardı sanki dünyanın sırrını hazırlıyor gibi. şimdilerde sınav soruları milletin mail adreslerine atılırken benim burnumun dibindeki soruları görmemem için amerikan başkanı'na uygulanan güvenlik önlemleri alınıyordu amına koyim. külyutmaz örneğini vermemin sebebi ise şu; soruları hazırlarken ultra düzeyde güvenlik uygulayan annem sınav bittikten sonra kağıtları eve getirerek önlemleri adeta radyasyonun etrafına tel örgü çekmek düzeyine indiriyordu.

    o zamanlar bir de bizim sınıftan bir kızla sevgiliyiz ve tabi ki yüzyılın aşkını yaşıyoruz, geleceğe yönelik çok ciddi planlarımız var falan. ben tabi "beni öpsün yeter yaae" felsefemle biraz daha kısa vadeli düşünüyordum ama olsun, seviyordum yani.

    bir gece yıllardır hiç aklıma gelmeyen şey gelmişti (yıllarca nasıl safsam amına koyim). lan ben bu sınav kağıtlarına baksam ya dedim bir gece vakti bizimkiler yatmışken. aldım kağıtları yemin olsun kendi kağıdıma bakmak bir kez olsun bile aklıma gelmedi, direkt hoşlandığım kızın kağıdını aldım. düşün yani nasıl seviyorum olm! ha bu arada televizyonda dönen emmanuelle serisinin yarattığı hormonal bir olaydan dolayı da böyle yapmış olabilirim tam emin değilim ama bence seviyordum lan.

    neyse baktım kızın kağıdına dedim ki "lan 3-4 sorusunu düzelteyim hazır test sınav. kız sevinsin belki o mutlulukla öpücüğü kaparım. öpücük... öpücük... öp... cük... hormon bir dur allasen!" diyerek aldım cevap anahtarını baka baka düzelttikçe düzeltiyorum, 5-6 soru oldu. bir yandan da "lan salak mı bu kız şuna bak ne kadar yanlış yapmış" diyorum. ardından da çok çakılmasın diye soruları yerine kaldırıp emmanuelle ile ilişkime devam ettim.

    birkaç gün sonra annem sınavları okudu. bizim kız 45 almış. "yuh amına koyim o kadar düzelttik kız ona rağmen 45 almış geri zekalı mıdır nedir?" diye içimden geçirirken, baktım kız ağlıyor.

    - noldu ya?
    + 45 almışım.
    - olsun düzeltirsin sıkma canını.
    + 70-75 falan bekliyordum ben.

    dııınnnnn!

    ampul yandı kafamda hatta yanmadı patladı amına koyim. ben hormonların etkisindeyken külyutmaz annemin sınavları a-b diye 2 ayrı grup olarak yaptığını, soruların ve cevapların yerlerini değiştirdiğini unutmuştum. bakarak düzelttiğim cevap anahtarını diğer gruba aitti. fak! hem hayatta öpmezdi de 45 almışken. arkadaşları etrafını sarmıştı bile çoktan "susar msn gerizekalı kız ağlyr şu an!" diyerek. hasiktir kızın 30 puanını meze ettik emmanuelle izlerken amına koyim.

    kıza açıklarsam olay büyür annem ağzıma sıçar diye hiçbir şey söylemedim, söyleyemedim kimseye. kız da 2-3 hafta sonra beni bırakıp muhtarın oğluna gittiydi zaten.

    yaaa işte görüyorsunuz dostlar hiçbir iyilik cezası kalmıyor...

    öpüp öyle gitseydi bari muhtarın oğluna.
  • yolun kenarinda karsiya gecmek istedigini dusundugum bir gorme engelli vatandasa yardim etmek istemem. yanina gidip "beyefendi, yardim etmemi ister misiniz?" diye sormam. adamin da bana "kolumu birakir misiniz, karsiya falan gecmek istemiyorum." demesi. tabii sonrasinda "e niye ama!" diye sormasaydim daha iyi olabilirdi.
  • sene: geçen sene.
    iyilik yapılacak kişi: parası olmadığı bilinen oda arkadaşı: x.
    tekere çomak sokan: durumu iyi olan diğer oda arkadaşı: y.
    görev: bursun yattığı gün çaktırmadan x'in cüzdana para koymak.
    olay:
    oda boşken götten ter aka aka x'in cüzdanı bulup söz konusu parayı koydum, yakalansaydım eşyalarını karıştırdığımdan 'hırsız' damgası yeme ihtimalim de vardı, neyse ki olmadı yareppim tenk yu. pusuya yatıp beklemeye başladım. bi yandan da sevinçliyim para kızın işine yarıycak çünkü. akşam y odada ''aaa cüzdanımdan para çıktııııı'' diye sevinçle gezinmeye başlayınca bi kıllandım tabi. ve ne zamanki y'nin cüzdanından çıkan gıcır banknotu gördüm, işte ozaman bunun benim x'in cüzdanına koyduğum para olduğunu anladım sevgili okurlar. amuğa goyiym, dedim içimden. x, parayı y verdi sanıp gurur yaparak iade amaçlı y'nin cüzdanına koymuş. zaten y'nin parası var olum! ''laaan o benim paraaaam'' diye çığlık atmak istesem de x anlamasın diye sesimi çıkarmadım. ne x kazandı ne ben. kapitalist sistem bir kez daha zengini daha çok zengin etti sevgili iktisat severler.
    sonuç: göt olmaca.
  • huzur evi önündeki ışıklarda, ne yapacağını bilemez bir şekilde bekleyen yaşlı teyzenin koluna girip, gülümseyerekten karşıdan karşıya geçirdikten sonra, arkadan yaşlıca bir amcanın "yardım ediin karımı kaçırıyolaaar" diye bağırması sonucu, etraftaki sağduyulu vatandaşlar tarafından linç edilmenin eşiğinden dönmek. fiyuu...
  • iş yerine yeni başlayan kıza, kimsenin yüz vermediğini, ilgilenmek istemediğini görünce, -işim başımdan aşkın olsa da- kahve alıp tüm iyi niyetim ve gülümseyen suratımla yanına gittim. ''sana getirdim, hoş geldin, arkadaşlar çok yoğun olduğu için iş gösteremiyorlar, yanlış anlama olur mu'' dedim. karşılığında '' no problem yani, takılıorum bende face falan, ayrıca gloria içmem ben starbucks severim, zamanla öğrenirsin zaten'' dedi. lan arkadaş, bir teşekkür et, bir zahmet etmişsin de, o bakışlar, mimikler beni benden aldı, ağzına çakmamak için zor tuttum kendimi. ama 7 senelik iş tecrübemi kullanarak, müdüre '' bu kız buraya uyum sağlayamaz, burada ziyan olmasın, başka departmana gönderelim'' dediğimde, iki gün sonra başka departmandaydı. iyilik yapmadan bir düşünün arkadaş.
  • memlekete gelinmiştir. babanın direktifleriyle* bir dolu iş için oraya buraya koşulmaktadır. eve uğranır. hemen bir şey alınıp, dönülecektir, bir yerlere yetişilecektir.

    evin kapısında, tam anahtarı çevirirken, cılız bir ses gelir. kulak kabartılır. hakkaten biri çağırıyordur. yan komşu...

    çocukluğumuzda, toprak ara sokakta, evlerinin önünde top oynadığımız, evlerini toza dumana buladığımız, bayramlarda ellerini öpüp, yalnızlıklarını paylaştığımız, fitre, zekat verilecekse, hep listemizin ilk sırasında olan, ama yardım almaya çekinen, arlı komşularımız. sigara içmekten suratı kahve rengine çalmış, ayakları tutmayan dedeyle, tarlada yıllarca pamuk toplamaktan elleri kasılmış, beli kamburlaşmış nine.

    zor bela yürüyerek kapılarına kadar gelmiş halil dede. "hoşgeldin"den fazlasını diyecek belli ki.

    - hoşgelmişsin oğlum
    - (elini öperekten) hoşbulduk halil amca
    - kaç yıl oldu be yavrum, hey gidi hey... elimizde büyüdün gittin, kocaman adam olmuşsun
    - sayenizde halil amca

    sesleri duymuş olacak ki, avlunun bitişindeki evin iç kapısına gelmiş fikriye nine. duyurmak için gücü yettiği kadar sesleniyor;

    - yavrum, selim'im hoşgeldin
    - (avluyu geçip, ona doğru giderken) hoşbulduk fikriye teyze

    bizim orada dedelere amca, ninelere de teyze denir hep. neden bilmem. ömürlerinin geçip gittiğini yüzüne vurmayalım diye mi acaba. neyse işte, öyle alıştırılmışız.

    - (kaskatı kasılmış, hep bir şey tutar gibi durmak zorunda olan elini öperken) nasılsın fikriye teyze, iyisin inşallah. iyi gördüm seni, maaşallah
    - sağol çocuum, naapalım işte, şükür. sen de istanbullardaymışsın
    - öyle öyle. iş güç, naparsın teyzecim
    - tabi yavrum tabi. tek işin gücün olsun. nerde ekmek yiyeceksen orda.

    o sırada, hala evin ön kapısında olan halil dede bizi izliyordur. uzaktan, bir meramı olduğunu hissettirir gibi, "i"yi uzatarak çağırır;

    - selim
    - (hızlı adımlarla ona doğru geri dönerken) buyur halil amca
    - yavrum

    bir şey isteyecek ama çekinir gibi. fikriye nine duymasın diye mi ki... iyice yanına gitmeden başka bir şey demez.

    bir eliyle elimi tutar. diğerinde bütün 50 tl vardır. parayı avucuma koyar.

    - şu köşedeki bakkal 1 lira fazla satıyor, şerefsizin damadı! öbür sokaktaki bakkaldan bi' tane uzun samsun alıver be yavrum. uzak orası. ayaklarım sancıyor. sizin kapının tıkırtısını duydum da, sen misin diye bağırdım. allahtan senmişsin. hadi bi' koşu alıp geliver be çocuum.

    bir yandan yetişilecek yer bekliyordur, diğer yandan yıllardır görmediğim komşumuz bi' yardım istiyordur. iş sktir edilir.

    - tabi halil amca, alıp gelmez miyim hiç
    - sağolasın yavrum. ha bi' de şu ucuz bisküvilerden alıversen. hani ortası beyazlı.
    - tabi tabi, olur. alırım.

    koşa koşa gidilir bakkala. uzun samsun'la biskuvi alınır. gelinir. halil dede, evlerinin kapısının önünde oturuyordur. gelince kalkar gibi hareketlenir.

    - (biskuvi, sigara ve 50 tl uzatılırken) buyur halil amca
    - nooldu yavrum?

    halil dede 50 tl vermiştir. uzun samsun'la biskuvi aldıktan sonra 50 tl geri gelmiştir. şaşırır.

    hali vakti yok bu insanların. madem bi' iyilik yapıyoruz, tam olsun diye düşünerekten, cepten verilmiştir biskuviyle sigaranın parası. nasıl cevap verileceği bilinemez.

    - (halil dedenin 50'lik olan avcunu kapataraktan) tamam tamam
    - nasıl tamam oğlum. olmaz öyle şey.
    - olsun amcacım, tamam o tamam

    daha fazla konuşmak istemez. yaptığı iyiliği suratına vuruyor gibi hissetmeye başlamıştır çünkü.

    - hadi kendinize iyi bakın, ben gideyim
    - yok oğlum. dur. öyle değil. bozuk para lazımdı bana. sen yine 50lik getirdin ya bana

    şapşallaşır. iyilik yapalım derken bi' işe yarayamamıştır. utanır. afallar.

    - haa... ben...
    - yavrum bozuk para lazım oluyor da. fikriye teyzen yoğurt alacakmış. alacağı kadının da bozuk parası yokmuş. ondan çağırdımdı ben seni...
    - hmm... tüh ya... ben de şey diye düşünm... tamam hemen bozdurup geliyorum.

    iş sktir edilmiştir ama baba da bi' yandan zırr zırr arar. büyük ihtimal "nerdesin oğlum sen" diyecektir. cevap verilmez, telefon zırr zırr çalmaya devam eder.

    para bozduralım diye, bakkal bakkal, dükkan dükkan dolaşmanın yolu gözükmüştür. küçücük köyün işlek dükkanları da hep bi' yerde, köy meydanındadır. köy meydanı da ta cehennemin dibindedir.

    çare aranır bi' süre. sonra yakındaki bakkala doğru yol alınır.

    - (50'liği uzataraktan) bi' samsun

    bakkal önce paraya, sonra çocuğa bakar.

    - ohoo... 50'yi kim bulmuş da biz bozucaz evladım

    hay skim çekilir.

    - tamam 2 olsun o zaman
    - iki de olmaz ki, onu da bozamam. sonra bende kalmıyor bozukluk. nasıl bulurum. bizim çocuk da yemeğe gitti zaten.
    - (ikinci hay skim) tamam 5 samsun, 2 tane de kremalı biskuvi ver o zaman, oldu mu!?
    - tamam

    alınanlar poşete doldurulur, koşa koşa halil amcaya doğru gidilir. koşarken, bir yandan hesap yapılıyordur. para üstü baya bi' eksilmiştir çünkü. tamamlanmaya çalışılır. cepte de 1 samsun, 1 biskuvilik üstü denkleştirecek gibi küçük paralar yoktur.

    yazın ortası, öğlenin sıcağı, koş, et derken sırılsıklam olunmuştur. halil dede kapıda bekliyordur. soluk soluğa poşet uzatılır. halil dede şaşırır. eğilip, poşetin içindekilere bakar.

    - (55-60 civarı, bi' tomar parayı uzatırken) buyur halil amca, demir bozukluklar da aldım
    - hah, allah razı olsun yavrum

    baba tekrardan zırr zırr çaldırmaya başlar.

    - hadi halil amca ben gideyim artık, kendinize iyi bakın

    fikriye nine hala iç kapının oradadır. oradan bağırır;

    - selimim, sağol çocuum. çok sağol. annene çok selam söyle.
    - (koşarken geri geri el sallayaraktan) siz de sağolun fikriye teyze, hadi hoşçakalın

    telaştan daha eve girip alacağını bile almadan geri koşmaya başlamıştır çocuk. o sırada poşetin içini karıştıran halil dede, çocuk köşeyi dönerken, kendi kendine mırıldanır;

    - teh... kısa bunlar yav... ah be yavrum, içilmez ki bunlar
  • charlie chaplin, maddi açıdan zor durumda olan, eddie adındaki bir oyuncu arkadaşı için, onun adıyla "charlie chaplin benzerlik yarışması"na girer. arkadaşı pek sevinir. sonunda birincilik ödülünü alıp, borçlarını ödeyecektir.

    charlie chaplin 7. olur.
  • otobüs durur. yaşlı bir teyze inmek için hareketlenir. fakat yaşlılık hali işte, ağır aksak gelir arka sıralardan. tüm otobüsün gözü teyzenin üzerindedir. şoför de arkasına dönmüş, teyze indi mi, iniyor mu diye bakmaktadır.

    teyze kapıdaki basamaklara kadar ulaşır. adım atmak için çabalar. bir elinde baston, öbür eli tutunacak yer arıyordur. o an teyzenin düşündükleri aklınızdan geçer; "tüm otobüsü beklettim. ah şu yaşlılık. bacağım da bi' aksamasa inderdim hemen de"...

    dayanamaz, hemen koşar, kolunun altına girersiniz. kadıncağız kolundan destek alınca derince bir nefes bırakır.

    normalde otobüse binecek kadar uzak bir yerlere gidiyorken eşofman giymeyi tercih etmeyen siz, o gün her nedense tercihiniz eşofmandan yana olmuştur.

    zincirleme olaylar ikinci basamakta patlak verir. teyzemiz boşta tutunacak yer arayan eline sonunda bir destek bulur; sizin bacağınız. totonuz bir anda görünüverir. o heyecanla, aman donumu toplayayım derken kadının bastonuna bir tekme... bu noktadan sonra ikimiz için de aşağıya inmek daha kolaylaşır; yuvarlanırız.

    inince, teyze bastonu kafanıza kafanıza vurur. ama ağzında zerre kelime yok. daha sonra da otobüs kapılarını kapatarak gider. siz de, inmeyi hiç düşünmediğiniz bir durakta inmiş, bir de üzerine sopa yemiş olursunuz.
  • yol ortasında çocuğunu döven anneye yaklaşıp "ayıp olmuyor mu hanfendi, yazık çocuğa" dedikten sonra, burkulmaktan kulağı kıpkırmızı olmuş çocuğun, işaret parmağını üzerinize tutarak "kel kel kel kel kel" gibi bir sonsuz döngüye girmesi. koşarak uzaklaşmak...
  • 8-10 yaslarinda bir kiz cocuguna kopek saldirmasi, cocugu kurtarmak icin superman misali atilip cocukla kopek arasina girmem, cocugun imdat cigliklarina apartman ve dukkan camlarindan bir ton kafanin uzanmasi, kopek coktan sivistigi icin olayi izah edememem, dili tutulan kucuk kizin "hebeebee heh" disinda bir kelime telaffuz edememesi, mahalle sakinlerinin lincinden kosarak uzaklasmam.