şükela:  tümü | bugün
169 entry daha
  • üniversite hazırlık okuduğum zamanlar. akşamüstü. okuldan çıktım eve dönüyorum. ev öğrenci evi. birkaç arkadaş beraber kalıyoruz. bir arkadaş yemek yapacak o akşam. eve otobüsle gidiyorum. tam indim otobüsten yolun karşı tarafına geçeceğim, onu gördüm. 50-60 yaşlarında bir amca. üstü başı eski ama düzgün ve temiz. eskiden kastım yırtık pırtık değil yani ama eski işte. bilirsiniz. kafasında çiftçi şapkası. ellerini arkadan bağlamış kaldırımda bekliyor. o metal çöp kutularının yanında. bir etrafı yokluyor bir çöp kutularını. utanıyor. kaldırım sakinken arada tek elinin işaret parmağıyla bir iki poşeti dürtüyor. sonra geri kaçıyor hemen. belli, her zaman yaptığı bir şey değil. ama mecbur. herkesi evinde yemek beklemiyor. ve ben kilitlenmiş bir şekilde yolun karşısından seyrediyorum. dilencilere kuruş vermeyen, hepsinin sahtekar olduğuna inanan birisiyim normalde. kurunun yanında yaş da yanıyor bazen gerçi ama ben de böyleyim, güvenemiyorum hiçbirine. ama bu adam farklı. bu adam dilenmiyor. onurunu, gururunu kaybetmemiş diğer sahtekarlar gibi. çöpe bakmak bile canını acıtıyor. canımı acıtıyor. birkaç kere daha bakıyor çöpe. en üstte ne varsa onlara. derinlere bakamıyor. ama ben derinlere bakıyorum o sırada. kendi hayatımı düşünüyorum. çok zengin bir ailem yok ama yine de şikayet ettiğim şeyleri düşünüyorum. beğenmediklerimi. sevmediklerimi. lüks içinde yaşadığımı hissediyorum amcayı izledikçe. şükrediyorum.

    bir şey yapmam gerekli. ama ne yapmalıyım hiç bir fikrim yok. daha önce yapmamışım ki öyle şeyler. düşünüyorum. yok. yapacak şeyler yok değil. aklıma bir şey gelmiyor. düşünüyorum dedim ama düşünemiyorum pek. bulamıyorum bir şey. geçiyorum yanından sessizce. eve giriyorum. yemek kokusu. amcayı düşünüyorum tekrar. arkadaşıma anlatıyorum. “çağırsaydın keşke” diyor, “yemek yeseydi”. o anda yemek piştiğinden herhalde, para vermek aklımıza bile gelmiyor. yemek yedireceğiz. niyetimiz iyi.

    hemen çıkıyorum evden. inşallah gitmemiştir diyorum. korkuyorum. pişmanlık kaplıyor içimi. birazdan yaşayacağım asıl pişmanlıktan henüz habersiz bir şekilde çöp kutusunun yanına geliyorum. amca orada değil. fazla uzaklaşmamıştır diyorum ve bir yön belirleyip koşar adım yürüyorum. işte orada! buluyorum amcayı. yine bekliyor. yine çöp kutusu. yine eller arkada. 5 adım ötemde öylece duruyor. ve yine kaplıyor içimi ne yapacağını bilememe duygusu. oturuyorum kaldırıma. bir yandan izliyor bir yandan da düşünüyorum ne diyeceğimi. bilemem ben ne yapacağımı böyle konularda. bilsem bunu yazıyor olmazdım zaten. birkaç dakika geçiyor ve ben sıkılıyorum artık boş boş oturmaktan. doğaçlama girerim diyorum. hallolur. hallolmuyor.

    yavaşça yaklaşıyorum amcaya ve omzuna dokunuyorum. dönüyor. ardından 19 yaşında bir genç olarak hayatımın en düşüncesiz sorusunu soruyorum:

    -sizi biraz izledim de, muhtaç mısınız?

    çöpe bakmaya utanan ve insanlardan bu kadar çekinen birisine “muhtaç mısınız?” diye soruyorum. pat diye. daha sorarken farkediyorum seçtiğim kelimelerin, yaptığım şeyin yanlışlığını, onu inciteceğimi ama çok geç. sormuşum artık. “hayır.” diyor amca. “hayır, şurada plastik topluyorlar da onlara yardım ediyorum.” yüzüme bile bakmıyor cevaplarken. yalan söylüyor. plastik aramadığını biliyorum. adım gibi emimim, yiyecek arıyor. ama bir şey diyemiyorum. ne diyebilirim ki zaten? şimdi utanma sırası bende. yerin dibine giriyorum. tek kelime bile çıkmıyor ağzımdan. acı bir gülümseme kaplıyor sadece yüzümü. kendime acıyorum ama. düşüncesizliğime. ve geldiğim hızla dönüyorum geri. hiçbir şey yapamamış olarak ve yıllar sonra bile unutamayacağım bir dersle birlikte:

    “düşünmek tek başına yeterli değil, ince düşün.”
2 entry daha