şükela:  tümü | bugün
  • özgürlük başkasının özgürlük alanına müdahale değildir. örneğin paparaziler başkalarının özgürlüğünü gasp etmektedirler. insanların özel yaşamlarının içine etmektedirler. basın basın özgürlüğünü yanlış idrak ederek insanlara cehennem azabı çektirmektedir.
  • başın özgürlüğü olarak kıyısından algı edildiğinde, kafanın içindekilerin özgürlüğü olarak tanımlanır. bu da düşünce özgürlüğü başlığında incelenmiştir sanıyorum.
  • (bkz: basmane)
  • turkiye gazeteciler sendikasi (tgs), yeni tck’nin 1 nisan’da yururluge girmesi ile birlikte iyice zora girecek basin ozgurlugu hakkinda “basin ozgurlugu bildirgesi” hazirladi. politika duragi programinda cuneyt arcayurek’in belirttigi gibi bu konunun gundeme getirilmesinde sadece tgs’nin sesinin cikmasi, belli bir kisim medyanin uc maymunu oynamasi ilginctir, ya da aslinda kendileri icin bir tehlike olmadigi icin* ilginc degildir. konu ile ilgili tgs metni soyledir:

    -tgs, “sansüre ve otosansüre hayir” kampanyasi başlatti

    -tgs genel başkani ipekçi: “hapishaneler gazeteci dolacak”

    -“iktidar haberlere müdahale ediyor. bu bizim lisanimizda
    sansür anlamina gelir”

    -“otosansür, türk basininda kangren haline geldi”

    (5 ocak 2005)

    türkiye gazeteciler sendikası (tgs), “basın özgürlüğü bildirgesi” yayımlayarak, “basında sansür ve otosansüre hayır” kampanyası başlattı. tgs genel başkanı ercan ipekçi, basın kanunu’nun 19’uncu maddesi ile türk ceza kanunu’nun basınla ilgili maddeleri değiştirilmediği takdirde 1 nisan 2005’ten itibaren “hapishanelerin gazetecilerle dolacağını” ve “gazetecilik yapmanın imkansız hale geleceğini” bildirdi.

    ercan ipekçi, 5 ocak 2005 çarşamba günü istanbul’da sendika genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, yaklaşık bir yıldan beri yeni bir sendikacılık anlayışının çalışmalarını yaptıklarını anlatarak, bu anlayış çerçevesinde geçmişte tgs’ye yöneltilen “ücret pazarlığı sendikacılığı” eleştirisinden kurtulmak için yeni bir misyon üstlendiklerini belirtti. bu çerçevede gerektiğinde özeleştiri de yaptıklarını ifade eden ipekçi, şunları söyledi:

    “medya sahiplerini de aynı şekilde özeleştiriye davet ettik. tgs geçmişte yüksek ücret pazarlıkları yüzünden basında sendikanın bitmesiyle suçlanıyordu ki, bunda kendi üzerimize düşen sorumluluğu üstleniyoruz, özeleştirimizi de yapıyoruz ama medyada bugün bir yozlaşma var ise bu yozlaşmada da medya sahipleri kendilerine düşen payı üstlenmek zorundadırlar. aynı özeleştiriyi biz medya sahiplerinden de bekliyoruz. isteğimiz, hem medya sahiplerinin hem de hükümetlerin gazetecilerin yasal haklarına, özgürce habercilik yapma haklarına, sendikal haklarına ve sendikalarda örgütlenme haklarına saygı duymalarıdır.”

    ercan ipekçi, 27-28 kasım 2004 tarihlerinde toplanan tgs genel kurulu’nda tüzük değişikliği yaptıklarını ve gazetecilik meslek ilkeleri’ni de kendi önlerine bir misyon olarak koyduklarını kaydetti.
    tgs genel kurulu’ndan sonra sendikanın şubelerinin bulunduğu ankara, istanbul, adana ve izmir’de gazetecilerle yaptıkları toplantılarda basında sansür konusunu ele aldıklarını anlatan ercan ipekçi, bu konuda hızlandırıcı etkinin ise anadolu ajansı işyerinde karşılaşılan bir sorun olduğunu belirtti. ipekçi, şöyle devam etti:

    “bir arkadaşımız, milli eğitim bakanlığı’nca resmi gazete’de yayımlanan bir yönetmelik değişikliği haberinden dolayı bakanlık basın müşavirliğinin ağır tehditlerine maruz kalmıştır. bu konuda biz sendika olarak işyerinde gerekli girişimlerde bulunduk. ancak, örgütlü olmadığımız diğer işyerlerinde benzeri birçok olayla karşılaşıyoruz. başbakanın gazetecilerin sorduğu soruyu beğenmemesi, soru soranları terslemesi gibi uzun zamandan beri karşılaştığımız olaylar var. başbakanın, kıbrıs konusundaki haberlerle ilgili olarak otosansür uygulanması ricasında bulunması da vahim bir durumdu. bu teklif de hem sendikamız hem diğer meslek örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı. iktidar aleyhine yazı yazan bazı gazetecilerin, genel yayın yönetmenleriyle konuşularak, zorunlu yıllık izne çıkarıldıklarını da biliyoruz.

    dolayısıyla olay sadece anadolu ajansı veya trt’de haberlere yapılan müdahalelerle sınırlı değil. basının tümü üzerinde, yaygın bir şekilde, iktidar temsilcileri veya basın müşavirleri aracılığıyla yapılan müdahaleler ve telkinlerle bir yönlendirme var. bu bizim lisanımızda sansür anlamına gelir. belki bundan daha tehlikeli bir sonuç da; gazetecilerin, editörlerin iktidarın hoşuna gitmeyeceğini düşündüğü haberleri yapmama gibi bir otosansüre yol açmasıdır. belki doğrudan sansürden çok daha tehlikeli olan otosansür şu anda türk basınında bir kangren haline gelmiştir. bu sorunların temelinde, gazetecilerin örgütsüz olmaları ve iş güvencesinden yoksun çalışmalarının da payı vardır.”

    ercan ipekçi, 4 ilde gazetecilerle yapılan toplantılarda dile getirilen görüş ve öneriler çerçevesinde hazırlanan “basın özgürlüğü bildirgesi”nin kamuoyuna açıklanmasının ardından diğer meslek örgütleriyle de görüşeceklerini ve “basında sansüre ve otosansüre hayır” kampanyası başlatacaklarını belirtti.

    ipekçi, bu kampanya etkinlikleri çerçevesinde hükümet yetkililerine mektup gönderilmesinden yürüyüş yapılmasına, anıt kabir ziyaretinden imza kampanyası düzenlenmesine kadar aktif ve pasif çok çeşitli etkinlikler gerçekleştirileceğini ifade etti.

    ercan ipekçi, tgs’nin üyesi olduğu uluslararası gazeteciler federasyonu (fij) ve avrupa gazeteciler federasyonu (efj) aracılığıyla da taleplerini uluslararası düzeye taşıyacaklarını söyledi.

    basin özgürlüğü bildirgesi

    ipekçi, daha sonra tgs tarafından hazırlanan “basın özgürlüğü bildirgesi”ni okudu. bildirge’nin tam metni şöyle:

    “basında sansür ve otosansüre son verilmelidir. gazeteciler her türlü baskıdan uzak özgür bir ortamda meslek ilkelerine uygun olarak sadece habercilik görevlerini yapabilmelidir.

    siyasi iktidarların temsilcilerinin ve onlara bağlı bürokratların, basın özgürlüğünü ihlal eden müdahaleci tavırları sansür anlamına gelir ve asla kabul edilemez.

    dışarıdan müdahaleler, özellikle iktidar çevrelerinden gelebilecek telkinler, kamuoyunun bilgi edinme hakkını kullanmasına da ağır bir darbe vurur.

    editoryal bağımsızlık basın özgürlüğü için olmazsa olmaz koşuldur. bu nedenle, medya sahiplerinin çıkar ilişkilerinin, yayın politikaları üzerindeki gölgesi kalkmalıdır.

    basın kanunu’nun 19’uncu maddesi ile 1 nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan türk ceza kanunu’nun basınla ilgili maddeleri acil olarak yeniden düzenlenmelidir. özellikle, türk ceza kanunu, basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını tehdit eden çok tehlikeli hükümler içermektedir.

    medya sahiplerinin, basın dışı ticaretle, bankacılık ve finans sektörüyle ilişkisi yasal düzenlemelerle sona erdirilmeli, medya sahiplerinin devlet ihalelerine girme hakkı kaldırılmalıdır.

    gazetecilerin 212 sayılı basın iş yasası’ndan doğan yasal hakları ile sendikalarda örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi yapma hakkına saygı duyulmalıdır.

    gazetecilerin çalışma koşulları iyileştirilmeli, kadrosuz çalıştırma uygulamasına son verilmeli, insan onuruna yakışır ücret alması sağlanmalı, haftalık izin, yıllık izin, fazla mesai hakları korunmalıdır.

    gazetecilere tek yanlı imzalattırılan bireysel iş sözleşmelerindeki işçi aleyhine olan hükümler kaldırılmalıdır.”

    ipekçi, yapacakları etkinliklerle ilgili bir soru üzerine, ilk aşamada meslek örgütleriyle görüşeceklerini ve hazırlayacakları mektupları başbakanlık, meclis başkanlığı, ilgili bakanlıklar ve hükümet üyelerine göndereceklerini söyledi.

    hapishanedeki gazetecilerle ilgili bir soru üzerine ise ipekçi, türk ceza kanunu’nun basınla ilgili maddeleri hakkında bilgi vererek, muğlak ifadeler içeren bu maddelerde belirtilen suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın ağırlaştırıldığına ve hapis cezası getirildiğine dikkati çekti. ipekçi, şöyle konuştu:

    “avrupa birliği uyum yasaları adı altında birçok yasada değişiklikler yapıldı. geçen yıl haziran ayında yeni basın kanunu yayımlandı. bu kanun özgürlükçü bir kanun olarak sunuldu. o kadar ki, ‘içerisinde tek bir yasak sözcüğü bile yer almasın istiyoruz’ denildi. kanunun ‘yargıyı etkileme’ başlıklı 19’uncu maddesi hakkındaki endişelerimizi ısrarla anlattık. diğer meslek örgütleri de bu maddenin sakıncalarına dikkati çektiler. ancak yasa yapıcılara dinletemedik. şimdi bu maddenin uygulamada yarattığı sıkıntılar birer birer ortaya çıkmaya başladı.

    basın kanunu, ‘basın suçlarından dolayı hürriyeti bağlayıcı ceza -yani hapis cezası- verilemez’ diyor. ancak kanunda öngörülen ağır para cezalarına mahkum olan bir gazetecinin bu ödemeyi yapamaması durumunda, nasıl bir uygulamaya gidileceğini kanun göstermiyor. bu durumda, bu alacağın, icra takibi yoluyla tahsil edilmesine çalışılması muhtemeldir. bu da yapılamadığı takdirde kamu alacağının ödenmemesinden dolayı gazeteci yine hapse girmek zorunda kalacak.

    basın kanunu’nun uygulanmasında karşılaşılacak bu sorunlara şimdi türk ceza kanunu’nun basınla ilgili maddeleri eklenmektedir. yeni tck, şu anda yürürlükte değil. 1 nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek. yürürlüğe girer girmez de, geçmişte basın kanunu’nda, terörle mücadele kanunu’nda avrupa birliği uyum yasaları adı altında yapılan iyileştirmelerin hepsini silip süpürecek. yeni türk ceza kanunu, basın suçlarına hapis cezası getiriyor. 1 nisan’dan sonra hapishaneler gazetecilerle dolacak. hiç kimse hiçbir haberi yapamayacak. gazetecilik yapmak imkansızlaşacak.

    bir telefon konuşmasını teybe kaydedip yayımladığı için gazeteci hakkında mahkumiyet kararı verilmesi halinde, yeni türk ceza kanunu, sadece o yayının yapıldığı gazete, radyo veya televizyonun değil, o yayın kuruluşlarının sahibi olan şirketin kapatılmasını öngörmektedir. biliyoruz ki, bir şirket, birden fazla gazetenin, derginin, radyonun ve televizyonun sahibi olabilmektedir. birinden alınacak mahkumiyet tümünün yayın izninin iptaline yol açabilecektir. bunlar çok tehlikeli maddeler. acilen değiştirilmesi gerekir.”

    ercan ipekçi, hükümetin, avrupa birliği’ne tam üyelik sürecinde uymayı taahhüt ettiği konular arasında basın özgürlüğü ve sendikal hakların da bulunduğuna işaret etti. bu taahhütlerin, müzakere sürecinin 10’uncu yılına bırakılmasını değil öncelikle en başta yerine getirilmesini beklediklerini ifade eden ipekçi, şunları söyledi:

    “çünkü medya ab müzakerelerinin içeriği konusunda toplumu sağlıklı ve eksiksiz olarak bilgilendirebilmelidir. medya özgür habercilik yapamazsa, sansür ve otosansürün etkisinde kalırsa bu ülkede yaşayan insanların geleceğine hizmet etmiş olmayız. ab ile tam üyelik müzakerelerine başlanabilecek tarihin alınmasıyla ilgili haberlerin ilk günlerde kamuoyuna yansıtılış biçimi bile bu endişelerimizdeki haklılığımızı göstermektedir. birilerini memnun etme adına biz halktan gerçekleri saklarsak, toplumu eksik veya yanlış bilgilendirirsek kendimize ihanet etmiş oluruz. böyle bir yayıncılığın hiç kimseye yararı olmaz. buna hiçbir hakkımız yok. avrupa birliği ile müzakerelerin sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi için meselelerin toplumun her kesiminde her yönüyle tartışılabilmesi gerekir. bunda aracılık edecek olan da medyadır. bu nedenle, öncelikle medya editoryal bağımsızlığına kavuşmalı; medya çalışanları, özgür habercilik yapabilecek güvencelere ve sendikal haklara sahip olmalıdır.”

    kaynak: http://www.tgs.org.tr/…ts/bulten/bulten2005_01.html
  • turkiye de basin ozgurlugu "dogan abi ne diyorsa odur" seklindedir mesela.
  • hitler'e göre; "halka yalan söylemek ve onu zehirlemek için kullanılan ve cezasız kalan rezilane bir usulün edebi bir sözle ifadesidir."

    taze müritlerinin ziyadesiyle yararlandığına bakıldığında, kahramanlarını yeterince hatmetmedikleri anlaşılıyor..
  • bir başın kalemine karar verme özgürlüğüdür. kurşun mu yoksa dolma mı, tüyden mi yoksa tuşlu mu... (siz hangisisiniz, pek çıkaramadım?... ben hepsiyim patron!... hah, tam aradığım karışım...)

    böylesi bir özgürlüğe meraklı olanlara ilgili bakınızlar verelim:
    (bkz: medyada sömürü)
    (bkz: basın şehidi)
    (bkz: gazeteciler bayramı)
    (bkz: hak hukuk gak guguk)
  • öncelikle basın mensuplarının iyi anlayıp özümsedikten sonra gerçekleşebilecek güzel bir olay..
    (bkz: özgürlük)
    (bkz: sansür)
    (bkz: ali kırca)
  • samimiyetinden suphe duyulmasi gereken mevzudur