şükela:  tümü | bugün
  • gelecek nesillerin karsisina cikabilecek bir problem. karsimizdaki bir insan, robot, makine, hayvan, zombi veya diger bir yaratigin kendimiz gibi bir zihne sahip oldugundan nasil emin olabiliriz problemi baska zihinler problemidir. ornegin, turing testini gecen gelismis bir makine, robot veya bilgisayarin gercekten de kendimiz gibi duygu, dusunce ve gelismis zihinsel becerilere sahip olduklarindan nasil emin olabiliriz sorusu baska zihinler problemidir.
    "karsimizdakinin bedenini, cikardigi ses ve yaptigi davranislarin altinda zihinsel bir seylerin oldugundan nasil emin olabiliriz?" sorusu, baska zihinler problemidir.
    bu arada gunumuzde basit bir sekilde programlanmis oyun veya her hangi bir chat programindaki bilgisayar karakterleri sorulan sorulara cevap vermekte veya baska bir dile ceviri yapmaktadir. ama alinan cevaplar cogu zaman siritmakta ve gercek hayattaki gibi dogal olmaktan uzak ve cok rahatlikla bir programin urunu oldugunu anlasilmaktadir. ama yillar gectikce alinan cevaplar, ceviriler mukemmellesecektir. iste o zaman, insanlar cevap verenin insan mi yoksa makine mi oldugunu anlamakta gucluk cekecek. gelecek nesiller, bu baska zihinler problemleri ile karsi karsiya gelecektir.

    2000'li yillardan sonra yapay zeka filmleri populer olmaya baslamistir. oblivion ile yapay zeka filmleri "başka zihinler problemi" icin guzel orneklerdir.
  • bu başlıkla karşılaşmam tamamen içinde bulunduğum simülasyonun bir hilesidir, içinde bulunduğum robot aleminin farkına varmadan ve gerçeği bulmadan önce bu başlığın karşıma çıkmamış olması da buna işarettir. beni manipüle etmeye çalışanlar bu edindiğim bilgiyi de "problem"miş gibi göstererek manipüle etmeye çalışmaktadırlar.

    paranoyası.
  • kabaca, "benim dışındaki insanların benimki gibi bir zihne sahip olduğundan nasıl emin olabilirim tamamiyle bilinçli davranan, konuşan hatta bilinç felsefesi doktorası yapmış bir profesörün bir zihne sahip olup olmadığından nasıl emin olabilirim? sorusunu konu edinen problemdir.

    başka bir deyişle en genel anlamda her türlü birinci kişi subjektif zihinsel deneyimimi ücüncü kişi objektif zihinsel deneyimle nasıl açıklayabilirim sorununu konu eder. (benim kendi "acı-ağrı" kavramımı kendi hissettiğim bildiğim acı-ağrı'nın ötesine nasıl genişletebilirim?)

    bunun dışında felsefi zombilerin varlığı konusunda başka başka felsefi sonuçları olan bir problem. yani misal cem yılmaz denen adamın, yaptığı her türlü bilinçli davranışını, işini gücünü her zamanki sıradanlığında yapmasını, konuşmasını, oturmasını kalkmasını, güldürmesini ...vs sandığımız anlamda bilinçli bir şekilde yapmadığını, aslında hiç bir şey yaşamadığını, hissetmediğini, hatta yaşayan bir ölü olduğunu iddia edebilirim ve bu iddianın doğru ya da yanlış olduğunu sadece cem yılmaz "bilebilir" ama doğru ya da yanlış olduğunu ispatlayamaz. ayrıntılı bilgili için felsefe jurnalinin göz bebeği, 2018 yılı itibariyle insanlığın gelmiş olduğu en son entelektüel seviyenin online yansıması, gezegenin felsefi konularda gözü kapalı akademik kaynak olarak kullanılabilecek en bütünlüklü sözlüğüne, stanford felsefe ansiklopedisine yönlendiriyorum (wikipedia da iyi ancak bu konularda akademik güveninirliği (ingilizce olanını kast ediyorum )henüz tam istenilen seviyede değil. ): http://plato.stanford.edu/entries/other-minds/

    bu problem aslında başka bir felsefi problemin getirisidir. bilinç problemi (the problem of consciousness ) denen bu daha temel problem son zamanlarda oldukça moda. bilinç problemi en genel anlamda bilincin ne olduğunu, sınırlarını, felsefi olası sonuçlarını, gerçeklik problemini.. vs kapsayan çok geniş bir konudur.

    koca koca filozofları bir araya getirip hakkında saatlerce konferanslar verdirecek kadar, zombi'lerin (felsefi zombiler: http://plato.stanford.edu/entries/zombies/ - http://consc.net/zombies.html) varlığını felsefi ve kavramsal manada ciddi ciddi soruşturduklarını söyleyeyim. 80'lerin trash metalci tipini daha henüz yitirmiş filozof david chalmersa göre kolay ve zor olmak üzere ikiye ayrılır problem.

    zor problem; fenomenal bilinç (yani neye benzer (what it is like.. sorusunun ya da örneğin*) sorusunun cevabını veren belirli niteliksel bilinç durumlarının * (tat, acı, ağrı, renk, anlam ...vs gibi)) ya da genel anlamda bilincin nasıl oluyor da fiziksel bir şeyden, misal beyindeki nöron süreçlerinden, meydana geliyor sorusunu konu eder. yani maddenin nasıl bilinç ortaya çıkardığı sorusu the hard problem of consciousness - bilincin zor problemi adıyla anılır.

    bu noktada mental olanla fiziksel olan arasında bir explanory gap -açıklayıcı gedik- olduğunu iddia eden chalmers gibi descartes geleneğini can siparane savunanlar var. bu tür zihinsel deneyimleri bilim yapmamızı sağlayan ve doğada bir gönderimi olan doğal terimlerle açıklamanın imkansız olduğunu yani zihinsel olanı fiziksel olana hem epistemolojik-bilgibilimsel hem de ontolojik-varlıkbilimsel anlamda indirgenemeyeceğini söyleyenler olduğu gibi bütün bilinç deneyimlerinin fiziksel olana bağılımlı olduğunu ve simülasyon argumanında da - substrate independence* * *- adıyla varsayıldığı üzere, zihnimizde olup bitenlerin bir şekilde fiziksel, maddesel yani uzay-zamanda yer kaplayan şeylerin (elektronlar, atomlar kimyasal moleküller,nöronlar, belirli fiziksel katmanlar... vs) ekileşimi sonucu onlara bağlı olarak ortaya çıktığını söyleyenler de var.

    bu tür materyalist (naturalist) teorilerin en hassas kavramı türkçede tam karşılığını bilmediğim için bağılım diye çevirdiğim; ingilizcede supervenience adıyla ele alınmakta. john searle gibi başka felsefeciler ise bilinç fenomeninin yanlış algılandığından sıvı analojisi kullanarak bahsetmekte. searle'nin analojisine göre bir bardaktaki suyun her bir molekülünü tek tek inceleme fırsatı bulduğumuzda, her bir molekülün tek başlarına alındıklarında * sıvı olma özelliğine sahip olamayacağını söyleyebiliyorsak aynı şekilde bilince sahip her hangi bir nöron da yoktur diyebiliriz, bu nedenle bir bardak suyun sıvılık özelliğini nasıl bir h2o molekülüne indirgeyemiyorsak, bilinci de fiziksel olanın doğasına indirgeyemeyiz diye buyurmakta.

    bu searle'in ontolojik indirgenemezliğine tekabül ediyor. kavramsal daha doğrusu epistemolojik indirgenemezlik için ise ünlü chinese room -çin odası- düşünce deneyi örnek gösterilebilir. yine bu problem ile alakalı bir başka arguman da frank jacksonın öne sürdüğü bilgi argumanını -knowledge argument olarak geçmekte. bu arguman bir düşünce deneyi sunmakta basitçe söylemek gerekirse, mary adında bir kadının sadece siyah ve beyaz ve gri tonlarından meyda gelen bir odadan hiç çıkmadan yaşadığını hayal edelim. mary'nin renklerle ilgili onları görmek dışında bilinebilecek her türlü şeyi bildiğini farz edelim.

    1- hangi rengin hangi durumlarda dalga boyunun yahut frekansının ne olduğnu biliyor olsun,

    2-ya da renkli yüzeylerin yüzey yansıtma oranlarını bir çırpıda sayabiliyor olsun,

    3-bütün bir optik konusunu, quantum alan teorisini, 11 boyutlu string teorisi gibi fizik biliminde bilinebilecek her şeyi biliyor olsun,

    4-kimya ve bioloji konusunda da bütün bilinebilecek her şeyi biliyor olsun. . . . . . .

    kısacası koca bir bilgi küpü dahi bir kadın olsun mary ve bütün fiziksel olguları biliyor olsun. renkleri görmeden renkler hakkında bilebileceği her şeyi birer bilgi kabul ettiğimizden, ve bu bilgilerin en nihai dayanağı en temelde "yaklaşık olarak" doğruluğundan emin olduğumuz bilimsel teoriler olduğunu iyice akılda tuttuktan sonra bütün bilimsel teorilerin ister formal ister informal olsun hepi topu belirli bir takım cümleler kümesi olarak görelim.

    misal einstein'ın genel görelilik teorisini hadi en kötü ihtimalle 500 tümceyle açıklayabilsin, bu cümlelerde kullanılan bilimsel terimlerin ("elektron", "nöro-transmitter madde", "kalsiyum", "nöron", "foton", "dentrid", "atom", "thc molekülü" vs...) her birinin doğada gerçekten de bir gönderimi olan fiziksel varlıklar olduğunu söyledikten sonra mary'i odadan çıkartıp kırmızı bir elma gösterdiğimizde tepkisinin ne olacağı yönünde arguman gelişmekte.

    jackson'a göre mary şaşıracaktır ve ilk defa kırmızıyı gördüğünü söyleyecektir. böyle bir durumda gerçeklik hakkındaki bilgimizin (bilimin bütün ihtişamına rağmen bize sunduğu kadarıyla) g-e-r-ç-e-k-t-e olduğundan daha sınırlı olduğunu görürüz.

    fizikalizmin subjektif-öznel niteliksel bilinç deneyimlerini objektif-nesnel bir düzlemde yani bilim ve dolayısıyla bilgi düzleminde açıklamanın imkansız olduğunu öne süren bir düşünce deneyi olarak görebiliriz. bu arguman yine epistemolojik indirgenemezliğe bir örnektir. görüldüğü üzere zihin üzerine düşünülen problemler bir yönleriyle diğer problemlerle iyice içiçe geçmiş durumda. herhangi birinden bahsederken bir diğerine ister istemez değinmek zorunda kalabiliyor insan. bilinç problerinini önemli kılan bir diğer etkense bizi nerelere götüreceği belli olmayan bambaşka metafiziksel sonuçlara yol açabilitesidir. bu konular ise bilinç metafiziği altında tartışılmakta
  • "görüsüz kavramlar, yani uyarlanabilecekleri olanaklı deneyim durumlarından yoksun kavramlar boştur." i. kant-saf aklın eleştirisi

    kant'a göre söylenecek olursa başka bilinçler şimdilik deneyimlenmekten uzak oldukları için boş veya yok kabul ediliyor. fakat başka bir bilincin teknolojik imkanlar kullanılarak deneyimlenebileceği ve tabi kişi mahremiyetinin sınırlarının silikleştiği hatta hemen hemen yok olacağı gelecek zamanlarda yaşayacak olanların aşmaya daha yakın olacağı problemdir.