şükela:  tümü | bugün
  • "prensip olarak başkanlık sistemine karşı değilim ama tayyip'in başkan olmasına karşıyım"cılar var. genelde milliyetçiler arasında. bu yüzden bahçeli'nin gözü kapalı erdoğan desteği, mhp kitlesinin hatırı sayılır bir kısmını ikna edecek. zira prensipte karşı değil adam, erdoğan'a da karşı olmamasını sağlamak, mhp genel başkanı'nın iletişimsel araçlarıyla gayet mümkün.

    peki bu mümkün müdür? yahut mantıklı mıdır?

    neden prensip olarak başkanlığa karşı değilsin de, erdoğan'a karşısın? sen olsan, yahut senin görüşün başkan olsa, karşı değilsin demek. peki, bir sonraki başkanın erdoğan benzeri olmayacağı ne malum?

    zaten sistemler bunun için değil midir? ülke şartlarını gözetir, ülkenin kendine özgü bir takım meyilleri varsa bunları dengelemek için gücü dağıtır. yasama - yürütme ve yargının ayrıklaşması zaten şart, ama bu üçlü içinde de gücü elinde bulunduran makamları, hareket kabiliyetini çok kısıtlamayacak şekilde dağıtmak gayet mantıklı. hele türkiye gibi bir ülkede.

    monarşi zaten bu yüzden kötü değil mi? evet, iyi bir adam monark ise, benevolent dictator gibi, ülkeye faydası dokunabilir. fakat ya oğlu salağın tekiyse? yahut, muhalefetin düzeltici etkisinin yokluğu, meydanın boşluğu nedeniyle bozulursa? sistem kendini aşmak için yeterli "stres"e sahip değilse?

    rejim ve sistem buna göre oluşturulur. türkiye gibi müslüman, aydınlanmayı kaçırmış, güruh davranışının yaygın olduğu bir ülkede "devlet kurumsallaşması"nın ve kimi modern ve faydalı anlayış ve kurumların oturmasının nedeni, mevcut sistem. bir benevolent dictator'ün peşrevinden ve hazırlayışından sonra, oturan dengeli bir sistem. elbette en mükemmele ulaşamadı ama memuriyet, kamusal alan, devlet adamı, vatandaş vs gibi birçok anlayış (çoğu türkiye'de 100 yaşından gençtir. alıştığımız için hep öyleydi sanırız.) bu sayede oturdu.

    bu dengenin önemli bir bileşeni de askerdi mesela. askerin "din düşmanı" olması iyi bir şeydi. dengeliyor, toplumu bir arada tutuyordu. bu kırıldığında, dinciler askere sızıp darbe yaptılar mesela. diğer darbelerden farkı, milletin desteğini almayı amaçlamaması, dincilere has gözükaralıkla meclisi bombalamaktan, yoldan geçen insanı öldürmekten çekinmemesi. önceden balans ayarı için darbe yapan asker (bu darbeler mutlaka iyi değildir. ama balans ayarıdır ve asker en kısa sürede kışlasına döner.) artık muhteris mehdilerin kehanetlerini gerçekleştirmek için araca dönüşebiliyordu. yahut bir diğer muhteris, artık askerin balans ayarı tehdidi olmadığından, gemi azıya alabiliyordu. 14 yılda toplumun belli bir kesiminin üzerine ne kadar gidildi, hukukun hakim olduğu bir ülkede cezai yaptırım gerektirecek ne kadar had aşan beyanlar verilip fiiller işlendi?

    hayır, türkiye yeteri kadar merkeziyetçi, fakat yeteri kadar "çok sesliliğe imkan veren" yapıdaydı. bu yapının verimli kullanılamayışının temel iki nedeni de, kürtçü-etnikçi ve islamcı tehlikedir. bu tehlikeler kimi zaman haklı olarak, kimi zaman da siyasilerin kendi çıkarlarına ulaşmak için kullandıkları bahaneler olarak, yapılan yanlışlara neden oldular. ama bu yanlışlara neden olan, insanların haklı olarak "tehlikenin farkında mısınız" diye sormasına, kelle kesecek, kadını evine hapsedecek tiplere karşı önlem almasına ve bazen hitlervari kıyamet tellallarına inanmasına neden olan tipler, mevcut yapımızın işlememesinin nedeniydi zaten. hep onlar yüzünden gerekeni yapamadık, yarım kaldık, onların hassasiyetleri yüzünden gelişemedik, onların da oy hakkı olması yüzünden salak salak adamlar meydan buldular.

    prensipte başkanlık sistemine karşı değilim, ama erdoğan'a karşıyım diyen, aslında erdoğan'a da taraftar, haberi yok. erdoğan'a karşı olması için var olan bütün saikler, yarın nur topu gibi yeni erdoğanlar olabileceği için, hep geçerli olacak çünkü.