şükela:  tümü | bugün
  • ah bir de rakı şişesinde balık olsam... mısrasını akla getirir. platonik bir sevgiden ötedir. çünkü karşındakine asla soramazsın. başkasınındır, gözlerinde başkasının silueti görünür.
    sen o'na bakarken, o 3. şahsa aşk mısraları fısıldar. aynı şarkıyı dinlerken, sözleri farklı insanlara adamak gibidir...
    içmek kafi değildir zira nefes almak da...
    arkadaşça elini tuttuğunda, elindeki ateşle onu yakmaktır. bile bile lades olmaktır. herşeye rağmen diyerek, sevmek, sevmek, sevmektir...
    adaleti sorgulamak, adeletsizliği üstlenmektir.
    teraziyi dengede tutmaya çalışırken, şirazeden çıkmaktır.
    "ben"cillikten sıyrılıp, "o"ncu olmaktır. "o" merkeziyetçiliğe, sırf mutlu olsun diye 3. şahısla birlikte olmasını dileyebilecek kadar çok kaptırmaktır.
    sonu bilinen filmi, sonu belli değilmiş ya da sonunu değiştirebilecekmiş gibi izlemektir. bir nevi -miş gibi yaşamaktır.
    soru işaretlerine, ünlemlere ve üç noktalara hayatında daha fazla yer ayırmaktır.
    keşke'leri, belki'leri ve çünkü'leri ard arda sıralamaktır.
    bir nevi; kalecisi olmayan, defansı çökmüş bir futbol takımında yer almaktır. gol yemeye mahkum, savunmasız... lakin ya atarsam?
  • böyle durumlarda siktir etmek gerekir. valla.
  • atilla ilhan bu durumu ücüncü sahsin siirinde pek bi güzel anlatmıştır
    (bkz: ucuncu sahsin siiri)
  • kafadan aşağı dökülen, bir demlik dolusu çaydır. etkisi ne fazla sıcak ne fazla soğuktur. votka ile yaşanmamalıdır.
  • seven-dellenen olduğunuzun resmidir.

    (bkz: seven eleven)
  • herkes için geçerli olan bir durum.çünkü sevdiğimiz herkes mutlaka bizden başkasını da sevmiştir, seviyordur.
  • aşk seni bekliyor mısrasını mırıldanansa yaşatan, sabır elzemdir diyense, bekle ben beklerim diyense, paylaşansa duygularını, şarkılar söyletense, aşk şarkılarında sözlere takılansa, alışmadığın ama uğruna kabullendiğin ise, sonrasında bir anda susansa, gölge gibi peşinde olan ve peşine düştüğünse kayıplara karışan, nedensizse gidişi ya da nedenini söylemeye bile tenezzül etmediyse, s.k gibi kalmak deyimini öğrettiyse derinlerde, gözlerin takıldıysa adına, yüreğin konuşurken beynin kelimelerini sessizleştirdiyse, suyun kaynağındayken susuz kaldıysan, yüzme bilmeden en derinlere daldıysan deli cesaretiyle, boğulduğunu fark ettiysen ve o görürken elini uzatmadıysa, bir felçli gibi öylece duruyorsa karşında sağlam olmasına rağmen, bir çocuğun çaresiz bakışlarıysa aynada gördüğün, verilen sözlerse arkasına bakmadan kaçan, bekleme nedeniyse siktir olup giden, inancın temeliyse düşünmeden yıkılan en kötüsü de 3. şahıssa bilmeden neden olan hayvan gibi inletir acısı. ama susarsın dışından.

    ne gariptir böyle bir halde en suçlu gibi görünen 3. şahsın en masum olması. belki de habersizce bir kenarda durandır. farkında olmadan derine doğru oysa da içini, suç işleyen çocuk kadar habersizdir kötülükten. ya iki kolu da dolu olan? isteyerek olmadı çok özür dilerim diyerek parçalayan... doğal olarak seçim yapması gereken ve tüm misketlerini ortada bırakarak defolup giden. siktir git demek ister insan, umrumda değil işte, daha fazla yakamazsın canımı... diyemez, umut değildir nedeni zaten bu kadar acıyı yok edebilecek bir umut yoktur ona dair... susmanın tek sebebi, bir gün gelip nedenini söyleme beklentisidir. bugüne kadar gösteremediği cesareti bir kez olsun gösterebilme ihtimalidir. yeterince korkaklık olmadı mı hayatında? yüzün mü yok gözyaşlarımın sebebi olduğundan? yanımda ağlamana dayanamıyorum deyişin ağlatacağını bilmenden miydi? yoksa inkar etmek mi kolay geldi? kış uykusundan uyanıp kabuktan çıkma zamanı değil mi ey olgun çocuk?

    aşk, sevgi güneş ve günebakan * ilişkisi gibidir. güneş çıktığı an, günebakan yüzünü güneşe çevirir. bükük boynu doğrulur, umudu vardır. güneş gittiğinde ise boynu bükülür yine. üzüntü ile güneşin gelmesini bekler... ama başkasını seven birini sevmekte güneşe bakmak acı verir. alışkanlıktır, karşı koyamamadır ve güneşin sıcaklığı ile yanmaktır...

    en zoru da yüzüne baktığının verilen sözlere rağmen yüzünü başkasına dönmesidir. hoşça kal, bu çocuk gider...