şükela:  tümü | bugün
  • 2 gün, 5 gün, 100 gün fark etmez.
    dünyanın en berbat günlerini yaşadığınız apaçık.
    temelinde güvensiz bir ortam, çünkü kontrol sende değil. beraber kaldığın insanların ki özellikle sevgili falanlarsa aralarında çıkan -gerçekten boktan sebeplerden- tartışmalara katlanmak zorundasın. birbirlerine yaptıkları kaprislere, nazlara, hatta bazen oynaşmalarına tahammül etmek zorundasın.
    istediğin saatte uyuyup istediğin saatte uyanamıyorsun. ev sahibinin götünün keyfine göre hareket etmek zorundasın.
    onun düzenine ayak uydurmak zorundasın, bir de ''misafir'' olmana rağmen, ''misafir'' olduğun için hizmet bekleyenleri var insanların.

    inanabiliyor musunuz, günlerdir evi bombok bırakıp giden bir insan var, mutfak leş gibi kokuyor. hergün temizliyorsun, nezaketen, kendi pisliğin olmamasına rağmen.

    bugün son nokta konuldu ama, akşam yemeği olduğu gibi salonun ortasında bırakıldı.
    yapılan makarnanın ardından da savaş alanına dönmüş bir adet mutfak var ortada.

    akşam yenen tatlının parası da benden alındı, evi de temizleyeyim bir güzel, ohhh.
    akşam olunca da ''hadi bi karpuz kes de yiyek'' derler, onu da yaparım.

    lan gelip buraya şikayet ediyorum ama, yeminle bozağıma kadar dolup taştım.
    içine bir insan zerresi sokmadığım bir evim olsun, sonra ben orda yaşayayım, sabah iş, akşam ev, ara sıra akşam dışarı çıkacak, iki bira içip evlere dağılınacak kadar yakınımda olan 2 tane de arkadaş... tamamdır.

    kendimi bildim bileli, ''köklerimden arınmak'' istemişimdir ben.
    beni bağlayan, benim önüme setler çeken, beni şekillendirmeye çalışanlar, bağımlılıklarım ve bağlılıklarımın olduğu ilişkilerden kaçınmış, sırf bu nedenle ''aile'' denen, gerçek manada ''kutsal'' kuruma şiddetle sırtımı dönmüşümdür.

    ama gel gör ki, bugün anlıyorum, kendim ettim kendim buldum.
    akşama basar giderim anamın babamın yanına, ne gelecekse başıma onlardan gelsin.
  • insan psikolojisinin içine eder. özel alanının, özel hayatının ırzına geçilir. sen sen değilsindir artık, o evin bir parçası olmuşsundur ve ancak köşedeki koltuk kadar kendine ait bir hayata sahipsindir. bir gün bir bakarsın, aa yüzünü değiştirmişler.

    insan hiçkimseye ve hiçbir şeye bağlı olmamalı ve evet efendim, paraya önem vermeli. parayı hayatının birinci değeri yapmamalı tabii ama paraya kıymet vermeli, arada sırada bir kenara koymalı, elinde tutmayı bilmeli. bir zamanlar anlatılan bir hikayede olduğu gibi, günümüz dünyasında herkesin bir fiyatı vardır ne yazık ki. önemli olan o fiyatı yüksek tutabilmek. yoksa özel hayatınız size kalmaz, saatleriniz de tabii. eşyalarınızın bile ırzına geçilir. öyle bir ırzına geçilir ki insanın kendi kıyafetlerini şenlik ateşinde yakası gelir.
  • ''bir misafirliğe gitsem
    bana temiz bir yatak yapsalar
    herşeyi, adımı bile unutup
    uyusam...

    kalktığımda yatağım hala lavanta koksa
    kekikli zeytinli bi kahvaltı hazırlasalar
    nerde olduğumu hatırlamasam
    hatta adımı bile unutsam''

    (bkz: melih cevdet anday)
  • mümkün olduğunca imtina ettiğim eylem. tercih etmeyiniz, ettirmeyiniz.
  • yalnız yaşamayı ve yalnızlığı seçmişlerin çok da tercih ettiği bir şey değildir.
  • cok sevdigim eylemdir. sebebini bilmiyorum. ama elime gecen her firsatta, biri bana gel bu saatte eve gitme bende kal dedigi anda atlarim. sikiliyorum hep ayni yerde olmaktan sanirim ondan kaynaklaniyor.

    yalmiz eger boyle "al bu yastik bi de battaniye su kanepede uyuabiirsin" derlerse o zaman seviyorum, birisi "yatak acalim, beyaz yastik nevresim kilifi, yastik kilifi" falan diye basladi mi ben geriliyorum, rahatsizlik veriyormusun gibi geliyor. o nedenle casual yatiya kalmalar tercihimdir efendim.
  • babamın kendi evinde uyuyamamasına sebep olur. adam babanneme bile gitsem hastalanacağım, ya da başıma herhangi bir kötülük gelecek diye korkuyor.
  • pijama ayarlama seansları vardır bu yatılarda. uzun boylu adama pijama ayarlamaya çalışırken, o an o evdekiler "bıhıhıhı" diye gülerler illa ki. bu olaya gülünmediği gün kıyametin kopacağı rivayet edilir.
  • sanırım hiçbir zaman alışamayacağım şey.

    tanımadığım bir insanın evinde kaldığım bir geceyle, çok samimi olduğum arkadaşlarımın evinde kalmak arasında bir fark yok benim için. uyandığım sabah hep yabancı oluyorum her şeye, sonra neredeyse tüm gün de öyle geçiyor. yabancılaşıyorum.

    sabah uyanır uyanmaz evi terk etmek istiyorum kimseye haber vermeden. kendi yatağıma uzanmak istiyorum, bildiğim, güvendiğim, o yalnız hayata uyanmak istiyorum. zorla kahvaltı hazırlamasın biri bana, ben kalkıp kendi kahvemi yapayım ayılmak için. bilmem nereye kahvaltıya da gitmeyelim sabahın köründe çünkü ben evime gidene kadar yaptığım sohbetler bana ait olmayacak, biliyorum. sonra her şey aynıymış gibi de dağılmayalım evlerimize, olmuyor.

    bırakalım, herkes mutlu olduğu yerde uyansın.

    ya da kimse uyanmadan terk etme izni olsun herkesin, o 'başka' evi.