şükela:  tümü | bugün
  • beyaz geceler kitabındaki ikinci oyku.karısı kendisini aldatan bi adamla,capkın serseri bi gencin sans eseri iki kez biri bi apartmanın onunde,digeride yatagın altında karsılasmalarını anlatan ya kotu cevrilmis,ya da boktan bi oyku.ozellikle soylu adamın en zor durumlarda bile gence,aman efendim siz ne bicim konusuyonuz,delikanlı agzınızı toplayan diye alakasız cıkısları insanı cıldırtıyo,genc elemanda cıldırıyo gerci,ama bi turlu cakmıyo yumrugu.
  • görüntünün 3 ayna sisteminde yakalı çok kapalı bir gelinlik olarak dikilmesi.
    (bkz: öteki)
  • öykünün kahramanının daha henüz ikinci paragrafında yaptığı konuşma kitap ele rastgele alınmış olsa bile kişiye hemen bir "aha dostoyevskininmiş bu" çektirir...

    - size rahatsızlık verdiğim için beni bağışlayın..gördüğünüz gibi bir ruhsal bunalım geçiriyorum, mazur görün lütfen...
  • ikilem ve belirsizlikler içerisindeki bir adamın - kürklü adam - bu ruh hali içerisinde iken yaptığı akıl almaz hareketlerini, dostoyeski'nin o an yaşarmışcasına, kaleminden kağıtlararına aktarması ile hayretler içerisinde kaldığım muhteşem ötesi bir öyküdür.

    yıllar geçsede bu öyküden unutamayacağım, unutmadığım tek kelime, kürklü adamın, genç adama karşı olan ilginç hareketlerinin sebebini anlattığı şu cümledir;

    - size rahatsızlık verdiğim için beni bağışlayın. ben, şey, gerçekten bilmiyordum. siz sanırım beni bağışlarsınız… görüyorsunuz ki bir ruhsal bunalım geçiriyorum.

    günlük hayatta yaşanılan belirsizlikler sonucu saçma işlere kalkışıp, mevcut durumunuda, daha da beter edip, daha da karmaşık bir ruh haline bürünen insanlar için yazılmıştır, bu öykü.
  • kıskançlık gibi kemirici bir tutkunun pençesine düşmüş, varlıklı bir balkon göbeklinin, hastalık boyutlarındaki evhamlarla karısının peşi sıra düştüğü komik hikayeleri anlatan öykü. dostoyevski bize gösteriyor ki, en büyük erdem dürüstlük müdür ? yoksa kıskançlık mıdır ? bunun cevabını vermek okurlara düşüyor.
  • tam böyle uzatıp ballandırılıp, tv filmi ayarında, düşük gişeli sinema filmi çekmelik dostoyevski hikayesi.

    bu zamana kadar nasıl yapılmamış şaştım.
  • film ya da baska bisey degil; tiyatro oyunu olarak izlemek istedigim dostoyevski eseri.
  • dostoyevski'nin kıskançlıkla ilgili trajikomik öyküsü.

    bence kıskançlığın ve dolayısıyla öykünün özeti şu cümlede saklı:
    ''görüyorsunuz ki ruhsal bunalım geçiriyorum.''

    ayrıca yatak altında saklanma muhabbeti bana hüseyin rahmi gürpınar'ın mürebbiye'sindeki aynalı dolap mevzusunu hatırlattı. *
  • dün nihayet izleme fırsatı bulduğum, dostoyevski’den uyarlama, güveni sarsılan bir adamın içine düştüğü çaresizliği anlatan oyun.

    şüphe kurt gibidir, insanın içini kemirir. sonu ya othello'dur ya da ivan andreyiç... yani önünde sonunda kaçınılmaz trajedi!

    bana sorsalar, ikili ilişkilerin en güçlü taşıyıcı sütunu nedir diye; tereddüt etmeden “güven” derdim. sevgi, anlayış, eşitlik, cinsellik gibi bir sürü dinamiği vardır mutlaka da hepsini bir araya getirsek bile yine ona denk gelmez diye düşünüyorum. çünkü doğumdan itibaren ihtiyaç duyduğumuz en temel psikolojik gereksinim bu. hatta arttırıyorum, korkularınla başa çıkamadığında yarattığın tanrıların gibi... birinin ya da mistik bir şeyin seni hep seveceğine, en zor anlarında bile seni hiç bırakmayıp seninle olacağına dair inancın verdiği huzuru sunar.

    bu, kaybetmeyi gözün yemeyecek kadar büyük bir duygudur; o yüzden gerçeklerle yüzleşmek cesaret ister. kendi içinde mücadele verirsin. ihanete uğramadığın hususunda kendini kandırmakla, karşındakine bedel ödetmek arasında ikileme düşersin. ama bu muharebenin başlaması, güvenin çoktan yittiğine işarettir. yerini artık şüphe doldurur ve şüphe, kamburunu çıkaracak kadar taşıması zor bir yüktür.

    ivan andreyiç kondurmak istemese de kapıda gerçekleri fark edip hazmetmeye, umursamamaya çalışarak bütün hayatını, paranoyaya varan kıskançlık krizleriyle sürdürmeye mahkum olacaktı. peki korumaya çalıştığı şey, bu eziyete değer miydi? eğer dün gece o salonda andreyiç'in acınılası kaderini yaşayan biri varsa, oyun sonrası farklı bir yolda ilerleyecek gücü eminim kendinde bulmuştur. çünkü konusuyla, kafaya bir şeyleri dank ettirecek cinsten bir hikaye.

    melih kurtarıcı tarafından sahneye uyarlanmış. öyküyü daha önce okumadığım için iki oyuncuyla sınırlı olması, bir şeylerin havada kalmasına neden oldu. yazıdaki betimlemeler, monologlara tam aktarılamıyor belki. kapıdaki karşılaşmada da, yanlışlıkla dalıp gizlenmek zorunda kaldıkları yatak odası sahnesinde de 4 kişi bulunmalı. çünkü yüzleşmede yapacağı hatalı seçimi, yakalandığındaki uçuklukları vurguluyor.

    ama dostoyevski eserlerini sahnede izlemeyi seviyorum. bu benim üçüncüydü mesela. **. gözümden kaçırdığım kusurlarımı fark etmeme neden oluyor. ayrıca karakterlerin içinde bulundukları ruh halleri de oyuncular açısından muazzam bir tecrübe fırsatı olsa gerek.

    o yüzden sahnede daha çok dostoyevski!

    not: öyküyü, oyunu izledikten sonra okudum.