şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • teknik anlamda futboldan cok daha karmasik bir oyundur.
  • pendik, kartal civarında şu soğuk kış günlerinde oynamak için rakip aradığımız spordur.

    akşam saatlerinde belirli liselerin salonlarını kiralayarak oynuyoruz. seviye olarak orta seviyedeyiz. düzenli spor yapmak isteyen arkadaşlar özel mesaj yoluyla yazabilirler.
  • basketbolda yenilenlere 1, yenenlere 2 puan verilir.
    peki futbolda olduğu gibi, yenilenler neden 0 puan almaz da, 1 puan alır?

    sebebi şudur:

    basketbolda sahaya çıkmayan, veya sahadan çekilen takıma 0 puan verilir. maça çıkıp yenilmesine rağmen maçı tamamlayan takıma 1 puan verilir, yenene ise 2 puan verilir.

    takımların yenileceğini anlayarak sahaya çıkmamasının veya maç içinde çok sayı farkı olduğu zaman maçı terk etmesinin önüne geçmek için alınmış bir uygulamadır. çünkü futboldan farklı olarak, basketbol sürpriz olasılığı daha az bir spordur. zira futbolda skor az saha büyük, basketbolda saha küçük skor çoktur. ve güçlü takım rakibi karşısında daha maçın başında sayı farkını çok açabilir. maçın başında sayı farkı çok açılmasına, ve aslında yenenin belli olmasına rağmen, yenilen takım oyun oynanırken maçtan çekilmesin diye yapılan uygulamadır kısacası. bir nevi teşviktir.
  • seyir zevki en yüksek olan spor.

    sayı atmanın kolay olması, liderliğin sürekli el değiştirebilmesine olanak sağlıyor ve bu da heyecanı artırıyor. ek olarak zaman faktörü ön planda. zamanın titiz bir şekilde tutulması her saniyeyi önemli kılıyor ve clutch dediğimiz hareketlere olanak sağlıyor.

    işte nba'de son 10 yılın en clutch 60 hareketi. bu oyunu sevmemek imkansız.
  • zevkini bilen izleyicilerin izledigi oyun. oynaması da epey zevklidir o ayrı
  • birazdan buraya yazılacaklar gerçek bir hikayeden alınmış olup yüksek dozda trajedi,hayal kırıklığı,umut,sevinç,hırs,sevgi ve birçok duyguyu daha içinde barındırır.
    en fazla 11-12 yaşlarında olduğum bir vakit büyük sayılabilecek bir şehrin küçük okulunun bahçesinde, düşünce kan revan içinde bırakan taş zeminin üstünde, demir potanın altında basketbol oynayan çocuklara takılıyor gözlerim, ilgimi çekiyor. arada sırada beden eğitimi derslerinde oynuyorum sınıftan çocuklarla, bazen aralarına almıyorlar zaten hepsinden kötüyüm . futbola daha çok var ama kızların basketbol oynaması gayet normal o sıralar galiba. yine de basketbol oynamaya çalışan tek kız çocuğu benim o bahçede. ben topun peşinde koştura koştura bir şeyler öğrenmeye başlıyorum zaten sınıftaki çocuklarla da aram gayet iyi adam eksik olunca maçlara da alıyorlar hem aynı yerde oturduğumuzdan sokakta oynadığım arkadaşlar hepsi ve çoğu okulun erkek basketbol takımında. maçlara gidiyorlar,formaları var ayakkabıları var nasıl özeniyorum lakin kız takımı olmadığından hevesim biraz kursağımda kalıyor ama sokakta oynamaya elbette devam ediyorum. geceleri nba maçları izlemeye başlıyorum, avrupa liginden hiçbir maçı kaçırmıyorum,koyu galatasaraylıyım bir de o zamanlar ışıl alben’e özeniyorum. aile bireylerim artık bu ilgimi fark etmiş olacak ki babam bana bir basketbol topu alıyor artık sabah akşam basketbol oynuyor hayaller kuruyorum.13-14 yaşlarımda iken yaz tatilinde ailem kardeşlerimi voleybola gönderiyor yaz okulu gibi bir şey ben basketbol istiyorum.heyecanlıyım.daha ilk çalışmada hocanın ilgisini çekmiş olmalıyım ki gelip adımı ve daha önce bir yerde oynayıp oynamadığımı soruyor konuşuyoruz iyice,yalnızca sokakta oynadığımı söylüyorum. bu arada bu bahsettiğim kulübün kız basketbol takımı yok ama erkek basketbol takımları o yıllarda çok iyi. ben buraya devam ediyorum , seviyorum,gece gündüz oynuyorum çalışıyorum. hoca iyi oyuncular bulursak kışa kadar bir takım kuralım diyor çok seviniyorum. yazın bitimine doğru antrenmanda bir çift gözün beni izlediğini görüyorum.çıkışta hocamla konuşuyor ve beni yanlarına çağırıyorlar. erkek basketbol takımının hocası galiba diye düşünüyorum bana “ben x basketbol genel menejeriyim, sakın bırakma basketbolu” diyor birkaç soru daha sorduktan sonra (boyun kaç,kaç doğumlusun vs. )benden sol-sağ turnike atmamı istiyor atıyorum. “yine görüşürüz “diyor ve gidiyor. ben tabii havalara uça uça soyunma odasına gidiyorum arkadaşlarım ne olduğunu soruyor hocam aferin diyor,aileme anlatıyorum seviniyorlar. mutluluktan uyuyamıyorum o gece. bir sürü şey araştırıyorum basketbolla ilgili. haftada iki gün antrenmanım var ben diğer beş gün sabahtan akşama kadar sokaklarda oynuyorum. yazının başında bahsettiğim arkadaşlardan çok daha iyi oynuyorum hatta:) şaşırıyorlar,benden iyi crossover yapan daha iyi üçlük atan yok, artık kendi takımımı kendim kuruyorum basket sahamızda.
    1 yıl geçiyor ama halen bir takımımız yok hoca kurucaz diyor ama kurmuyor çünkü oyuncu yok benim kadar hevesli kimse yok benden 3-4 yaş küçüklerle antrenman yapmaktan sıkılmaya başlıyorum ama devam ediyorum hem hocamı da seviyorum. yine bir gün babam beni antrenmana götürürken arabamıza otostop çeken bir adam biniyor, konu konuyu açıyor onun da çok eskiden sporcu olduğunu bulunduğumuz şehirde iyi takımların olduğunu beni yönlendirmek istediğini söylüyor. ben önceleri hiç istemiyorum ilk girdiğim kulübün takımında oynamak istiyorum ama maalesef takım yok. hocamla da konuştuktan sonra o adamın yönlendirdiği takımın antrenmanına gidiyorum.başlarında yaşlı bir hoca var bir de ondan biraz daha genç genel bir görevli. hoca biraz sert. antrenman ve maç yapıyoruz heyecandan ellerimin titremesine rağmen sandığımdan da kolay geçiyor. antrenman bittikten sonra biraz daha genç olan hoca yanına çağırıyor forma veriyor,çok iyisin vs vs bir şeyler söylüyor soyunma odasına gidiyorum. bu sırada ailemle konuşan yaşlı ve takımın asıl hocası aileme “bu çocuğu burada harcamayın benim yönlendireceğim takıma bir götürün” diyor. babam arabada bana bunları anlatıyor,formayı ertesi gün geri veriyoruz. gittiğim takımda herkes benden büyük ve sanırım yeni takım arkadaşları olarak beni pek dahil edemiyorlar aralarına,biraz da ben pek ısınamıyorum,biraz da çekiniyorum herkes benden büyük olunca hep geriden geliyorum,yetenek olarak sıkıntım yoktu ama yaptıkları şeylere çok yabancıydım. sonra başka bir takıma geçiyorum ama burası nasıl oldu anımsayamıyorum hiçbir şekilde. yeni takımım gerçekten çok iyi, bulunduğum şehrin en tanınan hocalarından biri çalıştırıyor üstelik ilk takımımdaki hocamın da hocası. yeni takımımı çok seviyorum onlar bana göre biraz daha hırçın ve mahalle çocukları ama olsun gayet iyi anlaşıyoruz. hocalar da seviyor beni,basketbol geçmişimi anlatıyorum,keşke bu kadar zaman kaybetmeseydin,iyisin diyorlar.bu sırada tabii ben henüz hiçbir resmi maça çıkmadım, antrenmandan antrenmana gide gele takımdan takıma değişe değişe pek mümkün olmuyor.ama çok umutluyum,bu arada yaş grubuna göre iki takımı var kulübün ben bir seneyle yıldız takımdayım bir de küçükler var ama yıldız takımı biraz daha yeni. sıkı çalışıyoruz. bu şekilde geçerken günler hoca bir gün gelip diyor ki “kulüpte bazı sorunlar var, x takımı bizim yerimize gelecek,biz başka bir yerde devam edeceğiz.” olur diyoruz ama daha nerede olacağımız da belli değil,kulüp de. biraz sıkıntılı dönemler geçiyor. takımı bırakmak istemiyorum ama hoca oyalamaya başlıyor. sonra bir bakıyorum küçük takımından iki kişi benim taa ilk oynadığım kulübe gitmiş ama bir anlam veremiyorum çünkü orada takım yok bir şey yok hala. sonra ben oradaki hocamı arıyorum mevzuyu konuşuyoruz, ben de oraya geçeyim o zaman diyorum ama net bir şey yok. yine de takım efsane olacak gibi duruyor. sonra o iki arkadaş birden bizim yerimize gelen takıma gidiyor(gerçekten olayların burası yeşilçam filmi gibiydi) . ben eski kulübümde kalmak istiyorum ama yine hiç oyuncu kalmıyor,olsun diyorum oynayayım biraz daha burada. gel zaman git zaman ailem benden habersiz o yeni takımın hocasıyla konuşup beni de oraya aldırıyorlar,kavga ediyoruz,bağırış çağırış... “senin için” diyorlar. bari bir antrenmana katıl deyip beni zorla antrenmana götürüyorlar. bir gidiyorum herkes benden en az 2-3 yaş büyük,mutsuzum, oynayasım yok. hoca yine de beni beğeniyor teknik antrenmanlarda,koşuda,şut antrenmanlarında gayet iyiyim ancak bir sorun var neredeyse o ana kadar sokaklarda basketbol oynamış ve takım hayatı oldukça çalkantılı birine o hocanın maç üzerine kurulu taktiksel antrenmanları çok yabancı geliyor hoca daha önce bunları yapmadığımı bilmiyor. üstelik 2. ya da 3. ligde oynayacaklardı o yıl oldukça zorlanıyorum özellikle psikolojik olarak. takımdakiler iyi sayılır aslında ablalık yapıyorlar biraz bize. ama hocayla pek aramız iyi değil yine bir gün antrenmanda yapamıyorum bir şeyi,karıştırıyorum hoca da dünyanın en aksi adamı bağırıyor çağırıyor nasıl yapamazsın diyor, hakaretler ediyor. antrenman bitince zor atıyorum kendime soyunma odasına bir kız “sana ilk bağırışı mı” diyor... içimden nereye düştük ya diye geçiriyorum. eve gidip aileme kızıyorum , yapamıyorum diyorum. ayrıca bir kere azar yemişiz tonlarca gurur yapıyorum ve bir daha da gitmiyorum. yine biraz kavga ediyoruz basketbolu ağlaya ağlaya bırakıyorum ama çaktırmıyorum.
    arada sırada ilk takımımın antrenmanlarına gidiyorum her şey yine bıraktığım gibi kötü maalesef ama yine de basketboldan uzak kalmaktan iyidir. yine bir antrenman sırasında parmağıma ışık hızında gelen topla parmağım kırılıyor. mecburen bırakıyorum bu sefer. yalnız hoca ne arıyor ne soruyor alınıyorum,kırılıyorum,üzülüyorum. parmağım iyileşince baba diyorum ben basketbol oynayacağım,bir kulüp buluyorum. ayrıntıları hatırlamıyorum ama bu sefer gerçekten çok iyi bir hocaya denk geliyorum,hep “hoca değil coach” derdi:) dönem ortası olduğundan maçlara katılamıyorum ama antrenmanlar çok iyi geçiyor,seneye maçlara çıkacağız,hazırlık maçları filan yapıyoruz. yalnız takımda bir kız var arada “ben senden iyiyim” minvalinde cümleler kuruyor. kız gerçekten iyi oynuyordu ama benimle sürekli kendini karşılaştırması rahatsız ediyor. antrenman maçlarında hoca onunla beni hep farklı takımlara alıyor, (hiç unutmam bir kere onu efsane bir crossoverla geçip ters turnike atmıştım:3) her şey çok iyi gidiyor seviyorum hocamı takımı. sonra ailem şehir değişikliği kararı alıyor yaz sonunda. yaz bitiyor. gidip ağlaya ağlaya takımla,coacla vedalaşıyorum.olmuyor ama alıştım artık. maçlara bile çıkmadan yine kötü bir şey oluyor.liseye geçiyorum,yeni okul yeni çevre yeni şehir yeni insanlar derken basketboldan biraz uzaklaşıyorum,zirâ biraz depresyondayım hiçbir şey yapmak istemiyorum. birkaç takımın seçmelerine katılıyorum en sonunda iyi bir kulübün yıldız takımına giriyorum, genç takımın hocası gel bizle de antrenman yap, maçlarda süre al diyor. hafta da 6 gün antrenman maratonum başlıyor seviyorum aslında ama aklım sıra ailemi beni bu şehre getirdiği için cezalandırmak istiyorum. çok mutsuzum ve birkaç şey hayatımda iyi gitmiyor. alışamamışım hiçbir şeye. bunların hepsi üst üste gelince basketbolu bir anda bırakıyorum.ailem hiç istemiyor ama bırakıyorum. yine hiçbir resmî maça çıkamadan . o sokaklarda sabahtan akşama kadar basketbol oynayan kız çocuğu kayboluyor. arada sırada lisemin salonunda oynamaya devam ediyorum,beden eğitimi hocalarıyla aram iyi okul takımı var ama bin şahit ister arada diğer okulların takımlarıyla kendi aramızda maç filan yapıyoruz.öğlen araları erkeklerle oynuyorum gayet eğlenceli geçiyor. lise bitiyor,basketbolcu olma hayallerimi suya düşürüyorum. bir anda gelen basketbol özlemimle yazmak istedim bir şeyler ama çok uzun oldu okuyan olur mu bilmiyorum.böyle işte biraz benim salaklığım biraz şanssızlık biraz ergenlik.film gibi ama gerçek.
    yarın ilk kez üniversitemin fakülte takımının antrenmanına katılacağım o ilk günkü heyecan yok içimde ama çok özlediğimi hissediyorum,gelişme olursa editleyeceğim bu hikayeyi:)
  • (bkz: basketball)

    basket: seftali sepeti
    ball: futbol topu

    gorsel

    (bkz: james naismith)
  • oynamayı çok özlediğim spor dalı. ne smaçlar vuruldu ne alleyuplar yapıldı. tabi şimdi götü göbeği saldık. hayvanlar gibi özledim.
  • bir şey anlatırken elimin kolumun durmamasına sebep olan spor. aramızda böyle ufak bir sorun var sadece. yoksa çok seviyorum. hiç yormuyor beni. bi' tanem.

    #69539844 okul takımındayken kullandığım top hala bendedir. topumla yatar topumla kalkardım. üni'de de daha ilk senemde dayanamayıp yine bir spalding'e para bayıldım ama gel gör ki oynayacak kimse bulamadım. kamuya açık saha yok, çıkıp bir yerde tek başına da oynayamıyorsun. he sahalar var ama hep paralı. ülkemizde böyle spor mu gelişir? hevesimi almak için bazen düz betona vurmak suretiyle kısa driplingler yapardım, o kadar. hayali potaya yaptığım turnikeler sayılıyorsa bir de onlar vardı. bak şimdi aklım yurtta bıraktığım topta kaldı. şimdi bensiz çok korkmuştur o.
  • bu konu hakkında bir "the last dance" kadar olmasa da anlatacak bir sürü hikayem var. 21 yıl boyunca birbirimiz olmadan yapamıyorduk. ama sonra belimizi büken şeyler oldu. mesaim bitsin birşeyler yazacam buralara ara ara aklıma geldikçe de girip yeni hikayeler yazıp editleyecem.