şükela:  tümü | bugün
  • "arkadaşın da karakteri böyleymiş demek."

    sırtımı döndüğümde arkamdan söylediği sözlermiş bunlar. anlatayım:

    23 eylülde amsterdam'da düzenlenen "1980 darbesi" konulu bir sempozyumun baş konuşmacısıydı baskın oran. dinleyiciler arasında doğal olarak hollandalıların da bulunmasından ötürü, cumhuriyet ve darbeler tarihininin yanı sıra, darbe sonrası dönemin ve özellikle akp döneminin, powerpoint yardımıyla, kolay anlaşılır bir özetini geçti bizlere. bu sunumun büyük bir bölümünün beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. hatta, sempozyumdan sonra yayımlanan şu yazısında da değindiği "katolik kemalizm - protestan akp" karşılaştırmasında bir yere kadar hak verdim kendisine. (sunumda kullandığı slaytlardan ikisi, yazıda tablo 1 ve tablo 2 olarak geçiyor: http://i.radikal.com.tr/…/09/25/fft16_mf550154.jpeg . lakin tablolar yazıda sanki biraz değiştirilmiş. hatırladığım kadarıyla tablo 2'de "1. çağdaşlaştırma dalgası" diye geçen bölüme sunumda "kemalist dönem" tarzı bir başlık verilmişti, "2. çağdaşlaştırma dalgası" başlığı ise sunumda "akp dönemi" diye geçiyordu. ayrıca "akp dönemi"'nin altına "birey" ["the individual"] olgusunun yanı sıra, "çoğulculuk" ["pluriformity"] olgusuna da yer verilmişti.)

    ama bana göre anlatımı eksikti baskın hocanın. kemalizmi ve ulusalcılığı eleştireyim derken, olaya yabancı kalmış bir seyirci kitlesine karşı akp'yi adeta bir kurtarıcı, demokrasinin yılmaz bekçisi olarak sunuyordu. sorulara geçildiğinde de bunu kendisine, daha doğrusu, olaylara uzak kalmış hollandalı dinleyicilerin hikayenin aslını öğrenebilmeleri adına, belirtme ihtiyacı hissettim. bu noktadan sonra gelişen (ingilizce) diyaloğu harfi harfine ezberlemiş değilim, ama allah belamı versin ki yazacaklarım gerçeğe mümkün olduğunca sadık kalınarak kaleme alınmıştır:
    ---
    b612 - hocam, hollanda'ya hoşgeldiniz diyor, makalelerini takdir ettiğim bir akademisyenle yüz yüze görüşebilmenin mutluluğunu yaşadığımı da vurgulamak istiyorum. buradaki sunumunuzun büyük bir bölümünü de aynı şekilde takdirle dinledim. lakin, katılmadığım bazı noktalar da oldu tabi. bana göre akp'nin reformlarını biraz abarttınız. akp'yi adeta bir "kurtarıcı" [ingilizce "messiah" / baskın oran burada kaşlarını çatar] olarak takdim ettiniz. örneğin, karşılaştırmalı tabloda akp döneminden bahsederken, "çoğulculuk" ve "birey" olgularına vurgu yaptınız. oysa bu gerçekle örtüşmüyor. "çoğulculuk" diyorsunuz, lakin 8 yıldır tek başına iktidarda olan akp seçim barajına halen dokunmuş değil. "kolektivizm yerine bireye vurgu" diyorsunuz, lakin yine 8 yıldır tek başına iktidarda olan akp, sizin de büyük önem verdiğiniz ab normlarının temellerinden biri olan aihm tarafından hukuksuz ilan edilen zorunlu din derslerine dokunmuş değil. [zaman darlığı nedeniyle konuşmayı burada kesmek zorunda kalıyorum] bu tezatı siz nasıl açıklıyorsunuz? teşekkür ederim.

    b.o. - [biraz duraksar] şimdi öncelikle şunu belirteyim: buradan çıktıktan sonra benim fethullahçı olduğumu herkese ilan edebilirsiniz.

    [b612 içses - hö?! n'oluyo lan? ne fethullahı?]

    b612 - efendim, bu da ne demek oluyor şimdi? fethullahın konumuzla ne alakası var? safsatayı bırakın lütfen, soruma cevap verin.

    b.o. - susar mısınız? [b612 içses - ?? baş üstüne!] az önce siz konuştunuz, şimdi konuşma sırası bende.

    b612 - konuşun tabi, ama sözlerimi çarpıtıyorsunuz, bunu kabul etmem mümkün değil. rica ediyorum, sözlerimi çarpıtmadan cevap verin lütfen.

    b.o. - bitti mi? [are you finished?]

    b612 - [küsmüş çocuklar gibi kollarını bağlayıp yerine oturur] evet!

    b.o. - seçim barajı, akp gelmeden önce de vardı. akp'nin kabahati değil anlayacağınız.

    [b612 içses - birinci safsatamız: ad hominem. ikinci safsatamız: iki yanlış bir doğru eder.]

    b.o. - zorunlu din derslerine gelecek olursak: akp, muhafazakar tabanını tatmin etmek zorunda, yoksa iktidarda kalamaz. bu yüzden bu konuda adım atmamış olması gayet anlaşılır bir şey.

    [iyice sabırsızlaşan b612 içses - hobbbareeey! o halde jakobenizmin suçu ne? neyi tartışıyoruz? üçüncü safsatamız: ... (ignoratio elenchi mi desek?)]

    b.o. - ayrıca, ben türkiye'de yıllardır reformcu bir partiyi beklemekteyim. akp gördüklerim arasında en reformcu partidir. ama siz burada [avrupa'da] yaşıyorsunuz, dolayısıyla bunu anlamanız mümkün değil.

    [b612 içses - ha, güzel. kapanışı da ikinci bir ad hominem ile yapıyoruz. adam haklı tabi. ben kim oluyormuşum da haşmetmeablarına soru soruyormuşum?]
    ---

    gerçekten takdir ettiğim bir akademisyenin böylesine bir davranış sergilemesiyle küçük bir şok geçirirken, söylenenlere cevap vermek ve çarpıtılan sözlerimi düzeltebilmek için tekrar mikrofunu talep ediyor, ama ne yazık ki başarısız oluyordum. bu yüzden tek çare, sempozyum sonrası baskın hocanın yanına gidip, kendisiyle adam adama görüşmekti. öyle de yaptım:
    ---
    b612 - hocam, beni gerçekten şaşırttınız. ben size önce hoşgeldiniz dedim, sunumunuzun büyük bir bölümüne katıldığımı belirttim, sonra içeriğine dair birkaç soru sordum, siz ise olayı başka yerlere çektiniz, şahsıma saldırdınız.

    b.o. - nasıl yani? öyle bir şey yok.

    b612 - yok mu? siz değil miydiniz "buradan çıktıktan sonra benim fethullahçı olduğumu herkese ilan edebilirsiniz" diyerek söze başlayan?

    b.o. - siz niye üzerinize alınıyorsunuz ki? ben ortaya attım o lafı.

    [b612 mavi ekran vermeye yakındır.]

    b612 - hocam, yapmayın. ben size soru sordum, siz de buna cevaben bana bal gibi "buradan çıktıktan sonra benim fethullahçı olduğumu herkese ilan edebilirsiniz" dediniz.

    b.o. - hayır, ben "you" dedim. ingilizce "you"'nun çoğul anlamı da var.

    [b612 cahil yerine konulmaktan bıkar, sohbeti daha fazla uzatmak istemez.]

    b612 - peki efendim. hoşgeldiniz ve güle güle.
    ---

    gelelim bu olayı sözlüğe aktarmamın sebebine. zira, gerçek şu ki, bunları yazmamayı tercih ederdim. lakin, orada bulunan bir arkadaştan sonradan öğrendiğime göre, baskın oran, ben sırtımı döndükten sonra yanında bulunanlara aynen şunu demiş:

    "arkadaşın da karakteri böyleymiş demek."

    eh, ben de insanım, bazen ben de "kısasa kısas" diyebiliyorum:

    "hocanın da karakteri böyleymiş demek."

    --------
    not: hoca, benden bir süre sonra söz alan bir kadının eleştirel sorularına da aynı tarzda cevap verdi.
  • "bizi de, “aklın başına şimdi mi geldi” diye zevklenen/zevzeklenen 1930’cu eşhasa rezil etmeyin" demiş.
    yani istediği yerde durabilir, buna kimse bir şey diyemez de, şu cümleyi kuran bir insana ne denir bilemem.
    kendisi 30'ların başka bir versiyonunu getirmeye çalışan bir adama desteğini sürdürebilmek için "rezil edilmemeyi" rica etmenin yanında, bir yanıyla da 10 yıldır akp'nin karşısında duran herkesi 30'larda yaşayan şahıslar olarak damgalamaktan da geri kalmıyor.
    faşizmin söylemine iyice bulanan iktidar partisini savunmak için ahmet altan'la kol kola girmiş gibiler. başbakanlarına yalvarıyorlar, "bu kadar da yapmayın" diye. ama bugüne kadar hep destek verdikleri "muktedirler" onları da ezip geçecek yakında.
  • radikal iki'yi ve ara ara vermediği demeçleri ile akp döneminde uygulanan kıyımları muhteşem bir biçimde analiz etmekten uzak duran, sadece chp'li tek parti yönetimini eleştirebilen cesur olmayan ve sağcı akademisyen.
  • baskın hoca'nın eninde sonunda lafına gelmemin kaçınılmaz olduğunu belirten sıkı fanları olduğunu fark ettirmiştir.
    baskın hoca'nın 1980 öncesi kitaplarında kemalist, 80 sonrası kenanist, 90 ların başında solcu, 2000 lerde liberal olduğunu ve buna uygun yazdığını bilen biri için ise elbette dedikleri çıkacaktır. geçmişinde girmediği kılık kalmadığı için , durmuş saat misali bir yerde, bir yere denk geliyor işte)
    öyle iti de, böyle kervanı da ... kervanınıza dahil olmayız, kervanımıza it bile yapmayız, hoşt!

    edit: fanları kenan evren'e ilişkin anı kitabının yanında, diğer eserlerine de göz atmış olsa, o dönem eserlerinde kemalizme dizdiği methiyeler ile bu gün yazdıklarını kıyaslasa mesela. 80 sonrası darbecilere yanaşma manevralarını bilseler mesela. tesev yalı toplantılarına dahil olmak için kimlere ricacı olduğunu mesela.
  • bu "yetmez ama evet"çi pişkinliğinden artık gına geldi. bir de bu adamı baskın hoca şöyle iyidir, baskın hoca böyle güzeldir diye savunmuyorlar mı iyice kıl oluyorum. bir kere 2010 referandumuna karşı çıkanları sadece chp'nin görece hakim grubu olan ulusalcılar sanması kendisinin artık iyice şuursuzlaştığının kanıtı. bugünkü yazısında bahsettiği şeyler konunun tamamen çarpıtılmasından ibaret. 4 yıl önce tayyipçiydi bugün karşısında duruyor baskın oran. yarın abdullah gül onun gözünde demokrasi kahramanı olur. 2 yıl sonra başka bir milat olur abdullah gül yenilikçi değil yine gerici olur. bu arada baskın hoca hep haklı biz hep haksız oluruz.

    ben tayyipçi tayfanın(hocalar, gazeteciler, yazarlar...) bir kısmını anlıyorum. yaptıkları bana karaktersizlik gibi geliyor ama anlıyorum. adamlar menfaatçi. yazdıkları ve söyledikleri şeyler sayesinde maddi bir kazanç elde ediyorlar; makam mevki sahibi oluyorlar. ama bir de baskın oran tipindekiler var. bunlar akp ne zaman bir saçmalık planlasa en önde destekçileri oluyorlar. karşı çıkanlar yoz kemalist, ulusalcı faşist, istemezükçü laikler oluyorlar. her şeyi en iyi baskın hoca gibiler biliyor başka kimsenin ülke gerçeklerinden haberi yok. gelecek endişeleri de hüsnü kuruntudan ibaret. işte bu tip adamlar yüzünden tayyip ve şürekası bu ülkede her istediklerini yapabileceklerini sanıyor. ne bireysel özgürlükler kaldı konuşulacak ne de farklı sınıfların hak talepleri.

    baskın oran'ın bugünkü yazısı:

    http://www.radikal.com.tr/…leri_ogreniyoruz-1206882

    bu da ekşi sözlükteki konu ile ilgili başlık. (bkz: 12 eylul 2010 anayasa degisikligi referandumu)şukela moduna göre sıralayın başlığı bakın bakalım eleştiriler onun söylediği gibi mi yapılmış yoksa herkes madde madde haklı gerekçelerle karşı çıktığı konuyu ve ileride(günümüzde) bu maddelerin türkiye için doğurabileceği sorunları mı yazmış.
  • kendisini tutarsızlık konusunda savunurken çok büyük bir boşluğu atlayan akademisyen. istemezük diye yaftaladığı ulusalcıların bir çoğu zaten kendisininde belirttiği 2011 sonrası büyük tayyip değişiminin olacağını zaten biliyordu. yani cilt cilt kitap yazıp da bunu görememişse sorun kendisinindir. anlamıyorlar diye çemkirdiği ulusalcılar ve hayırcılardan biri çıkıp da " baskıncım güzel yazmışsın da biz zaten bunları referandumu bırak senin "ben denizin oyu akp'ye" diye bağırdığın zaman en az siyaset bilgimiz olan bile söylüyordu , bırak bu kandırılmışlık edebiyatını " dese kendisi cevap veremez. referandumun getirilerini açıklayıp ama tayyip bunu kötüye kullandı veya istenildiği gibi sonuç vermedi demek kendi kendini siyaseten zayıf duruma düşürmüştür. kendisinin göremediğini sarı kabarık saçlı chpli izmirli teyzeler bile oturdukları yerden görmüştür. söylediğinin aksine ulusalcılar hezimete uğradığı için yetmez ama evetçilere saldırmıyor , kendisi gibi tayyibin bugün burada olmasını sağlayan aşırı rahat liberaller tayyip istedikleri gibi çıkmadığı için ulusalcılara vesayetçi suçlaması yapıyor.
  • mektuptan anladığımız kadarıyla hala rezil olmadığını düşünen ezber bozucu

    (bkz: yetmez ama daha rezil)

    (bkz: rezillik eşiği)
  • devrimci arkadaşım,
    gözlerini her şeye kapadıysan, kendin gibi olmayanların uğradıkları haksızlıkları görmezden geliyorsan, sadece senin kitabında yazan ezilmişleri savunuyorsan, baskın oran'ın savunduğu değerleri sola ait görmüyorsan, hedefin tek tip işçiler yaratmaksa devrimin batsın aç artık gözlerini. kaldır kafanı. baskın oran kürtlerden, çingenelerden, eşcinsellerden, travestilerden bahsederken akp'ci - sorosçu olmakla suçlanıyorsa, burda suç senin devrimci arkadaşım. sen bir kere bile bu insanların adlarını anmadın, haklarını savunmadın, kafanı kuma gömdün, amerika dedin, ab dedin, paranoya tacirlerine alet oldun, "işçi"den başka kimlik tanımadın ve bu ülkede yaşayan insanların hayatına hiçbir katkısı olmayan kahvehane edebiyatı ürettin. senin solun etnik, cinsel, dinsel azınlıklara sahip çıkmayacaksa, kapitalizmin robotlaşan işçileri yerine tek tip yoldaş işçiler yaratacaksa bunu istemiyoruz. sorosçuluk da olsa istemiyoruz, akp'cilik de olsa istemiyoruz. devrimci arkadaşım, istediğin eşitlik - özgürlük - kardeşlik değil miydi? neden o zaman "baskın bıraksın bu işleri, gitsin geylerle eğlensin. samimi söylüyorum." diyen yalçın küçük'e gülümsüyorsun? neden bugüne kadar farklı kimliklere sahip insanların haklarına sahip çıkmak aklına gelmedi? kaskatı fikirlerinle dimdik duruyorsun, kalıplarından en ufak şüphen yok. insanların kendileri farklı şekillerde ifade etmelerine de tahammülün yok. sol değişiyor devrimci arkadaşım. solcular değişiyor, o ne ki dünya değişyor. hiçbir şey senin istediğin gibi kalmıyor. kabullenemiyorsun, tek sol sadece senin zihnindeki olsun istiyorsun. öyle ki, ilk defa kendini ifade etme şansı bulduğunu düşünen, ülkeye sesini duyurabileceğine inanan insanların yüzlerindeki samimi sevinci bile algılayamıyorsun. bu ülkede hiçkimseye zararı olmayan, sadece kimliğinin kabulünü isteyen ve kimliğinden ötürü uğradığı ayrımcılıkların sona ermesini isteyen insanlara sorosçu diyorsun. bugüne dek bir kere bile aklına gelmeyen, çektikleri sıkıntıları umursamadığın insanlara bir de çamur atmaya kalkıyorsun. ah devrimci arkadaşım, yakışıyor mu bunlar solun evrensel değerlerine?
  • seçilmemesi ne sosyolojik bir sorundur ne de politik bir sorundur. psikolojik bir sorundur. dtp artistlik yapıp karşısına aday çıkarmasaydı seçilecekti bu zat. ama neden karşısına aday çıktı? baskın oran az mı emekçiydi ya da çok mu beyaz türktü? hayır. kürt değildi. bana burada döküm yaptırtmayın şimdi bu dtp'nin ne ilk kazığı ne de son kazığı. 2 adayında seçilemeyeceğini anlamayacak kadar şapşal mı dtp kurmayları? sabote edildi basbayagı bu son yıllardaki dtp'nin solculara attığı en büyük kazıktır, tarihi de böyle yazılsın.

    yetti artık cidden. ben her fırsatta dtp'yi savunayım, kollayayım adaylarına oy veriyim sağda solda, mecliste olmalarını isteyeyim sadece seslerini duyursunlar diye ama onlar ne yapsın? allahtan ufuk uras'a karışmadılar. kardeşim doğu'da istediğini destekle, batı'da daha geniş perspektifli daha kapsayıcı bir adayı desteklemek çok mu zor? hadi ordan.

    (bkz: delirttiniz ulan beni)
  • sözleriyle dtp ye ayar vermiştir. kürsüde anlatamadığı fıkrayı burdan anlatabiliriz sanırım

    iki aile varmış ve her iki ailenin de birer kız çocuğu varmış. bir gün misafirlikte sohbete başlamışlar;

    - eee sizin kızdan ne haber?
    - valla işte ne olsun biliyorsunuz işe girdi geçen sene. başını kaşıyacak vakti yok. ilk başlarda geceleri fazla mesai yapıyordu. sonra hafta sonları da çalışmaya başladı. patronu çok sevmiş her işi ona veriyormuş. derken ankara seyahatleri başladı. bizimki çanta sekreter gibi patron nereye o oraya. sonra paris seyahatleri filan en sonunda bu iş böyle olmayacak dediler, patronu ev tuttu. deli gibi çalışıyor evladım. ee, peki sizinki ne alemde?
    - valla bizimki de .rospu oldu, ama ben sizin kadar güzel anlatamıyorum...

    haberin kaynağı:
    http://www.ntvmsnbc.com/news/432156.asp
    fıkra:
    http://www.fikram.org/…5/sizin kızdan ne haber.html

hesabın var mı? giriş yap