şükela:  tümü | bugün
  • "parayı alıp cebe indiren pezevenk, senin karının sorunları arada bir kendini fahişe sanmasından değil mi sanki ? kaç köle "aşık" olmuş sahibine, kaçı sahibiyle yaşayabilmiş ?" dedirtesi olangelir.
  • kirsal kulturde, evlenecek ya$a gelmi$ kiz icin damat adayindan veya ailesinden tahsil olunan para.
  • bir tanju okan şarkısı
  • kiz anasi kiz babasi
    kalksin ba$lik parasi
    ekk
    kibar feyzo
  • ek$i sözlük'ün paralı olması halinde açılacak her ba$lık için alınacak ücret.*
  • para icat olduğundan beri, herkesin bir fiyatı vardır. "başlık parası kalktı" dense de halen vardır. tek fark şu an başlık parasının, kızın babasına değil, kendisine ödeniyor olmasıdır, dolayısıyla, kızlar kendilerini satmayı öğrendi, denilebilir.

    kızın babasına, vasisine ödeyeceğin parayı, kendisine; yer, yol, gez, güz masrafları, aç karın doyurma, yol bayır gezdirme, fatura taksit ödeme, cebine harçlık koyma, birikimine birikim katma, kola, meşrubat içirme, sinema, tiyatro, kipat alıverme gibi şekillerde ödersin.

    yanı sıra, ben, "başlık parası"nın kalkmaması, bilakis devam eden, süregiden bir uygulama olmasını tercih ederim. yalnız sadece kadın/kız için değil, erkekler için de şahsın kendisine başlık parası ödenmeli. isteyen istediğini, sevdiğini, göz koyduğunu satın alsın, hayrını görsün. bu millet "aşık olacağım", "sevileceğim" diye ömrünü harcarken, zaten değişen bir şey olmuyorsa, denizli'nin horozlarığığı benliiğğdiiir, benlidir amman.
  • (bkz: drahoma)
  • [düzeltme] kızını bir obje gibi benimsemiş, evliliğini bir ticaret unsuru olarak kullanma eğilimli aileler söz konusu olduğunda pezevenklikten farkını anlamakta zorluk çektiğim hadise... on kişi yerine tek bir kişiye satmak adamı daha az mı pezevenk yapar, sonuçta bir alış veriş söz konusu değil midir düşündürtür insana...
  • modern versiyonlari arasinda renkli 37 ekran cosmos tv bulunan fiyat koyma olayi.
  • "amaçlanan", "empoze edilen" ve "uygulanan" düşünüldüğünde oturup hangisinin "kötünün iyisi" olduğuna karar vermeyi gerektiren durumdur... kilometrelerin henüz çözemediği bir takım gerçekler burnumuzun dibinde gerçekleşirken ne "amaçlanan"'a ne de "empoze edilene" şahit olmuş insanlar suçlanabilir, yalanlanabilir... kaldı ki olayın kendince masumca bir amaca hizmet etmesi, uygulamada amacından saptığı zaman hala önemini korur mu?

    gelelim amacın "bayanı parasal açıdan bir konuma getirmek" olmasına... nasıl aşağılayıcı, nasıl basit bir amaçtır bu. evi geçindirenin erkek olması biraz da toplumun bunu bu şekilde yönlendirmesinden kaynaklanmamakta mıdır? kızını okutmayan, karısını çalıştırmayan, bayana iş vermeyen zihniyetin pençesinde kanayan hep kadınlar olmamış mıdır? sonra da kalkıp açılmış ve açılacak olan yaralarını sarmak için eline "mal mülk" tutuşturulur... "düşünceli, erdemli, yüce" erkek de bir de bunu gurur duyulacak birşeymiş gibi anlatır. işin özü kadının hayatının satın alınmasıdır sonuçta. ne paranın kadına verilmesi, ne de kadının bunu kabul ediyor olması, gerçekleri fazla değiştirmez. "kadın kabul ediyor", "kadın kabul etmek zorunda bırakılıyor" arasındaki fark algılanmalıdır önce. şakağına silah mı dayanmıştır? belki hayır... ama belki "kadın kısmısı çalışmaz", "elinin hamuruyla bu işe karışma", "kadın ne anlar bu işten?", "kadın dediğin erkeğinin dizi dibinde oturur", "aldatmak erkeğin elinin kiri, kadının alnının karasıdır", "kadının karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyeceksin" sözleri yankılanır beyninde. belki hayatını tek başına ailesinin yanında geçirmektense kendini adayacak bir çocuğu olması ihtimalini tercih eder. belki boşvermiştir, belki çok sevmiştir belki de zaten çocukluğundan beri böyle eğitildiği için onun için uygun görülmüş yeri bilmektedir. ancak hiçbir kadının kocasına "evi geçindiren parayı kazanan benim sana nooluyor?" deme hakkını vermek isteyeceğine inanmak istemiyorum. düğün dernek, ev döşemek derken birçok masrafa girmiş genç çiftlere destek ve kötü gün dostu olarak altın takmak, mal mülk hayvan vermek gibi güzel adetlerimiz varken erkek egemenliğini böylesine destekleyen bir anlayışa "töre" demeye utanıyorum.

    insan önce "insan" olduğunu hissetmek ister ki aynısını karşındakine hissettirebilsin, yeni nesilleri "insan" gibi yetiştirebilsin. kalkıp hala "bunlar toplumun kuralları yapılabilecek birşey yok" diyenlere de hatırlatırım ki "insanlık tarihi" türkiye, osmanlı hatta türk tarihinden daha eskidir...