hesabın var mı? giriş yap

  • filmin başında kullanılan her detay daha sonradan önemli birer dönüm noktası haline geliyor. woody allen'ın harikalar yarattığı ve eğer insan şanslıya horozu bile yumurtlar dedirten harika film. allen'ın diğer filmlerine oranla ironi ve mizah minumum dizeyde tutulmuştur.

  • balkan savaslarında dedelerim batı trakyadan onun ataları yüzünden göç etmek zorunda kalmiş ve söylendiği kadarı ile zenginlermiş bende kendisine dava açabilir miyim?

  • nazım hikmet ran'ın süper güzel bi şiiri..
    1

    yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

    yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.

    yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.

    1947

    2

    diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
    yani, beyaz masadan,
    bir daha kalkmamak ihtimali de var.
    duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
    biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
    hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
    yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
    en son ajans haberlerini.

    diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
    diyelim ki, cephedeyiz.
    daha orda ilk hücumda, daha o gün
    yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
    tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
    fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
    belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

    diyelim ki hapisteyiz,
    yaşımız da elliye yakın,
    daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
    yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
    insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

    yani, nasıl ve nerede olursak olalım
    hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

    1948

    3

    bu dünya soğuyacak,
    yıldızların arasında bir yıldız,
    hem de en ufacıklarından,
    mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamız.

    bu dünya soğuyacak günün birinde,
    hatta bir buz yığını
    yahut ölü bir bulut gibi de değil,
    boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

    şimdiden çekilecek acısı bunun,
    duyulacak mahzunluğu şimdiden.
    böylesine sevilecek bu dünya
    "yaşadım" diyebilmen için...

  • amerika henuz kesfedilmeden once, afrika'ya has afrika tavugu turkiye -ki bildiginiz gibi ingilizcesi turkey'dir- uzerinden avrupa'ya pazarlanmis ve avrupa bu hayvanla osmanli tuccarlari sayesinde tanismistir. daha sonra amerika'ya giden avrupalilar burda gordukleri hayvani -ki bu bildigimiz hindidir- kendi ulkelerinde gordukleri ve kendilerine turkiye'den (turk imparatorlugu) gelen hayvana cok benzettikleri icin onun adini turkey koymuslardir. bir diger gorusu -ki cok benzer, sadece ingiliz vurgusu var- ise asagida aciklayacagim.

    lakin dikkatinizi cekmek istedigim husus, hindi kelimesinin sadece ingilizce'de bizim ulkemizin isminin kullaniliyor olmasidir. yani diger dillerde boyle bir durum sozkonusu degildir. onemli bazi dillere baktigimizda hep hindistan -hint- kelimesi ile karsilasiyoruz. mesela fransizca'da hindiye coq d'inde denirdi zamaninda sonradan bu dindona donusmus, yine almanca'da indianische henn'dir, italyanca'da galle d'india'dir, bizim dilimizde de malum hindi'dir. goruldugu gibi hepsinde bir hint kelimesi kokeni mevcut, bunun nedeni ise malum kristof kolomb'un amerika kitasina (karayip adalari) ilk ayak bastiginda burayi hindistan'in dogusunda bir yer olarak kabul etmis ve bu nedenle buraya ilk baslarda yeni hindistan -new hindi- denmistir. burada karsilasilan hayvanin adi da bu nedenle bircok dilde hint kelimesi kokenlidir. sadece ingilizce'de hindiye turkey denmesinin sebebi ise 16 yy'da ispanyol ve portekizli denizcilerle ticaret yapan turk tuccarlarin, yeni kitadan getirilen bu hayvanlari ispanyol ve portekizlilerden satin aldiktan sonra ingilizlere satmalarindan kaynaklanmaktadir.

  • "dibe vurmanın en güzel yanı ne biliyor musun? düşecek yerin kalmıyor mecburen ayağa kalkıyorsun." gibi özlü sözlerin boş laftan ibaret olduğunu anlıyorsun.

    dibin daha dibi, onun da daha dibi vardır. bir kere düşmeye gör o dibin sonu gelmeyebilir. o yüzden düşmeden kendini toparlamaya çalış, sonrasında çok geç kalmış olabirsin.