hesabın var mı? giriş yap

  • erkek adamın 2 kotu olur biri yıkanırken diğerini giyer, yırtılınca gider aynısından alarak yerine ikame eder. buna katma değerli erkek denir.

  • sigara içen kişi hissetmediği için olmadığını düşündüğü kokudur. koku alma duyuları zamanla körelir, tat alma duyusu gibi.
    sigarayı 3 gün bırak nevresim takımlarına kadar her şeyi yakarsın, yıkamak bile kesmez, öyle nefretlik bir kokudur.

  • bir aile hekimi gerçekten yaşanmış fıkra tadında anısını anlatıyor:
    yaşlı hastalara takılmayı çok severim.
    87 yaşındaki nineye de takılayım dedim. ama nine benden baskın çıktı:
    -teyze tahlil sonuçlarına göre hamilesin.
    *valla kuzum, deden öldü. bana da çoktandır senden başka erkek eli değmedi. nasıl temizleyeceksen temizle.

  • metafizik konulara meraklı,ruhani yönü oldukça kuvvetli ve öngörülü sanatçı.
    yakın zamanda pek sevgili oğlu doğukan manço'nun bir röportajda, kendisi hakkında az bilinen enteresan bilgiler verdiği videoya denk geldim.
    -babam sahne kostümlerine özellikle ihtimam gösterir,hayranlarının hediye ettiği şeyleri kullanır fakat sahne de giyeceği kıyafetlerden,kullanacağı takı ve aksesurlara kadar herşeyi kendi tasarlar ve italyan tasarımcılara yaptırırdı.örneğin barış manço müzesinde fotoğrafı bulunan bu kostümünün adı "cennet"dir.görsel
    aynı kıyafetin bir de "cehennem"versiyonunu yaptırmış,ancak biz onu hiç görmedik.
    görsel
    -babamın kendine ait özel dolapları vardı.içinde kendi kişisel eşyaları,notları,yazıları bulunur,bu dolapları hep kilitli tutardı.üstelik kendi içinde bir sistem oluşturarak kilitlerdi dolapları.yani bir dolabın anahtarını diğer dolaba kilitleyerek,açmak için 1 değil,bir den fazla anahtarı diğer çekmecelerden bulmanız gereken bir şifreleme sistemi.
    -babamın özel yaptırdığı çizmeleri gizlice giymeye bayılırdım.bir gün ondan gizli yine çizmesini giymiş dolaşıyordum ve babamın acilen evden çıkması gerekti.çizmelerini benim ayağımda görünce çok sinirlendi."bu kadar sinirlenecek ne var baba al işte giy"dedim ve ayağımdan çizmeleri çıkardım.bana "ben sıcak ayakkabı giyemem!"dedi ve gitti..o zaman çok şaşırmıştım ve aşırı bulmuştum bu tepkisini.onunkileri giymeyelim diye sonra kardeşimle bana da aynı çizmelerden yaptırdı.çok zaman sonra adına yaptırdığı okulun açılışına beraber gittik.babamla yalnız dış görüntümüz değil,ellerimiz ve ayaklarımız da çok benzer.arabayla açılışın olacağı alana vardığımız da her yer o kadar çamurluydu ki çizmeleri kirlendi.dönemin başkanı süleyman demirel ve tüm basının karşısına o şekil de çıkmak istemediği için takım elbisemin altına giydiğim kösele ayakkabıları hemen çıkarıp giymesi için babama uzattım ve "gerçi sen sıcak ayakkabı giymezsin ama"dedim,gülümsedi,giyip öyle çıktı.enerjiye çok inanırdı ve bu tip bazı alışkanlıklar,düzenler yaratmıştı kendine..
    doğukan manço
    çizmeler :görsel
    edit : harf

  • bu videodaki hadiselerin yaşandığı yıllarda arcopal diye bir yemek takımı markası vardı. gazete promosyonlarının, süper, mega kuponların havalarda uçuştuğu yıllardı. bu dediğim tabak, çanak ve kaşık-bıçak takımını yanılmıyorsam milliyet gazetesi veriyordu.

    çok uzatmayayım. bu ürünün reklamı televizyonda öylesine etkileyici ve vurucu bir şekilde döndü ki, birçok insan gibi benim ailem de ayaklarına kadar gelen bu büyük fırsata kayıtsız kalamadı. süper kuponu kaçırma hadsizliğini gösterse bile birkaç gün sonraki telafi ultra kuponu reddetme cüreti gösteremedi. tabaklar dünya'nın en kaliteli porseleniydi. ünlü fransız markasıydı. çok kaliteliydi, en iyisiydi, arcopaldi, fransızdı, inanılmaz kaliteliydi, tabaktı, ama harika kaliteliydi.

    aldık bunu. annemde halen birkaç tabağı duruyordu son gittiğimde.

    bunu benle aynı kuşaktan birkaç kişiye hatırlattım. arcopal diyince hepsi hatırladı. hatta annelerinde de varmış bazısının. sence arcopal nasıl dedim. hepsi güzel abi, kaliteli diye yanıtladı. açık olmak gerekirse aradan geçen 20 seneye karşın bana da halen dünya'nın en kaliteli porselen markası gibi gelir, arcopal. tek referansımız, 20 yıl önce, günlerce ve her program arasında defaatle dönen o reklam filmi.

    yazılanları okuyorum, sadece yazılanlar değil, kendime de dönüp bakıyorum. maruz kaldığımız manipülasyon ve şartlandırılmışlık sadece bu bahsettiğim tabak markasından ibaret değil. bu belki en masumu. milliyet bana arcopal konusunda hangi işlemi uyguladıysa, devlet de bize milli güvenlik dersinde aynı işlemi uyguladı. hem de bunu misliyle yaptı, acımadan. çünkü devlet acımaz, medya acımaz. sizi kaçırır, yatağa bağlar, kolunuza zorla eroini zerk eder, defalarca ve defalarca yapar bunu. sonunda kollarınızı çözer. serbest kalırsınız, ancak bu defa da siz uyuşturucu ararsınız.

    şu görüntüleri izledikten sonra bile gelip burada milliyetçilik kusuyorsunuz. birçoğunuz gezi direnişini tecrübe ettiğiniz halde yapıyorsunuz hem de. ama gözlerinizin altındaki morluğu, kolunuzun ne hale geldiğini görseniz, neye benzediğinizi bir görseniz yapmazsınız. o yüzden kafanızdaki arcopalleri kırın arkadaşlar, reklamlarda kırılmaz dediklerine bakmayın. kırın.

    (bkz: arcopal)

  • güldüren, güldürürken düşündüren kampanya.

    şu an düşündüm mesela. duraktan eve gelen taksicinin kafasında en az 40-50 kağıt vardır. eve gelip 20 tl alıp geri döneceğini öğrenince harbiden duygusal anlar yaşatabilir.

  • bu dayı da mı kısa etek giyip gece dışarı çıkmış? nereye gidiyor lan bu ülke? allah cidden belamızı verdi galiba.

    debe editi: ben sana debeye giremezsin demedim adam olamazsın dedim.

    -babam-

    ikramiyeyi yatır lan kanzuk.