hesabın var mı? giriş yap

  • sermayeyi yola dokmus, dokerken de sokagi yapis yapis yapmis olmasi muhtemel bakkaldir. onu fabrikadan almamak gerek, aldiktan sonra sen onu bakkal olarak musteriye satsan da icsen de doksen de coca cola icin bir sey degismiyor.

    kesin ak partiye oy veriyordur.

  • help albümünün on üçüncü şarkısı, paul mccartney bestesi.

    bu şarkı, üç binin üstünde cover'ıyla guinnes rekorlar kitabına girmiş, tarihin en çok cover'lanan şarkısı olmuş. muhtemelen herhangi bir anda, yesterday'in herhangi bir versiyonu bir yerlerde çalınıyor.

    paul mccartney, vokal ve enstrüman olarak, şarkının kayıtlarında yer alan tek beatle olmuş. bu da o dönem için the beatles'ta ilk kez yaşanan bir durumdur.

    şarkıda paul'a dört kişilik bir yaylı grubu eşlik etmiş. yaylıların düzenlemelerine bakılırsa bu şarkı, klasik müzik unsurlarının kullanıldığı ilk pop şarkı olmuştur. prodüktör george martin, şarkıya yaylı enstrüman ekleme fikrini ilk dile getirdiğinde paul tarafından kabul görmemiş, "biz bir rock'n roll grubuyuz" cevabını almıştır.

    paul, şarkının melodisini rüyasında bulmuş. uyandıktan sonra unutmamak için piyanonun başına geçip çalmış. başka bir şarkıdan araklamadığından emin olmak için birçok kişiye dinletmiş, emin olduktan sonra sözleri yazmaya başlamış. bu aşamaya kadar "scrambled eggs" gibi sözlerle söylüyormuş.

    bu şarkı, beatles'ın hayran kitlesi bakımından da bir dönüm noktası olmuş. o zamana kadar gençlerin ağırlıkla dinlediği bir grupken, bu şarkıyla birlikte orta yaş ve daha olgun bir kitleyi de yakalamayı başarmışlar.

  • organizasyon müthiş
    birebir fıkradakinin telefon versiyonu olmuş.

    temel yaralanmış, cam silerken elini kesmiş, demiş ki bir aile hekimine gideyim. kapıyı açmış içeri girmiş, önüne iki kapı çıkmış, birisinde ‘hastalıklar’yazıyor, diğerinde de ‘yaralanmalar’. ‘yaralanmalar’ kapısını açmış girmiş içeriye, bakmış orada da iki kapı, üzerinde ‘kanamalı’, ‘kanamasız’. demiş ben kanamalıya gideyim, parmağımda yara var diye. kanamalı kapıyı açmış içeriye girmiş, yine önüne iki kapı çıkmış, ‘hayati önemi olan’ ‘hayati önemi olmayan’. ‘hayati önemi olmayan’ kapıyı açmış, kendisini sokakta bulmuş. akşam temel eve gelmiş fadime sormuş: ‘nasıl, iyi baktılar mı?’ ‘vallahi hiç bakmadılar ama organizasyon müthişti’ demiş.

  • 1-1 biten maçtır.

    1-letonya hayatımda gördüğüm en kötü ve en demode futbol oynayan takım. hücum prensipleri topu havaya dikerek ileri doğru atmak. kafayı gözü parçalamayı göze alan ve koşmayı seven bir forvetin nadir bir fırsat bulup gol atmasını bekliyorlar. ve biz bu takımı yenemedik. az daha da yeniliyorduk.

    2-hücumdaki sorun herkesin bir şeyler yapmayı birbirine bırakması oldu. birinin çıkıp bir şeyler yapmasını bekleyerek maçı bitirdik.

    3-bizde bilal kısa ve yine ozan tufan iyi oynadı. letonyada kaleci iyiydi.

    4-rangers taraftarı hakem fatih altaylının dediğinin aksine kötü değildi. penaltı doğruydu, kartlar doğruydu.

    5-fatih terimin sağa sola atar yapmasından, tuhaf konuşmalarından, jest ve mimiklerinden, oyunculara sürekli bağırıp çağırmasından tiksindik. bir hesap yapalım, göndermek daha ucuzsa gönderelim. bu adamla ne çok zaman kaybettik yahu.

    6-fatih altaylıyı yorumcu olarak seçen zihniyete ben ne diyeyim? bir ara sesi mute yapmayı düşündüm. maçta tek doğru cümlesi vardı, "bizim oyuncular kendilerini o kadar çok yere attılar ki hakemler artık daha zor faul çalıyor" dedi.

  • "canım kızım seni çok seviyorum ve çok özledim"

    gözlerim dolu dolu aradım. ben de onu sevdiğimi ve özlediğimi söyleyecektim
    - alo demek beni özledin annecim
    - yok ya mesaj atabiliyom mu diye denemiştim. geldi mi