hesabın var mı? giriş yap

  • saç ve tırnak da yaradılış özelliği olduğuna göre, kesilmelerinin haram olduğunu düşündüren başlık. hatta koltuk altı kılları falan da öyle...

    ha, "koltuk altı kılı pistir de, kadının dudağının üstündeki ergen bıyığı temizdir" diyorsan, temizlik anlayışlarımız biraz çelişiyor; o ayrı.

  • hoca tahtaya soru yazıyor. yazarken öğrencinin biri hangi takımı tuttuğunu sordu hocaya. hoca da bir eli cebinde olarak bize döndü "türkiye'de tutulacak tek bir takım var evladım" dedi. ben de tutamadım amk kendimi. "hocam şu anda da herhalde onu tutuyorsunuz" dedim. demez olaydım.

    "evet oğlum zil çalınca sana da tutturacam" demişti. herkes gülmüştü la bana. kalmıştım o dönem fizikten.

  • adam hakli. ''kadinlara degil erkeklere neden tavsiyede bulunmuyorsun'' diyenler olmus haluk levent'e twitter'da. adamlar anlamiyor iste, oldurmeye devam ediyor, katil olmayi goze almis bir psikopata tavsiye versen ne olur? haluk levent de hic olmazsa kadinlarimiza bir tavsiyede bulunayim demis. bunu bile anlamaktan aciz insanlarin baslarina gelebilecek kotulukten kendilerini korumalarini beklemek aptalliktir.

    (bkz: #110485793)

  • bir cogumuz icin karanlik caglar denildiginde aklimiza ilk gelen dönem 800 ile 1400 lerin ortasi yani ortacag gelir. veba, fakirlik, hic bitmeyen savaslar...

    ama aslinda oyle degil.
    ınsanlik tarihinin en kotu donemi 536 senesinin ilk aylari ile 537 senesinin son aylari yani yaklasik 20 aylik bir dönem. tam anlamiyla karanlik cag da diyebilecegimiz bir tuhaf zaman dilimi.

    20 ay boyunca gunesin olmadigini dusunun. 20 ay boyunca yari karanlik bir dunya da yasiyorsunuz. gunes olmadigi icin tarim bitiyor, aclik had safhada.
    kuresel isi dusuyor. o zamanlarin istanbuluna yaz ortasinda kar yagiyor. hem de oyle bir iki dakikaligina serpistirmiyor 3 gun boyunca kar firtinasi ile bogusuyor bizans.
    cin ile misir da ayni durumda, avrupa ise daha da bitik.
    bugun ırlanda, almanya, fransa olan bolgeler bu doneme "times of the bad breads" diyor.

    ve tum bunlar krakatoa ve ilopango yanardaglarinin 5 ay arayla patlamasi ile olusuyor.
    tum dunya yaklasik iki sene surecek kalin bir toz tabakasinin altinda yasamak zorunda kaliyor.

    aclik yuzunden kanibalism basliyor. kucuk kasabalar biraz daha buyuk kasabalar tarafindan sadece biraz daha bugday bulabilmek icin yagma ediliyor.
    kuzey de feodal krallar fakir halktan hergun rastgele birini secip karinlarini doyuruyor arta kalan kemikleri ise yine fakirlere atiyorlar. o fakirler arasinda muhtemelen biraz once yenilen kisinin esi ya da cocuklari da var...ama aclik insanlari bu duruma getiriyor.

    dramatize ettigimi dusunuyorsunuz ama sahiden de tum bunlar yasaniyor.
    bizans'li tarihci procopius gunlugune " bugun 18. aya girdik, gunes hala dunya yi ay isigi kadar aydinlatmakta" diye not dusuyor.

    bizans imparatoru 1. justinian bir yasa ile 537 de imparator olur olmaz kanibalizmi yasakliyor.
    ama alinan hicbir onlem aclik ceken insanlari durdurmaya yetmiyor.

    roma imparatorlugunda binek hayvani kalmiyor. 537 senesinin ilk aylarinda imparatorluk ahirlari ac roma halki tarafindan yagma ediliyor. ne imparator ne de askerler hic birsey yapamiyor.

    bu donemde 18 ay boyunca gunes isigindan hic yararlanamayan insanlik "d" vitamini eksikliginden de muzdarip olmaya basliyor. normal bir sekilde attan inen bir erkek bacagini kirabiliyor. sakat kalan insanlarin ise hic sansi olmuyor. sakat kalanlar saglamlar tarafindan gida olarak gorulup ölduruluyorlar.

    yine d vitamini eksikliginden kel insan sayisi artiyor. dogan her 10 bebekten sekizi rasitizm hastaligi ile dogmaya basliyor.

    ekonomik olarak tuhaf gelismeleri de pesinden getiriyor bu donem. ınsanoglu uzun zamandir ilk defa paranin yenemeyecegini anliyor. kimse altin ya da zumrutun yuzune bakmiyor. ucretler bugday, yumurta, kurutulmus et gibi gida urunleriyle odenmeye baslaniyor.

    dunya nufusu 535 senesinde yaklasik 190 milyon. 537 senesine geldigimiz de bu sayi yaklasik 100 milyona dusuyor.

    ve bugun yasanan ya da gecmiste yasadigimiz bir cok felaket 536 ile 537 senelerinin karanligi yaninda gulluk gulistanlik kaliyor.

    ılgilenenlere link

    https://www.researchgate.net/…t_century_perspective

    https://history.fas.harvard.edu/…e_mag_re_ad536.pdf

    https://www.science.org/….1126/science.362.6416.733

  • dişçiye gittim bir ay kadar önce, adam dişimin röntgenini çekmek için küçük bir plaka dayadı eliyle damağıma ve "elimi bastır" dedi, ısırdım adamın elini hafifçe, adam tekrar "elimi bastır" dedi daha çok ısırdım, acıdan kıpkırmızı oldu lavuk, zor çıkardı parmaklarını ağzımdan. meğer herif "elinle bastır" diyormuş, yok yere koparıyodum maybaşın parmaklarını.

  • daha da sinir eden seyler aslinda olaylarin icinde;

    *sikayetin uzerine devlet gorevlilerinin "sutunlarin sana ne zarari var, senin isin gucun yok mu" demeleri.

    *ev sahibinin dediklerine gore aslinda olaydan yetkililerin zaten haberinin olmasi.

    *bu olayin pesinden giden vatandasa dava acilmasi.

    *ne alaka anlayamadim tam ama "olay dava acilinca ortaya cikti" gibi bir durumun olmasi.

    a**na kodumun yerinde herif cikmis "sutunlarin sana ne zarari var, isin gucun yok mu" diyebiliyor aymazlikla. normal sartlar altinda buna sorusturma acilmasi lazimken, turkiye'de haber arasinda gecen bir olay olarak kaliyor.

  • gücü böyle işini yapmayı çalışan gencecik çocuklara yeten, aciz ve gidici bakanın yaptığı utanç verici eylem.

    kırılan bütün kalplerin hesabını soracağız.

    edit: ne yapılırsa yapılsın ifşa etmek yasakmış kaldırdım o nedenle. uyaran arkadaşa teşekkürler.

  • (bkz: bırak bu işleri)

    şu anda da parasını veriyorsun adamlar sana ördek taşağı veriyorlar.

    bak o fotoğraflardaki abilerin tiplerine, onlara benziyor musun? yok, topkeke devam o zaman beybi.

    ayrıca yolculuk süresi de ayrı mesele.

    not: sadece 4 numaradaki tipler biraz ezik, onlara da üçgen peynirle üzüm getirmişler zaten.

  • iki gösteride de konu aynı gibi dursa da, cem yılmaz, olayı anlattıktan sonra "aslanın var olması zaten mucizenin kendisi değil midir? mucizeyi varlığında aramak varken neden çıkardığı seste arayalım?" şeklinde bir tespit yapmıştır ki ancak felsefe kitaplarında falan bulabilirsiniz, doğu da bu seviyeye anca aşağıdan bakar elini gözüne ışık gelmesin diye siper ederek.

  • türk deniz kuvvetleri'nde bahriye adeti olarak sürdürülen bir gelenektir. özellikle pazartesi gününün seçilmesi ve pişen yemeğin kuru fasülye olmasının ise iki temel nedeni vardır. birincisi, gemilere erzak haftalık olarak pazartesi günü alınır. çünkü pazartesi tornaçark günüdür ve haftalık mesainin başlangıcıdır. her günün yemeği için de bir önceki günden hazırlık yapılır (bkz: baklagillerin bir gece önceden ıslatılması şartı). pazar günü yemek hazırlamak için yeteri kadar taze erzak kalmamış olduğundan, ertesi güne pişirmek için kuru bakliyat kullanılır ve hazırlaması diğerlerine göre daha kolay olan, kolay hazmedilen ve kolay kolay bozulmayan kuru fasülye bu noktada en mantıklı seçenektir. eskiden gemilerde buz dolabı olmadığından dolayı da etsiz pişirilmiş ve küçük taneli olanı en geleneksel olanıdır.

    ikinci neden ise, savaş gemileriyle haftalarca, hatta aylarca süren uzun seyirlere çıkılmasından dolayıdır. uzun süre denizde kalmak zaman algısını zayıflattığından personele hafta başını hatırlatmak için pazartesi günleri kuru fasülye çıkarılır. ayrıca sürekli açık denizde bulunmak belli bir noktadan sonra taze su tüketimini azalttığından, suni olarak damıtılmış su tüketimi artar. saf su, mineral bakımından zengin olmadığı için, personel hazımsızlık çekebilir. işte bu noktada, kuru fasülye hem hazmı kolaylaştıran bir yemek olduğundan, hem de protein ve lif kaynağı olduğundan pazartesi günlerinin vazgeçilmez ve geleneksel yemeği haline gelmiştir.

    https://www.dzkk.tsk.tr/…e_kuru_fasulye_yenmesi.pdf

  • isci sayısı- uretim grafiginin 45 derece acıyla gitmemesi. ise yeni giren bir iscinin ondan once giren isci kadar uretmemesi. sınırı ise son alınan iscinin urettigi malın karının iscinin maasına esit oldugu zamandır.