hesabın var mı? giriş yap

  • - şansal... getirdin mi oğlum ödevini?
    + uğur hazır mı ödevler? hocam öde... (küçük kulaklıktan uğur'u dinler bir yandan) ..hocam uğur uyarıyor, ödevler az sonra hazır olacakmış, önce biz bi...
    - ne diyosun oğlum sen?

  • yine bi tekniker ağlayışı. yakında 10 yıllık hemşirenin 2 yıllık doktorun, 10 yıllık katibin 2 yıllık hakimin altında çalışması diye de başlık açılırsa şaşırmayacağımız durum. üniversite orda, sınavla alım yapıyorlar, mülakat yok. paşa gönlün çok huzursuz olduysa paşam, ver hakkını diplomanın. sen de mühendis ol.

  • an itibarıyla yarışan kız, kndisine "nerede çalışıyorsunuz istanbul'da mı?" sorusu sorulduğunda, nefes dahi almadan:

    "dunyanın en büyük demir çelik firmasında muhasebe yapıyorum." dedi.
    beklediği soru buymuş demek ki.
    cevabına da çalışmış kızcağız, hazirlanmis.

    egona saglık bebeyim.

  • tatildeyken oğlanın yaptığı şebeklikler hoşuna giden bir adam yanaşıp bizimkine sorar;

    - kaç yaşındasın bakayım sen?

    + dört..

    - büyüyünce ne olacaksın?

    + beş.

    (sdfskdjsdkfj ne de olsa babasının oğlu)

  • yerinde bir soru. alanına göre bu insanların kaynak kitap, konferans, dergi, deney malzemesi vb. ihtiyaçları oluyor ve kendi ceplerinden karşılıyorlar. bu masrafları ödeyen pek az okul var. bu sebeple 1850 liraya (düşünün ki istanbulda bunun 1000 lirası ev ve masraflarına gidecek) bilim için çalışmak kolay iş değil.

    edit: 1000 lira ev ve masraflarına gidecek demek kirası 1000 lira olan evde oturacak demek değil zeki arkadaşım.

  • vardır böyle insanlar. ama benim başıma bundan daha ağırı geldi.

    bir gün aynı ofiste çalıştığım bir kızla iş için beşiktaş'a gittik. arabayı kadıköy'de park edip vapurla geçtik karşıya ve bir saat verip beşiktaş iskelesi'nde buluşmak üzere sözleştik.

    ben saat yaklaşırken başladım beklemeye. sonra saat 5-10 dk geçince aradım bunu ve bana; ayh yoldayım geliyorum, çok sıcak, şöyle oldu, böyle oldu gibi şeyler söyledi. ben de beklemeye devam ettim. 10 dk oldu 20 dk, 20 dk oldu yarım saat... ben bunu tekrar aradım, ne kadar sürer gelmen diye ve yine aynı rahatsız ifade ile 10-15 dk sonra oradayım dedi.

    ben de beklemekten sıkıldığım için barbaros bulvarı'ndaki starbucks'a kadar yürüyeyim hem bir kahve alırım hem de vakit geçer dedim.

    starbucks'a bir girdim ki ne göreyim. bu, masasında bitmiş bir kahve bardağı elinde bir dergi oturuyor. yanına gidip selam verdim sakince.

    beni görünce şeytan çarpmışa döndü ama öyle bir hale geldi ki açıklama bile yapamadı. nedenini bile sormadım çünkü bu kötücüllükte olan insanlara asla "neden" diye sorulmaz.

  • (bkz: bireysel silahlanmanin onemi)

    asagiya inip, bir tanesinin dizine iki el ates ettikten sonra tum kopekler dagilir arkadaslar. ya sonra ne olacak diye dusunmenize gerek yok, cunku elinizde silah yoksa zaten oleceksiniz, katilleriniz de ertesi yil cikacak erdogan affi ile.

    arabalarin ev fiyatini gectigi ulkede gidin kendinize en kotu turk mali ruhsatli bir silah alin, gozbebeginiz gibi bakin. birisi sizi "asagiya cagiriyorsa" bos gitmeyin, devir cakal devri.