hesabın var mı? giriş yap

  • bir baska fikra da soyle der;
    kis baslamak üzeredir. kizilderili toplulugu sefin etrafina toplanmis, kisin sert mi yoksa yumusak mi geçecegini ögrenmek isterler. geleneksel yeteneklerini dedelerinden bu yana çoktan kaybetmis bulunan sef isi saglama almak için kisin sert geçecegini ve mümkün oldugunca fazla odun toplamalarini söyler kabilesine.

    akilli bir adam olan sef birkaç gün sonra yakinlardaki meteoroloji istasyonuna telefon eder: "bu kis soguk mu geçecek sizce?"

    meteorolog cevap verir: "evet, oldukça sert geçecege benziyor."

    bu cevabi alan sef derhal kabilesine döner ve kisin çok sert geçecegini, daha çok odun parçasi toplamalari gerektigini söyler. bir süre sonra meteoroloji istasyonunu tekrar arar ve sorar: "kis hala soguk mu geçecege benziyor?". "evet" der karsidaki: "oldukça soguk geçecege benziyor."

    sef kabilesine döner ve sadece odunlari degil bulabildikleri her çaliçirpiyi toplamalarini ister. birkaç gün sonra meteoroloji istasyonunu tekrar arar: "kisin sert geçeceginden gerçekten eminmisiniz?".

    adam: "kesinlikle. bugüne dek yasanan en sert kislardan birini yasayacagiz gibi görünüyor." "nasil bu kadar emin olabiliyorsunuz ?" diye sorar sef.

    meteorolog yanitlar: "kizilderililer çilginlar gibi odun topluyor!"

  • şimdi şöyle normalde bütün kahvecilerde 8 ve 12 oz kahve bardağı kullanılır.

    türkiyedeki hemen hemen tüm kahvecilerin kullandığı ölçüler budur. (aksi durumlar nadiren oluyor) yani sen abi starbucks çok pahalı amk ya ben butik kahveciden alıcam dediğin zaman strbucksın nerdeyse 3 de 1 i ölçüsünde kahveye starbucksın 2 katı ücret ödüyorsun haberin yok.

    neyse starbucksın tall bardağı da bu 12 ozluk bardak.

    starbucksta bunlara ek olarak 16 ve 20 ozluk bardaklar da var. bunlardan 16 olan grande ki harbiden hayvanca bir şey. yarım litreye denk gelir.

    venti zaten insanlık dışı. 20 oz olduğu için venti deniyor. 600 ml yaklaşık.

  • ülkedeki birlik duygusu.

    2000 yılbaşı bir dini güne denk geliyordu diye hatırlıyorum. işgüzar bir muhabir camiden çıkanlara yılbaşıyla ilgili sorular soruyordu. konuşanların hepsi yeni yılı kutlamış ve eğlenen insanlar hakkında son derece hoşgörülü sözler sarfetmişti. ülke ayrışmamıştı.

    bir başarı kazanıldığında ülkenin her kesimi sevinirdi. 2002 dünya kupasında kürt gençlerinin türk bayraklarıyla sokaklara fırlayıp nasıl coşkulu kutlama yaptıklarını hatırlarım. bir felakette herkes üzülürdü. depremin doğusu batısı yoktu. ülke ayrışmamıştı.

    insanlar ayrışmamıştı.

  • tehlike anında otonom sistem üç tepki verir: kaç, savaş, donakal.

    bir kısım kaçtı, savaşanlar muhtemelen silivri'de yahut perde arkasında, büyük bir kısım donakalmış vaziyette. ellerinde çekirdek, tv'den başkalarının hayatlarını izler gibi kendi sonlarını izliyorlar.

  • sahibinden.com'da satılan nokia 3310'dur. adam anasından babasından, varsa evladından utanmamış, nokia 3310 için 30 bin lira fiyat çekmiş. antika diyor, koleksiyon diyor 11-12 senelik telefon için.

    (ilan yayından kaldırılmış. ekran görüntüsünü almıştım.)

    http://tinypic.com/r/30vkgsg/8

    (http://www.sahibinden.com/…s-efsane-187733558/detay)

    bu maalesef bize has durumlardan biri. "nasıl olsa satacak enayi bulurum" mantığı...

    üşenmedim, ebay'de araştırdım. orada satılan en pahalı nokia 3310 şu: http://www.ebay.com/…ell_phones&hash=item3a8670ed50

    şimdi al fiyatı 121 dolar. bizimkiyse "bunca yıl elimde tuttum. illa ki birini çarparım" diyor.

    daha dün show haber'de gördüm. çocuk 129 liraya iphone 5s söylemiş, oyuncak telefonla armut gelmiş. baba da mağdur mağdur konuşuyor "insanı meyve sebze gönderip rencide ediyorlar bir de. en çok ona bozuldum" diyor. kardeşim armutla rencide olana kadar, bin beş yüz liralık telefonu 129 liraya alabileceğini düşünerek sen zaten kendini rencide etmişsin.

    yine dün adamın biri iphone üzerinden sömürü hesabı çıkarmış, sadece fabrikada çalışan işçi üzerinden iphone üzerinden edilen karı hesaplamıştı.

    nokia 3310'a 30 bin lira isteyen adam da, 129 liraya 1500 liralık aleti alacağını sanan adam da hep aynı zihniyetin ürünü kardeşim. emeğin, ederin, değerin bir anlamı yok. çarpan çarpana. halen neyi koparırsan yanına kar kalır mantığında hayatta kalmaya çalışıyor insanlar.

    iki ay önce bir taksiye binmiştim. her zaman 29 lira tutan yol 37 lira tuttu. "kardeş bu ne?" dedim. "ney ne?" dedi. elimle de taksimetreyi gösteriyorum, sanki lavuğa atom çarpıştırıcısı uzattım da soruyorum bu ne diye.

    - fazla yazmış bu.
    - ne demek fazla yazmış. ne yazıyorsa o?
    - kardeşim, her gün geldiğim yol. her gün 29 lira yazıyor da bugün nasıl 37 lira yazdı.
    - haa. abi bu arabanın tekerlekleri büyük biliyorsun cip ya (dacia'dan bahsediyor cip diye logan mıdır ne boktur) o yüzden fazla atıyor.
    - birader teker büyük olunca daha az devir yapar, tekerin küçük olması lazım daha fazla atması için.
    - ya ben seni mi dolandırıyorum abi?
    - ne yapıyorsan yapıyorsun, fazlasını vermiyorum. başına iş alma beni inada bindirip.
    - ya tamam tamam.

    bu qnet mi ne vardı bir ara? milleti fahiş fiyatlara piramit sistemine alıyorlardı, ondan sonra da göstermelik dandik bir saat veriyorlardı yok antika, yok bilmemne diye. millet baktı ki 7 ayda milyoner olamadı, o işler öyle kolay değil, başladılar sağda solda saatleri antika diye satmaya. kendilerine söylenen yalanları millete söyleyip paralarını çıkarmaya çalıştılar. örgütlenip, hak arama da yok, nasıl çarptılarsa, öyle çarpıp, kendi belini doğrultmaya çalışıyorsun.

    aah ah.