hesabın var mı? giriş yap

  • ya yemin ediyorum kafayı yemiş insanlar. ne magazin konusu oluyorlar ne bir skandalları var, görünene göre mutlu mesut yaşıyorlar işte.

    ip gibi dizilmişler "sıkıcı çift ay çok sıkıcı" falan diye. ne yapsınlar amk siz sıkıcı bulmayın diye söyleyin bari? fileye paraşütsüz mü atlasınlar, ne bileyim ailece köpekbalığı kafesinde falan mı görmek istiyorsunuz? cidden insana yaranmak imkansız, hele ki sözlükte.

  • spor olsun diye koşmak.

    bunu yapan ilk insan var ya, insanlık tarihimizin en önemli kırılma anını işaretleyen varlıktır.

    bir hayvanın en önemli bireysel aktivitesi, enerji kazanmak, yani yemek yemektir. o enerjiyi hiçbir hayvan boşa harcamaz.

    ama bu ablamız/abimiz, kazandığı enerjiyi kaybetmekten korkmayıp spor yapıyor. çünkü yerine yenisini koyacağını biliyor.

    bu lüks, daha önce hiçbir insan için mümkün olmamıştı.

    az şey mi?

  • (bkz: off to yozgat)

    herkes amsterdam, herkes ny, herkes londra... biri de "artvin'e gidiyoruz, yeyyyy!" yazsın; yapmayın böyle.

    napim abicim sizin lounge muhabbetinizi? check-in yapıyo bi de... cip lounge dediğin, bankaların kartları nedeniyle, devasa işlem hacmine sahip kobilerin, "ayakkaplarını" çıkarıp, siyah çoraplarıyla deri koltuklara uzanarak uyuduğu bir bekleme salonu. havan kime?

    atanamamış burjuva kompleksi hep bunlar...

    sik var gibi koşa koşa son model iphone alıp tuzlayan insanlar, sizlere sesleniyorum: "off to görgüsüzland" yazmanız, en hayırlısı.

  • samimi iki arkadaş inşaat mühendisliğinden mezun olurlar. biri çalışmak için yurt dışına gider diğeri devlet memuru olur...

    beş yıl sonra yurt dışındaki arkadaş diğerini çağırır ve son derece lüks, havuzlu bir malikanede ağırlar.

    memur olan arkadaş sorar;

    - sen ne kadar ücret alıyorsun?

    - 8000 dolar...

    - iyi de bu malikane ne kadar?

    - 1,5 milyon dolar.

    - nasıl oluyor bu iş?

    - şu karşıdaki köprüyü görüyor musun?

    - evet...

    - köprünün korkulukları 3 cm kalınlığında olacaktı.

    - eeee?!

    - 2 cm olmasına göz yumdum, böylece bu malikaneyi aldım.

    bir yıl sonra memur olan diğerini çağırır. boğazda bir yalıda ağırlar.

    yurtdışında çalışan arkadaş şaşırır sorar;

    - sen ne kadar ücret alıyorsun?

    - 5000 türk lirası...

    - bu yalı ne kadar?

    - 60 milyon tl...

    - nasıl oluyor?

    - şu karşıdaki köprüyü görüyor musun?

    - hayır ...

  • fahiş fiyatlara kızıp , kalkarken ''ben gidip bir piyango bileti alayım; çıkarsa gelirim'' demiştim bir kere. ''peki abi'' dedi garson arkadaş.

  • türünün en iyi kitapları arasında yer aldığını düşünüyorum. buna rağmen kitabı herkesin anlamasını beklemek pek de mantıklı bir yaklaşım olmaz. çünkü anlaşılması zor bir kitap. o yüzden birden fazla okunursa daha iyi anlaşılacağını ve irdelenme fırsatının daha fazla olacağını düşünüyorum.

    kitapta ki fizik terimleriyle belirli bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. geçmişten günümüze dünyamıza ışık tutan önemli isimlerin araştırmalarını okuyoruz. her biri bulunduğu zamanın ötesinde olan insanlar.

    zamanın kısa tarihi bizlere insanların hangi koşullarda var olabileceğini, her şeyin aslında hiç'de düzenli ve planlı olmadığını, ama aslında bir o kadar da planlı ve düzenli olduğunu gösteriyor.(dahası gösteriyormuş gibi yapıyor) çünkü bu durumun karmaşıklığı tesadüfü getiriyor. tesadüflük ise bizi belirli bir fikir üzerinde tutuyor. fakat karmaşıklığa doğru itiyor. çünkü zamanda var olabilmemiz için gereken dünya şartlarının oluşması gerekiyor. bunun içinde programın kodlarının olması gerekiyor. fakat bu kodları yazan bir kişinin olmadığını düşünün? ve tesadüfen oluşan kodlar serisinden dünyanın meydana geldiğini bizimde o kodların birer parçası olduğumuzu ele alın...

    bazı çerçevelerle ve kanunlarla hükümleri bir bilgisayar oyunu gibi çizilmiş olan bu dünya, aslında bir büyük patlamadan geliyor. eğer zamanda genişlememiz mümkünse türümüzün devam etmesi ve gelecek nesillerde evrilmesi de pekala mümkün olacaktır. türümüzün var olması için mutlak zamanın geniş olması gerekiyor. zamanda genişlemek mümkün olmuyorsa, o zaman daralan zamanda bizim gibi canlı türlerinin olduğunu söylemek mevcut şartlarda hiç de mantıklı olmaz.

    insanoğlu kararlarını özgür bir biçimde aldğını düşünür. ve her birimiz aslında yıldız tozlarının bir yansımasıyız. peki ama oluşan evrende her insanın davranışları aslında bu dünyadaki yansımaların düşüncemize aktarımıysa o zaman bununla ilgili ne diyebiliriz? gerçekten de ne derece özgür karar verebiliyoruz?

    koordinatlar bize yer belirleme konusunda yardımcı oluyor. cismin hareketi için belirli bir enerji gerekiyor. bu enerji karadelik'de toplanıyor. ve bu toplanma büyük bir yaylım ateşi yayıyor. öyle ki yıldızların belirli bir sırasının olmadığını görüyoruz. çünkü milyonlarca yıldız, milyonlarca alternatif evren söz konusu.

    insanoğlu bugün kim olduğunu, nereden ve nasıl geldiğini sormaya devam ediyor. bu kitabın içerisinde kaybolmak, ve irdelenmesi gereken noktaları doğru ele almak önemli. bir yaratıcı var mı? yoksa insanların oluşturmuş olduğu bir dizi kanun mu? bu soruların net bir cevabını vermek bilimsel açıdan mümkün olsa da insanı tatminkar etmediği ve edemediği ortadadır. çünkü bilim; ruh ve düşünce kavramından farklı ilerler. nitekim insanoğlu bugün kim olduğunu ve nereden geldiğini bir nebze de olsa biliyor. fakat aydınlanması gereken noktaların fazlalılığı ve açıklığı henüz çok geride...

  • efsane bir diyaloğun içindeki adam.

    + hayvan bizi ısırır, bir şey falan yapar.
    - la hayvan ne hayvanı, aslan falan değil, kaplan falan değil.
    + köpek de olsa.
    - köpek de değil.
    + kedi de olsa.
    - kedi de değil.
    + neeey?
    - tafuk. ( en masum ses tonuyla )

  • bir zamanlar çaylak adayı olarak gösterilen ancak bugünlerde sürekli dünün en beğenilen entry'leri listesinde ödüllendirilen (ne kadar ödül sayıldığı tartışılır) yazar(lar)dır.

    tamam daha önce yazılmış bu kuralını ortadan kaldırdınız bi' şekilde legal hale getirdiniz ama peki bu yazar arkadaşın da mı hiç aklına gelmiyor "ulan ben bunu yazdım ama muhakkak birilerinin aklına gelmiştir, hiç orijinal bi' şey değil bu yazmayı düşündüğüm. başlık içinde nasıl aranır bilmiyorum ama en azından bi' kaç sayfada ctrl+f ile kelime arayabilirim. entry kirliliği yaratmayayım." diye. demek ki gelmiyor veya geliyor da beğenilme uğruna umursamıyorlar. ulan ben tamamen kişisel bi' anımla ilgili bi' entry yazacakken bile bazı anahtar kelimeleri aratıyorum. aynı olay belki başkasının da başına gelmiştir diye ki düşüncemde haksız olmadığımı gördüğüm zamanlar oldu.

    şu 3 örneği inceleyecek olursak;

    http://eksisozluk.com/…5671?keywords=monami &a=find

    en beğenilenlere giren entry'den önce yanlış saymadıysam 13 kez, sonra ise 10 kez yazılmış. asıl garip olan başlığın ilk entrysi 2009 yılında girilmiş ve aranılan kelime ilk entry'de var anasını satayım.

    http://eksisozluk.com/…63752?a=find&keywords=öldüğü

    bu ise baya popüler oldu son günlerde. kendinden önceki 3 entry'e, 2 entry'e ve 1 entry'e aldırmayan tüm yazarlarımızın orijinalliğini tebrik etmek lazım.

    http://eksisozluk.com/…473507?a=find&keywords=leğen

    bu ise daha çok yeni. kendinden önce 42 entry'de bahsedilen bir konu ile en beğenilenlere girilmiş.

    lan hadi yazar bilmiyor, öğrenmiyor. peki oylayanlar? benim bu 3 adet dünün en beğenilen entry'lerine girmiş entry'i görür görmez aklıma gelen şeydi bunların ilk kez yazılmadığı. aradığımda da karşılaştığım sonuçlar bunlar.

    yazarlara mesaj attım. aldığım cevapların bir kısmı;

    - bilmiyodum :p

    - kasmayın bu kadar yaaa

    - :))

    - sağol artık öğrendim.

    - bugünün kurbanı ben miyim?

    evet haklısınız, çok önemseniyorsunuz, süpersiniz, çok orijinalsiniz, kıskançlıktan kendimi parmaklıyorum.

    elalemin derdi siz olmuşsunuz demek ki zamanında iyi koymuşsunuz.

    ya sabır.