hesabın var mı? giriş yap

  • öyle leş bir ülkede yaşıyoruz ki insanın aklına her türlü ihtimal geliyor. umarım çocuklar bileğinin hakkıyla almıştır da ülkeye faydalı bireyler olurlar.

  • ne kadar evlenmeyin derseniz deyin, yolun sonundaki uçurumu gösteremezsiniz. laftan anlamıyorsunuz amk, o yüzden bunu bir grafikle açıklamak isterim;

    evlendikten sonra mutluluk/zaman grafiği şöyle olacaktır

    mutluluk
    ^
    |\....................................
    |..\..................................
    |....\................................
    |......\..............................
    |........\............................
    |..........\..........................
    |____________________> zaman

    bu yüzdendir ki evlenip hayatınızın içine etmeyin diye tavsiye edilir... ama erkek kişisi dinler mi? dinlemez! evlenir!

    çünkü sevgiliyken her ne görüyorsa nikahtan kısa bir süre sonra tamamen değişeceğinden haberi bile yoktur. evlenesiye kadar size gösterdikleri sadece bir "intro", bir tür "teaser", "first look"... ama gerçekle alakası olmayan görüntülerdir.

    hani şu yumurtayı fırçalayınca ilk günkü halini koruduğu iddia edilen boktan diş macunu reklamları gibi... çamaşırların yıkandıktan 1 hafta sonra bile kokusu hala burnunuza geldiği iddia edilen pespaye ve yalanla harmanlanmış yumuşatıcı reklamları gibi...

    o hani evlenilecek kadın olarak belirlediğiniz dişi ile aynı eve girdiğinizde neler olacağını farkında bile değilsiniz. işte bunu farkında olmayan ve "ben evlencem abi artık yaşım geldi" diyen adamları gördükçe böğrüme öküz oturuyor adeta, nefes alamıyorum.

    hani hayatı düzen içerisinde ilerlerken "abi belamı arıyorum, dur bi hayatımın içine sıçıp geleyim" der gibi...

    allah belamı versin, zeus yıldırımlar indirsin, tüm roma tanrıları bana küssün ki "nafaka"dan bahsediyorsam. "nafaka" sadece bir sonuç. o sonuca gelesiye kadar yaşadıklarınız ve çektiğiniz ızdırap ise birer hicran yarasıdır.

    klozetin kapağı kapanmadı diye histeri krizlerine girmeler, yastığı fırlatıp "git salonda yat" demeler, günlerce evin içinde küs dolaşmalar, ailelerin her boka salça olması falan filan işin folklörüdür. bunlar bile hiçbir şey.

    ben her şeyi saatlerce yazarım, karşıma alıp günlerce konuşurum, boyu 1 metreyi aşan entryler de girerim ama bir erkeğe yolun sonundaki uçurumu gösteremem. düşmeden anlayamaz.

    o yüzden atlayın gençler! aynı dalga boyuna geldiğimizde mesaj atarsınız "ya sen haklıymışsın" diye...

    ama unutmayın; o gün geldiğinde taşşağımı geçerim, dilime dolarım!

    edit: mesaj kutuma tecavüz ettiniz. her kafadan bir ses çıkıyor. şimdi lütfen kendi aranızda konuşmayın ve bana gelen şu mesajı okuyun;

    kim bu mesajı atan? zeki müren'in ruhu falan mı? hayıııır! kendisi bir evlilik mağduru...

    mikrofonu bu evlilik mağduru hemcinsime bırakıyorum;

    "abi evleneli 7 ay oldu, o kadar pişmanım ki evlendigime. hayatım da hiç bu kadar özgürlüğümün gittiğini hissetmedim. allah belamı verseydi de evlenmeseydin. her gün kavga var evde ne yapacağım bilemiyorum. çok güzel yazmışsınız. burada evlenmeyin yazılarını okuya okuya gittim mal gibi evlendim. 2020 mali olarak kendimi, kerizlik tarihine altın harflerle kazıdığım bir yıl oldu. beni var ya at gibi vurun abi. beni uçurumlardan aşağı atın abi."

    nasıl? gözleriniz doldu değil mi? içiniz parçalandı? bakın işte size olacak da bu, görün. görün de aklınızı başınıza toplayın.

  • eğer che taş gibi bir çift göğüsün arasında gergin şekilde duruyorsa arabanın içinde devrim bile yapabilirsiniz.

  • nazım hikmet'in bursa cezaevi'nde tutsaklık günleri.
    koğuş arkadaşlarını okumaya yazmaya yönlendiren nazım, aynı zamanda cezaevi
    yönetimine de yardım etmektedir.
    cezaevi denetimine adalet bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
    - nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? der.
    nazım'i odaya getirirler. müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
    -demek nazım sizsiniz, der. nazım'a oturması için yer göstermez.
    kısa bir konuşma sonrası, gidebilirsiniz, der.
    nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
    -ömer hayyam adını duydunuz mu? diye sorar. müfettiş hemen atılır:
    -kim duymaz hayyam'i.
    nazım:
    -hayyam zamanında iran hükümdarı kimdi? diye sorar.
    müfettiş şaşırır. nazım konuşmasını sürdürür, görüyorsunuz sanatcıyı anımsadınız
    ama hükümdarı anımsamadınız. yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin
    adalet bakanı'nı ve sizi kimse anımsamayacak, der çıkar.
    müfettiş yaptığı yanlışı anlar, nazım'ı geri çağırır ama nazım
    koğuşunun yolunu tutmuştur.
    sahi, o dönemin adalet bakanı kimdi?

  • ''stajını bende görüp, başkalarıyla kariyer yapmak isteyenler…unutmayin ki: gün gelir sorarlar referansın kim diye…''

    bunun büyük küçük harflerle yazıldığını düşünün işte.

  • kitaplarını düşünüyorum. bir kez gittiğim konferansını, ve o konferansta "bu adamın öğrencisi olmak ne büyük şanstır" diye iç geçirdiğimi düşünüyorum. çıktığı televizyon programlarını düşünüyorum.

    bu adam şu an hapiste. melih gökçek başkentin belediye başkanı. şaban dişli, zahid akman dışarıda. kemal unakıtan muhtemelen yatakta. cleveland'dan, rabbinin gösterdiği hastaneden döndü. oğlu yumurta işlerinde ne durumda bilmiyorum. necmettin erbakan da hapiste değil. kadir topbaş istanbul büyükşehir belediye başkanı. recep tayyip edoğan türkiye'nin başbakanı. abdullah gül cumhurbaşkanı. haşim kılıç anayasa mahkemesi başkanı. hüseyin çelik milli eğitim bakanı.

    erol manisalı hapiste.

    hüseyin üzmez dışarıda, erol manisalı hapiste.

  • el cerrahisinin hassas bir ihtisas olduğunu vakti zamanında bir arkadaşımın iş kazası geçirmesi sonucu anlamıştım. tabi şimdi gelde bunu videodaki arkadaşa anlat.

    hepimiz kabul edelim adamın cüretkarlığı cehaletinden çok "elitlerin iktidarını yıkıyoruz" ayağına fetöcülerin doluştuğu harbiyeyi, "monşer bunlar" diyerek mülkiyeyi, şimdide "giderlerse gitsinler" diyen tıbbiyeyi ayağa düşüren zihniyetten geliyor. 20 yıldır iktidarda olan sadece bir siyasi parti değil bu zihniyet. işte anketlerde şaşırdığınız aç açık olmasına rağmen oy veren %30'un 29'uda bunlar, geri kalan %1'ide iktardan rantlananlar.