hesabın var mı? giriş yap

  • önce videoyu izleyin, kendilerini bir tanıyın. tanıdıktan sonra gelin aşağıda komiklikler, sevimlilikler yapacağım.

    şimdi bu videoda sağdaki maymun var ya. işte o maymunun dili olsa, ya da varsa, şu durumda bile en çok kendisinin çalıştığını, ekmeğini taştan çıkardığını, aslında üzüm'ü kendisinin hak ettiğini, salatalık yemek zorunda bırakılan maymuna dahi çekinmeden şu şekilde anlatabilir:

    '' maskeli akıl vermiş, fikir vermiş. aklımı kullandım: kafesleri çok iyi etüt ettim, sağdaki kafesin önünü tutanın rızkının daha nasipli olduğunu gördüm. oraya naklimi aldırmak için çok uğraştım, çok çırpındım. maskeli de benim çabamı gördü, dostum ve yardımcım oldu, hamdolsun. bu mevkiye zor geldim boş da durmuyorum. kollarım kopana kadar taş taşıyorum. sen kulluk görevini yaparsan, taşını taşırsan, karşılığını illa ki görürsün. ki zaten o istese bize taş taşımasak da rızkımızı verirdi. şüphesiz onun bizim taşımıza ihtiyacı yoktur. o kimseye muhtaç değildir.

    '' soldaki kafesteki arkadaşın isyanını anlamıyorum, maskeliye isyanı doğru bulmuyorum. aramızda çok farklı bir şey yok aslında: maskeli onu yoklukla sınıyor, beni varlıkla. çok şükür ikimiz de aç değiliz, açıkta değiliz. o salatalığı bile vermeyebilirdi. vermeseydi ne yapacaktı o arkadaş? -haşa-, salatalık mı yaratacaktı? yaratamazdı. maskeli kimseyi açlıkla terbiye etmesin.

    '' benin gözüm tok, şikayet etmem; ne verilirse ona bakarım. bugün çok şükür üzüm yiyoruz ama yarın bir şey olur, maskeli beni salatalık verilen tarafa koyarsa da şikayet etmem, maskeli öyle uygun görmüştür. sonuçta salatalığı da üzümü de veren maskelidir, onun dediği olur. biz en nihayetinde aciz kapuçin maymunlarıyız, -haşa-, maskeliden iyi mi bileceğiz? maskeli verdiği gibi almasını da bilir. o bilendir, görendir.

    ''maskeli verince şükredeceksin, vermezse ya nasip diyeceksin. bu delikli pleksiglas kafes geçicidir. burası hiç şüphesiz bir deney yeridir, test yeridir. kafes açılınca ikimiz de aynı kapıdan geçmeyecek miyiz? aynı yere gitmeyecek miyiz? gideceğiz. işte orada maskelinin dediklerini yaparsak, maskeliye isyan etmezsek, o bize ne üzümler, ne muzlar verir. ama isyan edersek öteki tarafta maskeliye ne diyeceğiz? maskelinin gazabı şiddetlidir. maskeliden korkar, ona sığınırım. o, benim görebildiğim kadarıyla en büyüktür. demek ki en büyüktür. gerçi maskesi sebebiyle tam seçemediğimden aynı kişiden mi bahsediyorum bilemiyorum ama eşi benzeri yoktur, tektir.''

  • vukuatın bir canlı tanığı olarak, tolga abimizi gerçekleri itiraf etmeye çağıriyorum buradan. yemin içiyorum ki kulaklarımla duydum o veledin "hugo'nun a. koyayim" demesini. tolga abi' nin" aaa sen nasıl konuşuyorsun, çok ayıp " çıkışına müteakip bebe" senin de a. koyayım" demişti. arkadaşımla birbirimize bakıp, o heyecanla televizyonun içine giriyorduk resmen..

    büdüt: bu konuda, savaş gazileri röpörtajı tarzı bir belgesel teklifine açık olduğumu belirtmek istiyorum. başıma bir şey gelmeyecekse eğer..*

  • inanmayacaksiniz ama ben bu eylemi gerceklestirdim. o, ıs ustundeyken degil tabii asdjkldsa:

    lise 3'teyim, kurban bayrami sebebiyle evden ayrilmistik. dondugumuzde gecirdigimiz soku, 3 gun ustumuzden atamamistik, evin alti ustundeydi, polisleri cagirdik hemen, dediler bu "balkoncu" bilmemkimin isi. bu ara cok dadanmis bizim semte, siz bilmemkacinci evsiniz hatta falan dediler, iyi.

    sonra, aradan bir hafta gecti, evde yalnizim, annem babam isteler, polis aradi, dedi sizin hirsizi yakaladik, olay yeri tatbikati mi dedi ne dedi oyle bisey yaptirmaya gelmemiz gerekiyor. ıyi dedim, buyrun gelin.

    annemi aradim hemen gel diye, o gelemeden, bizim polisler ve hirsiz da gelince, onlari misafir odasina aldim, oturduk bekliyoruz. e bu arada napicam, tabii ki icecek bisey ıster misiniz diye sordum ve zahmetsiz diye meyve suyunda anlastik. ve evet... evet... haliyle, o an, iki buklum salonumuzda oturan, daha dun biz yokken evin icinde kendi mulku gibi calip cirpip cirit atan hirsiza da gercekten "ayip olmasin" diye sordum, ikramimi yaptim, aldi utanmadan bi de pezevenk ve ustune meyve suyumuzu da icerek o gun evimizden ayrildi.

    evet.

  • habere bakıyorum da , alakasız şeylere çağrışıyorum ,

    şöyle ki ; mevzu bahis kendi arabası olunca hırs yapmış abi eliyle koymuş gibi 3 günde bulmuş aracı , ah da mesela vatandaşın arabası olsa kim bilir ne zaman bulunurdu ya da bulunur muydu acaba dedirten hadise.

  • aslinda var olmayan bir sorundur. resmi evraklarda veya diyaloglarda (atiyorum doktorunuzla ailenizdeki rahatsizliklar hakkinda konusuyorsaniz mesela) maternal uncle (dayi) ya da paternal uncle (amca) diyerek bu sorunu cozebiliyorsunuz. ayni sekilde maternal aunt (teyze) ya da paternal aunt (hala) diyerek de aunt kelimesiyle yasadiginiz sorunu cozebiliyorsunuz. bu durumda uncle, aunt, grandma, grandpa, vs. sadece kisaltmadir.

    tabii ki bu maternal, paternal ayrimini arkadaslarinizla barda konusurken yapmiyorsunuz. bu isin resmi boyutudur sadece. adama gulerler. ama oyleyken boyle iste. isin orijinali bu.

    ozetle, siz dayiya da amcaya da uncle, teyzeye de halaya da aunt demeye devam edin. bunlarin sadece kisaltma oldugunu bilin. kafaya cok takmayin.

  • sürekli tekrarlana tekrarlana normalleşmiş şerefsizliklerdir.

    mesela, hastanede sıra beklerken sırada olmayan kişinin doktora bir şey sorup çıkıcam diyerek içeri dalması ve muayene olarak sıradakilerin hakkını yemesi.

    bir yerlerde işe girmek için torpilin gerekli olması ve artık bu torpillerin saklanmadan uygulanması.

    doktor ve hastane personeli yakınları sıra almadan muayene olabilirken normal vatandaşın aylar sonrasına randevu alabiliyor olması.

    şeklinde uzayan şerefsizliklerdir.

    edit:

    programlarda 25 dklık reklam girmek ve reklam bitip program başladıktan 10-15 sn sonra tekrar reklama girmek.

    mekana sizden sonra gelen ama kalabalık olan gruba sizden önce yemeklerin servis edilmesi.

    kariyer.net'te yapılan başvuruların çoğuna geri dönüş yapılmaması ve koyulan ilanların sadece özgeçmiş havuzu oluşturmak için kullanılması. yapılan başvuruların çoğunluğunun "başvurun iletildi" aşamasında kalması.

  • milyon dolarlar verip aldığınız world class kalecinizin sabit bir bölgede oynamaktan dolayı mutsuz olması.