hesabın var mı? giriş yap

  • bir yerlerde bir çocuğun gözünde yaşlar, elinde uzaktan kumandasıyla kala kaldığının belgesidir.

  • ilk yarı 4-0 olunca galatasaraylıların, 70. dakikadan sonra artık 8 olmaz diye beşiktaşlıların kapatıp uyuduğu maçtır. şu an acaba 6 olur mu diye fenerliler izliyor.

    not:gs

  • kuzey yarımküre'nin gökyüzünde dans eden dikey bir şerit, titreşen mor ışığın adı.
    bu ismi (steve), 2016 yılında atmosferik fenomeni keşfeden bir grup aurora meraklısı olan alberta aurora chasers vermiş.

    hafifçe sallanan perdelere benzeyen standart auroraların aksine, steve daha çok dar bir ışık arkı
    üyeler bu tuhaf aurorayı 2006 animasyon filmi "over the hedge"'den esinlenerek, bazı ormanlık yaratıkların daha az korkutucu görünmesi için "steve" olarak adlandımış.
    daha sonra bilim adamları bu ismi -steve-, "strong thermal emission velocity enhancement" yani "güçlü termal emisyon hızı geliştirme" anlamına gelen bir kısaltmaya dönüştürdüler.

    steve diğer auroralara benzer görünebilir çünkü güneşin yüklü parçacıkları dünya'nın manyetik alanlarıyla etkileşime girdiğinde gece gökyüzünü aydınlatır. ama steve
    kesinlikle kendi sınıfında - özellikle de dans eden mor ışık auroraların içinde en muhteşem gösteri sergileyeniydi.

    her şeyden önce, steve aslında bir aurora değil. araştırmacılar yıllarca steve'in konumu ve hareketleri nedeniyle diğer auroralar gibi olduğu konusunda spekülasyon yapsa da, jeofizik araştırma mektuplarında yapılan bir çalışma bu fikri reddetti. steve mart 2018'de göründüğünde, noaa'nın "polar orbiting çevre uydusu 17", steve'in etrafındaki gökyüzündeki yüklü parçacıkları ölçtü. yüklü parçacıklar tespit edilmedi. bu nedenle, steve'i yaratma süreci, auroraları yaratan süreçle aynı değildir.

    çalışmanın yazarı bea gallardo-lacourt, "sonuçlarımız, bu steve olayının aurora'dan açıkça farklı olduğunu doğrulamaktadır, çünkü parçacık çökeltisinin olmaması ile karakterizedir" , "ilginç bir şekilde, gök parıltısı iyonosferde yeni ve temelde farklı bir mekanizma tarafından üretilebilir." dedi.

    aynı dergide yakın zamanda yapılan bir çalışmada , araştırmacılar steve'in kimliğine daha fazla ışık tuttu, kaynak bölgesini uzayda buldu ve buna neden olan mekanizmaları özetledi. steve'e bazen çizgili bir dizi yeşil "çitli" aurora eşlik etse de, steve'in kendisi, akkor ampulleri aydınlatan sürece benzer şekilde, atmosferde daha yüksek yüklü parçacıkların ısınmasından kaynaklanır.

    çalışmanın yazarları, steve sırasında yüklü parçacıkların, dünya'nın iyonosferinde bir nehir gibi akarken birbirleriyle çarpıştığını ve parçacıkları leylak rengi bir ışık yayana kadar ısıtan sürtünme yarattığını buldu. akkor ampuller, tungsten filamanı ısıtmak ve parlamasını sağlamak için elektrik kullanarak benzer şekilde çalışır.

    steve'in yeşil çitleri ise uzaydan düşen enerjik elektronlardan kaynaklanıyor. bu, auroraların genellikle oluştuğu enlemlerin çok daha güneyinde olmasına rağmen, tipik auroraların gelişme şekline daha benzer. uydu verilerinin gösterdiğine göre, yüksek frekanslı dalgalar dünya'nın manyetosferinden iyonosferine doğru hareket ediyor, elektronlara enerji veriyor ve onları manyetosferden dışarı atarak çit benzeri ışık deseni oluşturuyor. çalışma, kaynağının gezegenin her iki yarımküresini aynı anda beslemek için yeterince yüksek olduğunu öne sürerek, çitlerin aynı anda dünya'nın her iki yarım küresinde de meydana geldiğini ortaya koydu.

    steve'i nerede ve ne zaman görülbilir?

    bea gallardo-lacourt ve ekibi tarafından 2018 yılında gerçekleştirilen jeofizik araştırmalar dergisi'nde yayınlanan bir araştırmaya göre steve, ortalama olarak dikey olarak yaklaşık 20 km (kuzey-güney yönünde) ve yatay olarak 2.100 km (doğu-batı yönünde) görülebiliyor .
    ayrıca steve'in yalnızca yaklaşık bir saat sürdüğünü ve genellikle yalnızca manyetosferde bir alt fırtınadan sonra, dünya'nın "kuyruğundan" gelen enerji iyonosfere girdiğinde meydana geldiğini keşfettiler.kaynak

  • türk kızlarının videolarını çeken mültecilerden hiçbir farkı olmayan bir yavşağın röportajıdır. kadın da otel deyince muhtemelen anlıyor, ama haklı olarak bu davarla muhatap olmak istemiyor.

    bu ahlaksız kişi hakkında derhal soruşturma başlatılmalıdır.

  • milletin iliklerine sinmiş 'bişey olmaz abi'ciliğin sonucu gerçekleşmiş cinayet. tepeden tırnağa yani emekçisinden ceosuna bu anlayış sinmişken iktidar sahipleri bu anlayışı daha da körüklemekte, kaderle fıtratla yeni cinayetlere zemin hazırlamaktadırlar.

    işçiden örnek vereyim, adama diyorsun ki kafana baret tak, cevap olarak elindeki küreği alıp kafana geçirebiliyor adam. ya da motorlu testereyle taş düzelten adama koruyucu eldivenini tak diyince küfreder gibi bakıyor adam. niye? çünkü 'bişey olmaz abi' anlayışında. bunlar sırf gıcıklık olsun diye uydurulmuş, baret kafasını sıksın, eldiven elini terletsin diye konulmuş iş güvenliği maddeleri değil mi? hakikaten de birşey olmuyor ama. üç gün olmuyor bir ay olmuyor iki sene olmuyor. adam yıllarca niye kafasını baretle sıksın. ama 3 sene sonra kafası yarılınca ya da parmağı kopunca önce seni suçluyor sonra allah'ın takdiri diyor.

    mimardan örnek vereyim: adam cemaat yurdu yapan cemaatçi bir mimar, denetim yaparken diyorsun ki adama kardeş sen yangın yönetmeliğine göre planlamamışsın burayı ona göre tekrar çiz. adam sana küfreder gibi bakıyor yine. yok ne gerek varmış ekstra külfet geliyormuş vs vs. sanki yine gıcıklığına dedik. sonra adama 'yangın çıkarsa ve bir öğrenci ölürse burada savcının göz altına alacağı ilk kişi sensin' diyince haa deme ya diyip hemen düzeltiyor planı. evet based on a true story bunlar.

    siyasetçisinden örnek vereyim: pamukova tren kazasını hatırlarsınız. işte o kazadan bi üç beş ay önce itü'den bilirkişiler ilgili yerde etüd yapmışlar ve oradaki eski hattın üzerine hızlandırılmış tren konulması durumunda trenin raydan çıkacağını, çünkü kurba, yani dönüş yarıçaplarının hızlandırılmış treni kaldıramayacağını belirtmişler ve bunu kazadan önce bir toplantıda ulaştırma bakanına sunmuşlardır. sonra? sonrasını biliyorsunuz iki tane makinisti attılar içeri.

    tepeden tırnağa sorumsuzluk karakterimiz olmuşken başta belirttiğim gibi bu konuda halkı dönüştürmeye çalışmak bir yana daha da sorumsuzluğu, yandaşlığı, adam kayırmayı teşvik eden siyasi irade birinci derecede sorumludur.

  • annemle beraber pazara gidiyoruz artık senin yerine. geçen hafta bir pazarcı sordu seni, “abim gelmiyor bayadır, selam söyleyin” dedi, ellerimdeki domatesler, biberler 100 kilo oldu sanki, gücüm, kuvvetim kesiliverdi. “kaybettik” dedi annem. yağmur yağıyordu ağladığımı çok kimse anlamadı. ondan sonra apartmandaki isveçli komşu da sordu seni, o türkçe bilmiyor sen ingilizce bilmiyordun hiç konuşmadan sadece işaretlerle anlaşıyordunuz. “kaybettik” dedim 40 gündür her an gözümden akmaya hevesli gözyaşlarımla. inanır mısın tek kelime konuşmadığınız o kadın da benimle ağladı baba. cenazene bile gelmeye bile tenezzül etmeyen yeğenlerine inat “çok üzüldüm, çok güler yüzlü, çok arkadaşça bir insandı” dedi bana. işyerinde de senden bahsediyorlar bazen, “çok erken gitti” diyorlar. gizli, saklı köşelerde kimse görmüyor ama ağladığımı merak etme. senin yanında çok az ağladım ben. hepsinde “canın sağolsun oğlum” dedin bana. benim canım sağ da seninki niye değil diye hep düşünüyorum. geceleri pek uyuyamıyorum, boş boş tavanı izleyip alarmın çalmasını bekliyorum saatlerce bazen, kimbilir hemen solumdaki duvarın ardında senin uyuduğunu bilmenin huzuru olmadığındandır belki. hayatımda bana çok şey öğrettin ama babasız ne yapılır öğretmedin. ben de ne yapacağımı bilmiyorum şimdilerde, yalpalıyorum, tutunacak bir şeyler arıyorum, çekilmez biri oluyorum, alıngan oluyorum, böyle böyle babasızlığı öğreniyorumdur belki kimbilir. ama bak yine akşamları meyve yiyoruz merak etme. kardeşim aynı sen gibi soyuyor meyveleri bize.

    40 gün oldu bugün. dile kolay, yaşayana zor 40 koca gün. anlatılanlara göre sevdiğiniz biri öldüğünde 40 mum yanıyormuş içinizde sizi yakan. her gün biri sönüyormuş. 40.gün gelince o son kalan mum sönmezmiş. ömrün boyunca seninle yanarmış. o sönmeyecek mumla başbaşa kaldım bugün. artık sabah uyandığımda koltuğunun boş oluşu belki de o mum, belki de ben işten dönerken senin de yürüyüşten döndüğün yoldur, belki de gözlüğündür artık sehpada okuduğun kitabın yanında durmayan. senin soymadığın bir elma dilimidir belki, annem için sokaktan artık toplayamadığın çiçektir belki o sonsuza kadar içimde yanacak lanet mum. çiçekleri severdin sen, mezarına diktiğimiz menekşeler tutmuş bu arada, ne yapalım bize de kokusunda seni aramak kaldı.

    rahmetli diyorlar sana, kanıma dokunuyor. benden 30 yaş büyük halinle arkadaş whatsapp gruplarında benden 30 kat daha hevesli yaptığın gezi planlarını, arkadaş toplanmalarında o cıvıl cıvıl hallerini, 20 yıldır hiç aksatmadan çözdüğün cumhuriyet pazar bulmacalarından kitap kazandığındaki o çocuksu mutluluğunu düşünüyorum da senden rahmetli diye, kaybettik diye bahsetmek çok koyuyor bana. her iyi sıfatı hak ederken rahmetli diye bahsedilmesi acıtıyor içimi.

    bugün senin gömleğini giydim işe gelirken biliyor musun? mavi, en sevdiğin renk. sana yakıştığı gibi yakışmıyor bana ama olsun. hep yakışacak şeyler yapacak değiliz ya. sana da 40 gün önce bir iyi geceler deyip çekip gitmek yakışmamıştı.

    dedem öldüğünde “babasızlık zor” demiştin. o zamanlar bilememiştim ama zormuş baba, yine doğru söylemişsin, yine haklıymışsın. 40 gün, sensiz, sessiz, babasız. çok sevdiğin mavi gömleğinin bana verdiği huzur gibi huzurlu uyu. bu son kalan mum sönene dek seni çok seveceğim, çok özleyeceğim. elbet bir gün kavuşacağız.

    elbet...