hesabın var mı? giriş yap

  • ya depresyon içinde bulunduğumuz hayata dair belli bir farkındalık seviyesinde gösterilebilecek en gerçekçi yaklaşım ve en normal tepkiyse ama toplumda üretim gücünün düşmesine yol açtığından küresel düzeyde hastalık olarak değerlendiriliyorsa? belki de aslında neşeli ve hayatı sever halimiz bir kafa güzelliğinden ibarettir. belki depresyon hakikattir. (bkz: conspiracy keanu)

    sonuçta aslında hayatının çoğunluğu işçi arılar gibi küresel bir ekonomik çarkı çevirmek için çalışmaktan ibaret olan bireylerin hayatından mutlu olmak için nasıl bir gerekçesi olabilir? sabah akşam bal taşıyan, hiçbir zaman kraliçe arıyla çiftleşemeyecek ya da kendi kovanına veya çocuklarına sahip olamayacak olan erkek arının hummalı bir şekilde polen ararken "ne kadar güzel bir gün" demesi nasıl mümkün olabilir?

    işçi arı o farkındalık seviyesine ulaştığında mutsuz olmasından daha doğal bir sonuç olabilir mi? o arının yatağından çıkıp terliklerini giyip sabah 7'de yeniden mesaiye koyulmasının "doğru olan" olduğuna onu kim ikna edebilir? hayatının anlamsızlığına bu kadar vakıf olmuşken "gel bizle takıl biraz sosyalleş unutacaksın"ın, "biraz nektar iç iyi gelir"in bu farkındalığa bir örtü değil de çözüm olduğuna kim kefil olabilir?

    bu açıdan baktığımızda gerçek hastalığın ve gerçek depresyonun bizde değil de etrafımıza örülü bu yaşamsal düzende olduğunu söyleyebiliriz. eğer borçlanma ekonomisi, gelir uçurumu, modern toplumsal yapı bizim genlerimize kodlanmış unsurlar değilse o zaman onlara karşı metabolizmanın gösterdiği tepkileri "doğal değil", "rahatsızlık", "hastalık" diye nitelendirmek de doğru olmamalı. ama sisteme steteskopu dayayıp "hmm" deyip "sizin insan hayatına olan toleransınız düşmüş" diyen sistem doktorlarımız olmadığından ceremesini biz insanlar çekiyoruz anastasya.

  • --- spoiler ---

    spider-man’in modern dönem sinema macerası 2002 yılında sam raimi’nin yönetmenliğinde ve tobey maguire‘ın suretinde başladı. bu filmleri 2004 ve 2007 yıllarında iki devam filmi takip etti. raimi’nin filmleri sadece spider-man için değil tüm süper kahraman uyarlamaları için önem taşımakta. 2000’li yıllar sonrası süper kahramanların bu derece popülerleşmesinde son derece önemli yere sahipler.

    2012 yılında raimi’den sonra bayrağı devralan mark webb döneminde ise daha farklı bir misyonla hareket eden bir seri görüyoruz. andrew garfield’ın başrolünü oynadığı seri öncesine reset atıp, evren kurma isteği ile hareket etmişti. 3. ve 4. filmlerin vizyon tarihi verilmiş, sinister six ve venom filmleri duyurulmuştu. hatta her şey yolunda gitse spider-man 2099, spider-man: kraven gibi çeşitli spin-off’larda gelecekti. lakin the amazing spider-man 2 çok yüksek bütçesine karşın sony’nin istediği gişeyi yapamadı ve bütün evren iptal edildi.

    kısaca özet geçtiğimiz bu kısım işte bizi spider-man: homecoming’e getirdi. bu sefer tom holland tarafından canlandırılan kahramanımızın en büyük farklı elbette ki marvel cinematic universe’te geçiyor olması. holland’ın spider-man’ini az da olsa çok etkili şekilde geçtiğimiz sene vizyona giren captain america: civil war filminde görmüştük. özellikle tom holland’ın harika şekilde canlandırdığı ve uzun yıllardır herkesin görmek istediği doğru peter parker yorumu izleyicinin büyük bir kısmını etkilemişti.

    spider-man: homecoming filmi peter parker’ın çektiği video günlüğü ile açılıp civil war zamanını ve bu filmi son derece başarılı bir şekilde bağlıyor. filmin ana konusuna baktığımızda kendisini ispat etmeye çalışan bir spider-man görüyoruz. bu spider-man, her şeyden önce çok heyecanlı bir spider-man. diğer spider-man uyarlamalarına kıyasla spider-man olmak için daha fazla yanıp tutuşan bir karakter var karşımızda. 15 yaşında bu güçlere sahip, iyi bir şeyler yapmak isteyen bir çocuğun heyecanını film çok başarılı bir şekilde aktarmış. film boyunca peter’ın heyecanını paylaşmamak mümkün değil.

    karşısında ise kendisinin tamamen zıttı bir karakter var. kendisi ne kadar genç ve heyecanlıysa rakibi kendisinden çok daha yaşlı ve hayatın zorluklarıyla kendi doğrularıyla mücadele eden bir adam. bunu yaparken şiddete başvurmaktan asla çekinmeyen biri. yani adrian toomes/vulture. toomes'u flashback sahnesinde avengers'ın karıştığı büyük olayların arkasından olay yerlerinin temizlenmesiyle ilgilenen bir organizasyonun başında görüyoruz. tony tarafından finanse edilen damage control'ün bu işi devralmasıyla kendi işinden oluyor ve bütün yatırımları karşılıksız kalıyor. o zaman kadar topladıkları gelişmiş silahlarla kendi ekipmanını kurup, sokak seviyesinde bu gelişmiş silahların ticaretine atılıyor. vulture karakteri çok başarılı bir villain olmuş. özellikle motivasyonu son derece başarılı işlenmiş. vulture'ın bu derece etkili olmasında elbette michael keaton'ın payı çok büyük. keaton, harika bir oyunculuk sergilemiş.

    film marvel cinematic universe'ün ağır topları ile sokak seviyesi karakterleri arasındaki ilişkiyi bize çok iyi yansıtıyor. vulture tarzı villainların ıron man, thor, captain america gibi kendilerinden çok daha üstün karakterlerin radarlarına girmemelerini çok güzel bir temelle anlatıyor. tony stark'ın silah ticaretini fbı'a haber vermesi bu düzenin süper kahramanlarla birlikte nasıl işlediğine güzel bir örnek olarak verilebilir filmde. işte spider-man'de karakter olarak tam bu noktada arada kalan bir karakter. her ne kadar mahallesinin süper kahramanı konumunda olsa da üstün güçleri ile çok daha büyük işler yapmak istiyor. üst üste gelişen olaylar hem spider-man için hem de vulture için sokak seviyesinin üzerine çıkıyor.

    filmin öncesinde kimi seyirciyi korkutan acaba tony stark bütün filmi ele geçirir mi korkusu tony'nin filmdeki rolünün oranının harika ayarlanmasıyla karşılıksız çıkıyor. hatta happy'nin filmde tony'den daha fazla göründüğünü söylemek mümkün. hakeza, spider-man'in mcu'ya tony stark aracılıyla girdiğini düşünürsek kendisinin bu filmdeki varlığı çok anlam kazanıyor. peter'ın karakterizasyonunun gelişmesinde çok önemli bir yer tutuyor.

    yan karakterleri genel olarak beğendim. özellikle ned ön palan çıkıyor. peter ile arkadaşlığı filmin lokomotif güçlerinden. may hala'yı beğendim. öncekilerden çok farklı. çizgi romanlardan da çok farklı ama başarılı şekilde modernize edilmiş. flash, liz gibi karakterler ne iyi ne kötü. olması gerektiği kadar diye düşünüyorum. michelle ise bambaşka bir konu. filmin sonundaki mj sürprizi tahmin ettiğimiz bir şeydi. ama hem michelle hem de mj olması gerçeği artık ikinci filmde çözüme kavuşacaktır. ben ikinci filmde mj kimliğini tamamen giyeceğini düşünüyorum. shocker karakterleri de filme güzel yedirilmiş. çizgi romanlardaki miles morales'in amcası aaron davis, betty ve the tinkerer karakterleri de filmde gözden kaçmayan unsurlardan. ikinci filmin villain'ı olmaya göz kırpan mac gargan'da dikkatli seyircinin örümcek hislerini uyandırıyor.

    spider-man'in filmde kullandığı kostümü de çok beğendim. filmde yer yer kostümün bu derece teknolojik olması kafalarda soru işareti barındırsa da film bunu çok iyi işlemeyi başarmış. zırhın yapay zekası karen ise filme çok güzel bir hava katmış. peter geveze ve şaka yapmayı seven bir karakter. yapay zekalı zırhın varlığı çizgi romanlardaki kendi kendine konuşan peter fikrine doğru bir şekilde uyum sağlamış. filmin sonlarına doğru zırhtan olması ve kendi yaptığı kostümle kendisini ispatlaması filmin en önemli anlarını oluşturuyor. zamanında ıron man 3 ile sorulan zırh mı insanı kahraman yapar ? yoksa içindeki mi ? sorusu yine içinde ıron man'in olduğu başka bir filmde ıron man 3'ten çok daha başarılı cevaplanmış. filmin sonunda gözüken ıron spider kostümü ise çizgi romandaki orijinal kostüm ile bu filmdeki kostümün güzel bir birleşimi. muhtemelen avengers: ınfinity war'da o kostümü kahramanımızın üstünde göreceğiz.

    filmde yine gözden kaçmayan bir unsurda avengers binasının satılıyor olması. herhangi bir alıcıdan bahsedilmedi. ama bu alıcının norman osborn olduğunu düşünüyorum. new york'a avengers binasını alarak yerleşen ve oğlu harry'yi peter'ın okuluna gönderecek olan bir osborn karakteri mcu içerisinde başarılı bir şekilde yer bulacaktır. devam filmlerinde başta osborn'lar olmak üzere daily bugle, j. jonah jameson, daha mj gibi hareket eden bir mj gibi spider-man'e ait daha fazla unsurun kullanılmasını bekliyorum.

    spider-man: homecoming ile şunu gördük. peter parker kahraman olmak konusunda çok tecrübesiz ve sayısız hata yapan bir çocuk. film boyu bu kahramanlığı öğrendi. gelecek filmlerde de bu kahramanlığı öğrenmeye devam edecek. her filmde daha fazla olgunlaşacak. serinin gidişatı açısından bakıldığında her filmin dozajı arttıra arttıra gideceğini ve çizgi romanlardaki çok güçlü ve karanlık villainların belli bir süre gözükmeyeceğini düşünüyorum. venom, kraven, carnage gibi herkesin en çok görmek istediği villainlar bu kurulan atmosferin ve yaratılan spider-man karakterinin çok üzerinde karakterler. shocker ile dövüşürken bu derece zorlanan bir spider-man'in kraven ve venom gibi villainlara karşı dayanabilmesi imkansız. mcu içerisindeki spider-man birden fazla üçlemeye sahip olacaksa. lise üçlemesinde çıkabileceğimiz en üst nokta sinister six gibi duruyor. sinister six gelecekse doctor octopus'un da olacağını beklemeliyiz. üniversite zamanına geçersek belki kraven gibi villainları görebiliriz. bu filmden sonra sony'nin neden venom, kraven ve black cat gibi filmleri ayrı yapmak istediğini daha net bir şekilde görebiliyoruz.

    sözün özü spider-man: homecoming, son derece başarılı bir peter parker karakterine sahip, güzel yazılmış, güzel yönetilmiş ve harikulade bir şekilde oynanmış çok doğru bir spider-man filmi. umuyorum ki marvel ve sony'nin arasında herhangi bir problem olmaz ve bu spider-man'i çok uzun yıllar marvel cinematic universe'de görebiliriz. harry potter sistemine benzer şekilde bir büyüme öyküsünü spider-man'de senelerce izlemek çok keyifli olacaktır.

    --- spoiler ---

  • misafirleri uğurlamak için aşağıya indik böyle cümbür cemaat. baya bi kalabalığız. misafirler baya uzağa gidecek arabalarına binmeden vedalaşıyoruz. artık tuttuğumla tokalşıp, öpüşüyoruz aralarında yeni tanıştıklarımzda var. işte memnun oldun falan filan. tam o sırada bi bey amcayıda tuttum tokalaştık, adamı öptüm, iyi geceler, iyi yolculuklar dedim. adam bi ürktü hatta sonradan fark ettim adamı ilk tutup tokalaşınca adam irkilip baya şaşırmıştı zaten. neyse efendim adam bana baktı ben adama. ulan diyorum bu kim? meğerse efendim adam sokaktan geçen normal bi vatandaşmış, ben onuda bizim misafirlerden sanıp öpüp koklamışım. sonra dayı banada iyi geceler yeğenim dedi arkasına baka baka gitti. ne zaman aklıma gelse gülerim. yok böyle bişey o adamın şaşkın bakışları hala gözümün önümde.

  • pilotun beceriksizliğidir. halbuki ekşi sözlük yazarları o uçakla yanlaya yanlaya iniş yaparlardı.

  • "...bu ülkenin en az paraya en sevilen karakterini oynamış oyunculardanım..."

    samanyolu tv dizilerinde oynayan kimsenin tanımadığı biri iken, kendisine dizide rol verip tanınmasını sağlamış gülse birsel'e büyük terbiyesizlik yapmış.

    ki eylem rolüyle aldığı aylık ücret de bugünün parasıyla 60 bin tl'ye denk geliyor.

    sonra vasfiye teyze tutunca aldığı ücret iki katına çıkarılıyor. vasfiye teyze olarak oynadığı mediamarkt reklamından 600 bin dolar kazanıp 2014 yılında istanbul boğazındaki bebek'ten 1.5 milyon tl'ye daire alıyor.

    dizide oynadığı zamanlarda da çok mutlu olduğunu söyleyen de yine kendisi.

    sorarlarsa baget ekmeği bölüp pul biberle yutuyordum dersin, kim bilecek.

    nankör ki ne nankör.

    (bkz: yalan dünya)

    ~

    ek: haberde pürüz çıktı dense de vasfiye teyze'li reklam, izleyenlerin de hatırlayacağı gibi tv'lerde yayınlanmıştı.

  • kararlılıklarıyla şaşırtan bir güruh... hiç bıkmazlar, üşenmezler, yorulmazlar. sorarlar da sorarlar, sorarlar da sorarlar, sorarlar allah sorarlar... çocuklarına sorarlar, torunlarına sorarlar, olmadı eşe dosta esnafa sorarlar.

    - ikindi okundu mu? okudular mı ikindiyi?

    - yok dede okunmadı daha...

    - oh pek güzel...

    lan nesi güzel? ne oldu şimdi? valla çıldıriciim. öğle ya da akşam ezanı falan da değil, varsa yoksa ikindi. ikindi okundu mu, ikindiyi okudular mı, okudurlar mı ikindiyi... bu nasıl bir ikindi tutkusu anlamış değilim. ne var bu ikindi de çözemedim. hayır bilhassa ikindiyi soruyorlar çünkü. böyle "okudular mı ikindiyi koç yumurtası?" falan derken bir gün çıldırıp "evet okudular, hemi de bir saat oldu" falan demek geçiyor insanın içinden... böyle delice ve hoyratça "ooohoooaauuvv... ikindisi mi kalmış, akşam ezanı bile okundu az önce" desem ne olur acaba? valla hiçbir şey olmaz. çünkü dedeler nineler yaşlandıkça namaza ayarlı casio saat gibi oluyorlar. bir kere de okunduktan sonra sor be arkadaş... yok valla hep okunmadan önce soruyorlar.

    zaman konusundaki şu konsantrasyonun, şu hassasiyetin binde biri bende olsa öss birincisi olurdum valla. reklamlarda görürdünüz beni: "finalle çalıştım, kazandım" diyen gözlüklü, zayıf oğlanlardan biri olabilirdim ben de... ama yetiştiremedim lan... bizim senemizde bilhassa coğrafya soruları zordu çünkü zaman yetmedi... yetseydi iyiydi ama yetmedi. konuyu dağıttığımı hissediyorum ve hemen gidiyorum.

  • arkasında başkaları vardır. o kadar parayı ona bırakırlahahahahhah.

    görüldüğü üzere bütün parayı kendi yemektedir.

    tosuncuk falan ama saadet zinciri kenan ile jet fadıl’a rahmet okutuyor.