hesabın var mı? giriş yap

  • her hafta sektirmeden aynı 3-5 diyalogla bir buçuk saati dolduran, iki sene önceki bir bölümünü izleseniz, özneler dışında hemen hemen hiçbir fark yakalayamayacağınız televizyon klasiği...

    fuat: evet, haftanın olayıyla başlıyoruz.
    hıncal: haftanın olayı, maria sharapova! ben böyle maç görmedim... eh-eh-eh...
    ...gülüşmeler...
    hıncal: bu arada federer kadar düz oynayan sıkıcı bir tenisçi görmedim ben... agassi eski agassi olsa...
    haşmet: evet, hıncal abi'ye aynen katılıyorum... yalnız buraya dikkat... mır mır mır...
    fuat: kısa bir reklam arası...

    fuat: fenerbahçe'yle devam ediyoruz...
    hıncal: hakem konuşmak istemiyorum diyorum, ama falanca hakem yine bu hafta... vıdı vıdı...fener medyası... vıdı vıdı...
    haşmet: ya ben artık futboldan konuşmak istemiyorum. futbol konuşmayalım. benim inancım kalmadı artık... mır mır mır...
    hıncal: ya ben lig maçlarını izlerken uyudum kaldım. bu kadar mı sıkıcı olur? valla 30. dakkada uyuya kalmışım, haşmet... böyle bişey yok eh-eh-eh...
    fuat: kısa bir ara veriyoruz.

    fuat: evet, hıncal abi galatasaray bu hafta xspor'la oynadı. nasıl buldun galatasaray'ı?
    hıncal: ya benim dilimde tüy bitti kaç haftadır. x teknik direktör fln değil kardeşim, hiçbir şey değil. izliyorum, inanamıyorum! x futboldan şu kadar anlıyorsa, bende vıdı vıdı...
    haşmet: hıncal abiye aynen katılıyorum... ama şu da var bi de... mır mır mır...
    fuat: hıncal abi peki galatasaray, ne yapmalı sorunlarını çözmek için?
    hıncal: x'in yanına tartışacağı bir adam koyması lazım. öyle bir yardımcısı olcak ki, onunla çatır çatır kavga edecek. ama yok nerde? illa tek adam olucam... vıdı vıdı..
    fuat: kısa bir ara veriyoruz...

    haşmet: bu hafta yine konuşamadık trabzon'u...
    fuat: haftaya uzun uzun konuşuruz artık... 90 dakika burada bitiyor... vıdı vıdı...

    ...toplu olarak el sallama..

  • --- spoiler ---

    avengers: endgame spoilerı içerir.

    --- spoiler ---

    avengers: endgame sonrası merakla beklenen spider-man: far from home'un ikinci fragmanı en sonunda geldi. fragman tom holland'ın avengers: endgame'i izlemediyseniz fragmanı da izlemeyin uyarısıyla başlıyor. zaten sebebini de açılır açılmaz öğreniyoruz. daha ilk sahneden gördüğümüz gibi peter, tony stark'ın ölümünün etkilerini ciddi şekilde hissedecek. bu filmde peter'ın karakter gelişiminin önemli bir parçası haline gelecek. şu tartışılan yeni ıron man konusunun ise spider-man'in yeni ıron man olması şeklinde bağlanacağını kesinlikle inanmıyorum. her ne kadar etrafından o şekilde sözler duysa da peter filmin sonunda kendisinin yeni ıron man olması değil, gerçek anlamda spider-man olması gerektiğini anlayacak. tony stark, peter'ı yeni ıron man olması için desteklemedi. ayakları yere basan, özgüveni yüksek bir spider-man olması için destekledi. eminin filmin sonlarına doğru peter her zamankinden daha fazla spider-man olarak yükselecek.

    geçen fragmana göre mysterio'yu daha fazla görme şansına sahip olduk. tekrar tekrar söylemek lazım ki kostüm muazzam görünüyor. mysterio'nun çıktığı sahneye ise elbette multiverse olayı damga vurdu. mcu'da multiverse olduğunu doctor strange filminden beri biliyoruz. ama avengers: endgame bize multiverse'ün başka versiyonunu gösterdi. zira doctor strange filminden öğrendiğimiz multiverse, dark dimension, mirror dimension gibi konsept olarak bildiğimiz fizik kurallarının çok dışında evrenlerdi. avengers: endgame ve spider-man: far from home ile birlikte dünyamıza ve evrenimize benzer özelliklere sahip evrenleri de görebileceğiz.

    mysterio, earth-833'ten geldiğini söylüyor. çizgi romanlarda earth-833, spider-uk'in yaşadığı evren. gerçek kimliği de william braddock. bir cameo görmek harika olur. asıl bomba ise mcu'nun geçtiği evrene earth-616 demeleri. çizgi romanlarda ana evren earth-616 evreni. hatta senelerce mcu'a earth-199999 dedik. büyük ihtimalle earth-616 tabirini nasıl ki çizgi romanlarda ana evren olarak kullanıyorlarsa filmlerde de ana evren anlamında kullanacaklar. earth-199999 ile devam edilmesini tercih ederdim.

    multiverse'den bahsetmeye devam edersek. hem mcu için hem de spider-man için çoklu evren teması aşırı derecede önemli. mcu ilk on senesine the ınfinity saga dedi. thanos ve ınfinity stones merkez haline geldi. pekala multiverse konsepti de ikinci on yılın hikayesi olabilir. çizgi romanlarda ıncursion denilen bir olay var. yani evrenlerin dünya gezegeni üzerinden çarpışması. dünyalardan biri diğer dünyayı yok ederse kurtuluş var. ama yok edemezse iki dünyanında evreni yok oluyor. evrenler çarpışa çarpışa iş secret wars'a gidiyor. işte bu hikayenin ayak sesleri olabilir multiverse'ün hayatımıza girmesi. spider-man için baktığımızda ise tabi ki hemen göze spider-verse çarpıyor.

    filmde villain olarak elementals'ı izleyeceğiz. en azından mysterio'nun gerçek doğası ortaya çıkana kadar. ben en başından beri elementals'ın mysterio tarafından yaratılan bir ilizyon ya da teknolojik birer varlık olduklarını düşünüyorum. elementals için spider-man'in çizgi romanlarındaki villain'larından esinlenildiği açıklandı. yani gerçekten hydro-man, molten man gibi karakterlerin mcu versiyonlarını izleyeceğiz. diğer ikisi açıklanmasa da birinin sandman olduğunu tahmin edebiliriz. ama sonuncusu gizemini korumakta.

    geçtiğim gün yapıcılar bir konudan daha bahsetti. o da uzun zamandır kendisi özleten j. jonah jameson ve efsane gazetesi daily bugle. filmde var mı yok mu sorusuna ne söylersek spoiler olur gibi bir cevap verdiler. ben bir şekilde bu filmde daily bugle ile ilgili bir şey göreceğimize inanıyorum. ama ne olur şu an tahmin etmek pek mümkün değil. günümüz dünyasında peter parker'ın spider-man fotoğraflarını bugle'a satması biraz demode kaçacaktır. farklı bir daily bugle versiyonu yapacaklarını düşünüyorum. onu da zaman gösterecek.

    her geçen gün spider-man: far from home'un çok başarılı bir film olacağına olan inancım artıyor. spider-man'i new york'tan çıkarmanın kulağa geldiğinden daha iyi sonuç vereceğini düşünüyorum. seriye farklı bir tat katacaktır. bu fragmanda stark tower inşaatı yeniden gösterildi. o bina bu film illaki birine satılacak. benim oyum norman osborn'a. norman osborn, mcu'ya girerse öyle sadece tek filmde spider-man ile uğraşacak bir villain olarak girmez. iş dark avengers'lara kadar gider. umarım öyle de olur.

  • sarılmak, sarılırken koklamak. derin derin içine çekmek kokusunu. ne müthiştir.

    not: erkeğim, ibneliğin lüzumu yok.

  • komutanlar kendi aralarında tartışıyorlar. konu: biz haftada iki ya da üç karıları düzüyoruz. bu görev midir angarya mı? yarısı görevdir yarısı angaryadır diyor ve sonuçta bir yere varamıyorlar. hal böyle olunca hırs da yapmış vatandaşlar münazarayı sonlandırmak adına başkana çıkıyorlar: paşam bir maruzatımız vardır, biz işin içinden çıkamadık. yardım edin lütfen!
    buyrun diyor paşa. durumu anlatıyolar. paşa kızarıp bozarıyor ve sonunda "ben bilmem, yanlış adama sordunuz. halktan birine sormak lazım bunu, objektif bakar " diyor. kışlada halka en yakın kişi olarak paşa emirerini çağırıyor. giriyor selam verip asker. oğlum sana bişey soracağım, iyi düşün ve fikrini söyle, diyor. emredersiniz komutanım!. paşa soruyu soruyor. soru biter bitmez asker yapıştırıyor cevabı
    - görevdir komutanım
    - ama oğlum hiç düşünmedin. nasıl vardın bu fikre?
    - angarya olsa bize yaptırırdınız komutanım!

  • 20. yüzyılın başında indiana'da bir çiftlikte yaşayan, ve 3ü kendi çocuğu 14 kişinin ölümünden sorumlu kadın seri katil. amerikaya esasen norveçten gelen bir göçmen olup, 3 çocuğu dışındaki kurbanlarını öldürme motivi gözünü bürümüş para hırsıdır... şöyle bir sistem geliştirmiştir bu teyzemiz. ilk önce gazeteye yalnızlık çeken norveçli bir göçmen olduğu, ve evlenmek için - tercihen norveçli - bir koca adayı aradığına dair bir ilan verir... daha sonra parasıyla beraber gelen ilk norveçli ile evlenir... zaten yeterince yalnızlık çekmiş ve kendine norveçli çekici bir eş bulmuş olduğuna fazlasıyla memnun olan "müstakbel merhum", parasını seve seve teyzemize teslim eder... fazla şüphe çekmemek için bir müddet geçmesini bekleyen bell gunness, zamanın geldiğine kanaat getirdiğinde, şanssız ve olan biten hakkında hiçbir fikri olmayan kocasını büyükbaş hayvanlarda kullanılan bir parazit ilacı ile zehirler, daha sonra da ahırda bir yere gömer... sonunda merhum eş(ler)in paraları kendine kalır. son eşini ve çocuklarını da öldürdükten sonra çiftlikte bir yangın çıkar. yangından sonra yapılan araştırmada 3 çocuk 1 adam ve 1 - kadın olduğu sanılan - kişinin yanısıra, ahırın altında gömülü bir torbadan çıkan 11 erkeğin daha kalıntıları bulunur. işin ilginç yanı sadece ve sadece kadın olduğu sanılan kişinin kafatası eksiktir/bulunamamıştır. zaten halk arasında yaygın kanı, yeterince para biriktirdiğine ve kocalarının teker teker ölmesi nedeniyle fazlasıyla şüphe çektiğine inanan bell gunnessin çiftliği ateşe verip, paraları ile birlikte ortadan kaybolduğudur...

  • ilk entryde verilen örnekte durumun biraz yanlış anlaşıldığını düşündüğüm kuram.

    hızınız yükseldiğinde atom altı parçacıklarınızın hareketi de yavaşlar, ışık hızında ise durağan hale gelir. yani zaman sadece sizin için durur. ya da ışık hızına yakın hızlarda seyahat ederseniz zaman sizin perspektfinizde yavaşlar. ancak size göre zamanın akış hızı aynıdır. yani, siz bu değişimi pek hissedemezsiniz. bir varış noktası olarak ayı düşündüğünüzde kafanız karışır.

    varış noktası olmaksızın bir f1 aracı ve bir ışık hızında gidebilen aracı "dünyada durağan halde duran bir gözlemcinin saati" ne göre harekete geçirelim ve 1 yıl boyunca amaçsızca uzayda dönsünler.

    dünyada geçen 1 yılın arından f1 aracındaki saatin henüz 360 gün kadar zaman saydığını, uzay mekiğindeki saatin ise henüz bir kaç dakika bile saymadığını görürüz. yani bu sırada zaman her gözlemci için farklı akar ancak hiç bir gözlemci kendi çerçevesindeki değişikliği hissetmez. uzay mekiğinde bulunan kişi gerçekten bir kaç dakika yaşlanmıştır çünkü onun atomları bozunma-eskime sürecini diğerlerine göre yavaşlatmıştır. aynı şey gravitasyon ile de gerçekleşir;

    eğer saturn'e gidip yerleşirseniz sizin kolunuzdaki saat 1 saat ilerlediğinde bizim dünyadaki saatlerimiz çoktan bir kaç saati tamamlamış olur. yani algı herkes için yereldir. bu iki gözlemci birbirine baktığında birbirlerinin normalden yavaş/hızlı hareket ettiğini görebilir mi sorusu ise tam bir muamma. çünkü şu şekilde hayvan gibi bir paradoks vardır.

    eğer ışık hızında giderken uzay mekiğinin farlarını yakarsanız uzay mekiğinden çıkan ışık yine ışık hızında hareket eder hem de hem durağan hem hareketki gözlemci için.

    yani siz farları yaktığınızda ışığın sizi ışık hızı kadar fark atıp geçtiğini görürsünüz ama kenardan bakan gözlemci farınızı ve sizi aynı hızda görür.

    yani hızınız ne olursa olsun ışık hızı daima ama daima sabit hızda gözlemlenir.

    ekleme: kütlesi olan hiç bir şey ışık hızında seyahat edemez.

    daha önce bu konuda çok daha detaylı bir yazı yazmışım efendim buyrunuz link

    db editleri:

    otizmli çocuklara öğretmen kampanyası

    (bkz: ekşi sözlük'teki sansür)

    ekleme:db eklemelerine açığım arkadaşlar varsa istek yeşillendirin

  • sadece teoman'ın değil; tüm ülkenin tükenmişlik hali var. keşke biz de senede 2 ay çalışıp 10 ay kafa dinleyebilsek...

  • ağa bi kişi de çıkıp demiyor ki "hangi becerin, yeteneğin, hangi üstün yönün dolasıyla verelim sana ayda 500 bin lira?".

    sabahın 6.15de kalkıp, 8 aylık süt bebemi bırakıp, 35 km yol geliyorum.

    ihaleler, satın almalar, doğrudan teminler, rotatifler, firmalar derken akşamın 5'ine kadar kafa patlatıyorum. eve döndüğümde iligilenmem gereken bi bebem, yapmam gereken işlerim var. yardımcım hatta yardımcılarım yok. bebeme bakan sertifikalı 3-5 dil bilen bi bakıcım da yok. 3+1 sıradan bi evde yaşamımı idame ettiriyorum.

    inan bana gülben; gün içinde senden daha fazla çalışıyor, daha fazla efor sarfediyor, daha fazla yetenek gösteriyorum. aldığım maaş senin istediğinin yanında çerez bile değil sadece o tabaktan bi fındık fıstık parası.

    ve inan bana o maaşla geçinebilmek gibi bi beceri de gösteriyorum.

    hıh. sen büyük sanatçı, milyarder, para anası, evler, arabalar sahibi gülben hanım. sen mi büyüksün? hayır ben büyüğüm, ben, nuko usta. sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun? bir hiç.

    gözümde pul kadar bile değerin yok.

  • latin alfabesindeki ile aynı yazılıp okunan harfler: a, e, k , m, o, t

    burada kafanızın karışmaması için dikkat etmeniz icap eden ufak bir ayrıntı şu: kiril alfabesinde küçük 't' harfi, bazen kıvrımlı 'm' şeklinde yazılır ancak t'dir o. zira hakiki 'm' harfi kiril alfabesinde kıvrımlı değil, keskin bir m olarak yazılır. şekil a'yı inceleyebilirsiniz.

    şimdi sırada, latin harflerine benzeyen ancak farklı seslere karşılık gelen harfler var.

    büyük 'b' diye yazılır -> 'v' okunur
    büyük 'h' diye yazılır -> 'n' okunur.
    'p' diye yazılır -> 'r' okunur.
    'c' diye yazılır -> 's' okunur
    küçük 'y' diye yazılır -> 'u' okunur.
    'x' diye yazılır -> 'h' okunur.

    hepimiz yunan alfabesine okul yıllarımızda karşılaştığımız bilimsel sembollerden ötürü az çok aşinayızdır. iyi haber: kiril alfabesinde, yunan alfabesindeki harfler ile benzeşen harfler de mevcut.

    büyük gama diye yazılır -> 'g' okunur.
    büyük fi diye yazılır -> 'f' okunur.
    pi diye yazılır -> 'p' okunur

    tebrikler, hiç efor sarf etmeden 15 harfi cebe attınız bile.
    diğer harfler de bunlar:

    b
    z
    j
    ya
    yo
    i
    y
    l
    d
    ts
    ç
    ş
    şt
    e (bu e'yi telaffuz ederken ağzınızı biraz daha geniş açın)
    yu

    bunların haricinde, soft sign,hard sign ve bl gibi telaffuz edilmeyen harfler var. buyrun size açıklamaları: soft sign ve hard sign + bl.

    peki kiril alfabesi bilmenin size ne faydası mı olacak? gittiğiniz tüm slav ülkelerinde etraftaki tabelaları rahatlıkla okuyabileceksiniz. "bilmediğim bir dildeki yazıyı okusam ne olur?" demeyin. slav dillerinde eski fransızcadan ve ingilizceden geçme olduğu için anlayabileceğiniz bayağı sözcük var. mesela rusya'ya da gitseniz, makedonya'ya da gitseniz information "informatsiya"dır. elbette belarusçadan bulgarcaya, bulgarcadan sırpçaya ufak değişiklikler olabilir lakin diğer dillerden geçme olan "internet" gibi global kelimeleri yine de okuyunca anlarsınız. ilaç almanız gerektiği zaman, almancadaki apotheke sözcüğünden slav dillerindeki apteka'nın eczane olduğu çıkarımını rahatlıkla yapabilirsiniz. öğrenmekte fayda vardır, zira yalnızca 15-20 dakikanızı ayırmanızı gerektiren basit bir yatırım.

    edit: bazı harflerin ülkeden ülkeye değişiklik gösterebildiğini not etmekte fayda var, sonraki entrylerde ayrıntılar verilmiş.