hesabın var mı? giriş yap

  • şu bizim milletteki milli duygular çok ilginç...

    adamlar bireysel özgürlük anlamında bizim menfaatimize bişeyler telkin ediyor. ama en özgürlükçü platformda dahi bu ecdadımıza sövülmüş gibi algılanıyor... birazcık daha zeki olsalar gerizekalı olacaklarmış.

    ben birleşmiş milletler olsam ne bok yerseniz yiyin derim cevap olarak.

  • genellikle kumral, sarı, açık kahve tonlarında olur. beyaz yakalı çocuğudur, kolejde okuyordur.

    kız ise ismi ilayda, tuana, polen vb’dir, erkek ise burç, berke, batu vb’dir. büyük ihtimalle basketbol sahası ve havuzu olan sitede oturuyordur.ailesi 2015 model ve üstü volkswagen, volvo, mercedes, toyota aracı vardır. dedesinin alaçatı, edremit, davutlar gibi yerlerde yazlığı vardır. haftasonları müzik ya da spor kursuna gider.

  • 20 yıl öncede nöbet sistemi bu şekilde idi. ameliyatta asistan bayılır diğeri çağırılırdı.yorgunluk yüzünden ameliyatlarda komplikasyonlar olurdu. bu düzene sağlık bakanlığı niye izin verir anlamak mümkün değil. hadi bakanlık personelini insan yerine koymuyor onu biliyoruz zaten ama bir doktor diğer meslektaşına bunu niye reva görür? kıdemli asistan ve hocalar " biz tuttuk sizde tutacaksınız eşek gibi " derlerdi. zaten sağlıkçıların en büyük düşmanı yine sağlıkçılardır bu ülkede. yazık olmuş gerçekten.
    ekleme: ne kadar haklı bir tespit yaptığımı alttaki entryden anlamak mümkün.

  • cekinme abim.. cekinme "özür dilerim" de.. biz eglenceli bir sey hazirladigimizi sanmistik ama oyle olmadi de.. farkinda olmadik ama sizi bir "hic" yerine koymusuz de.. sözlügü ciddiye almanizi size pahaliya ödettik; üzgünüm de.. kücültmez bu seni.. en azindan yazdigin son yazi kadar olmaz.. daha kötüsü de nazarimda olamaz. yok gitmez, etmez degil, gider abi. ben bu kadar gerizekali yerine konmadim, sen koydun beni. helal olsun.. simdi sen yine toplanip gerrain filan deli gibi gülüyorsundur biz boyle delirince ama durum bu.

    bir de belirteyim; saka baskadir, insanlari ciddiye almamak, gerizekali yerine koymak cok baskadir.

    sozlukteki duraganlik baska bir konudur, varolan gücünüzün arkasina aldiginiz yetki ile insanlarla eglenmek, cok baskadir.

    bunlar birbirlerinden farkli konular..

    "özür dilerim" de.. kurtarmaz ama keser atar pek cok seyi. en azindan bu kadar bir "sey" iz biz abi. on bin kisi degil, okuyan, eden, üzülen, sevinen.. binlerce insan.. duygular bunlar.. ayip abi, inan bana ayip.

    ama sunu da bilyiorum. boyle, yüzde yüz, binde bin "sacmalik" oldugu kesin olan bir konu dahi, bir süre sonra tersine dönecek "abi bir de olayin su yüzü var ama"cilar cikip sizin bu sakaniza destek olacaklardir, sözlük bu. hicbir düsünce, yüzde yüz salakca dahi olsa ancak bir süre bir tarafta kalabilir. onlara filan da aldanmayin diye bunlari yaziyorum; yaptiginiz ayip, hcibirinize yakistiramadim, bir tek kerizlenmeyi kendime yakistirdim. hakettim bunu ben, burasini gereginden fazla önemseyerek.. eni sonu senin bir "del" tusuna basar benim onlarca saat üzerinde durup yazdigim yazilar, entryler, onlar bunlar..

    bir yerde haklisin kesinlikle de.. aci geliyor o gercek bize.

  • sadece eylül 1717-kasım 1718 arasında (yaklaşık 15 ay) faaliyet göstermiş bir korsan için epeyce ünlüdür.

    namı-diyar "karasakal". bu şekilde anılmasının nedeni kolayca anlaşılabileceği üzere uzun, siyah ve gür sakalıdır. maynard tarafından söylendiğine göre sakalını kurdelelerle bağlayıp bir ahtapotun kollarıvari bir görüntü yaratırmış. üzerinde taşıdığı askısında genellikle 5-6 civarı tabanca olduğu da başka bir söylenti.

    1701-1714 yılları arasında ispanya veraset savaşında savaşıyor. savaştan sonra ise bir şekilde bahamalar'a new providence'e gidiyor. burada korsan benjamin hornigold ile tanışıyor ve onun mürettebatına katılıyor. korsanlığı oldukça çabuk bir şekilde öğreniyor ve esir alınan bir geminin kaptanlığı hornigold tarafından kendisine veriliyor -ki bu gemi queen anne's revenge'dir-. ardından new providence civarında ünlenmeye başlıyor.
    woodes rogers'ın new providence'a gelmesiyle yeni bir üs bulma ihtiyacı ortaya çıkıyor ve kuzey carolina, ocracoke adasına yerleşip bu adanın yakınından geçen gemileri yağmalamaya başlıyor. fakat tabi ki filmlerde ve çizgi filmlerde gördüğümüz gibi her gemiden sandık sandık altın çıkmıyor. karasakal bu yağmalar sonucu ele geçirdiği rom, köle, odun vs gibi sayısız malları yakındaki kasabalarda satıyor. hatta bu amaçla valiye rüşvet vererek hakkında bir af çıkarttırıyor ki yargılanmaktan kurtarabilsin.

    neyse, mart ayı civarında ele geçirdiği gemilerle birlikte toplamda 400 mürettebatlık bir donanmanın başındadır. fakat bu süreç boyunca özellikle güney carolina'daki charleston limanının kuşatılması, 8'den fazla geminin yağmalanması ve sürekli şikayetler kraliyet donanmasının dikkatini çekmiş, donanmaya harekete geçilmesi yönünde emir verilmiştir.

    bu amaçla, maynard yönetimindeki hms pearl ve hms lyme mürettebatı ocracoke adasının büyük savaş gemilerinin yanaşmasına müsade etmeyecek kadar sığ olması nedeniyle iki küçük şalopa'ya -jane ve ranger- aktarılmış, sayıca az durumda olan karasakal ve mürettebatına -adventure- ani bir baskın düzenlemişlerdir. çıkan çatışmada karasakal adventure'ı, maynard'ın jane'ine aborda etmek gibi bir hata yapmış. bunun sonucunda ise çoğunluğu jane'in güvertesinde saklanmış kraliyet donanması askerleri saklandıkları yerden çıkarak karasakal'ı sayıca az durumda bırakmışlardır. buna rağmen karasakal maynard'ı öldürmek üzereyken maynard'ın mürettebatındaki bir iskoç yardımına koşmuş ve karasakal'ın kellesini uçurmuştur. ardından karasakal'ın kellesi geminin civadrasına asılmıştır.

    kaynaklar: pirates 1660-1730, osprey publishing
    korsanlar arasında yaşam, david cordingly, dost yayınları

  • kalan bu dört bölümünde aşağıdaki noktaları aydınlatması gereken dizi;

    1) hayalet'in free shop'çı arkadaşı kim..
    2) bahar şimdi napıyo, atarlı oğlu sbs'yi kazandı mı.
    3) şevket'in oğlu reşat şimdi nerde.. babası nafakasını düzenli olarak yatırıyor mu.

    gerisi sikimde değil.. bu üçünün akıbetini merak ediyorum.

  • acayip bir operasyondur.

    aralik 1989’da, amerika, general manuel noriega’yi tahtindan indirmek icin panama’yi isgal etti. amerikan askerleri panama’ya girer girmez, noriega ve yandaslari, vatikan elciligine sigindilar. vatikan elciligi panama topraklari icindeydi ama uluslararasi kanunlara gore amerikan askerlerinin, elcilik binasina girme gibi bir yetkileri yoktu. yemezdi! salak bush babasi en buyuk push, "oglum, siz gidin din minle ugrasin. niye diktatore ev sahipligi yapiyorsunuz. ne is?" gibisinden vatikan’a noriega'nin teslimi icin ricada bulundu ama herhangi bir sonuc alamadi. vatikan, "yaziktir, bize siginmis, veremeyiz" dedi, isi kapatmaya calisti!

    amerikan askerlerinin, en buyuk silahlari kullanmaktan baska caresi kalmamisti!

    amerikan askerleri nasil bir silah kullandi dersiniz?

    --- spoiler ---

    rock muzik!

    --- spoiler ---

    evet rock muzigini silah olarak kullandi amerikan askerleri.

    elcilik binasinin etrafina cok guclu hoparlörler getirildi. hoparlörlere guclu bir radyo baglandi ve radyo da amerikan askeri ussu’nun radyo istasyonuna cevrildi. radyonun sesi sonuna kadar acildi ve sirasiyla van halen’den panama, the clash’dan ı fought the law, guns n’ roses’dan welcome to the jungle ve jethro tull’dan too old to rock’n roll calinmaya baslandi. butun mahalle gumbur gumbur sallaniyordu. 3 gun boyunca, gece gunduz, muzik devam etti... kulaklari sagir edecek bir ses tonda.

    vatikan buyukelcisi, her boka karisan, kil tipli ve sorunlu komsu gibi aldi eline telefonu, george h. bush’u aradi. aralarinda “ooolum, manyak misin? kissana muzigin sesini. yarin ise gidecem” gibi bir diyalog yasandi. bush "efendilik bende kalsin, komsuluk bozulmasin" dedi herhalde ve muzik 3 gun sonra durdu. buyukelci “lan simdi bunlar yeniden baslar” korkusuyla, noriega’ya “sen git teslim ol lan” dedi.

    noriega, 3 aralik 1990 gunu amerikan askerlerine teslim oldu.

    simdi kissadan hisse kismi - velvet ındiegroundun sahibi koreli kardesim... al sen plaklari, git saray'a. sen yapman gerekeni anladin!

  • önce şunu söyleyeyim; şeker, yani bildiğiniz şeker pancarından veya şeker kamışından yapılan şeker ile glikoz şurubu arasında "sağlık" açısından bir fark bulunmaz.

    şeker, insanın beslenme diyetine "yaygın" olarak gireli şunun şurasında 100 yıl dahi olmadı. daha öncesinde şeker sadece zenginlerin ve şanslı bir azınlığın "lüks"ü idi. dolayısıyla insan vücudu şeker tabanlı bir beslenme için gerekli evrimsel altyapıya sahip değildir.

    daha açık ifade edersek, bilim insanlarının söylediği gibi; "eğer şeker bugün icad edilseydi (evet, şeker bir icattır), tıpkı sigara gibi zehir olduğu gerekçesiyle yasaklanırdı"...

    yani öyle glikoz şurubu içermeyen içecekler içtiğinizde sağlığınızı korumuyorsunuz. yediğiniz her şeker vücudunuzu zehirliyor. buna, bildiğiniz en doğal çiçek özlerinden üretilmiş olan "bal" da dahil... arı balı sağlıklıdır, doğaldır diye, her gün kaşık kaşık yemek dangalaklıktır. bal dahi az ve öz tüketilmelidir.

    gelelim glikoz şurubuna:

    şekerin formülü bellidir. evet, şeker kimyasal bir maddedir, fruktoz ve glukoz'un belli oranda karışımından oluşur. bildiğiniz kristal şeker de, glikoz şurubu da tümüyle aynıdır. sadece üretim şekilleri farklıdır fakat ortaya çıkan madde kimyasal olarak birebir aynı şeydir.

    tekrarlayayım: şeker pancarından elde edilen ve "doğal" sandığınız şeker ile glikoz şurubu arasında kimyasal açıdan hiç ama hiçbir fark yoktur.

    peki itiraz niye?

    glikoz şurubunun üretim prosesi sırasında "daha sağlıksız" bir ortamın kullanıldığını mı düşünüyorsunuz? yahut, glikoz şurubunun içine daha farklı "kanserojen" maddelerin karıştığını mı? hayır, böyle bir şey de yok, bu işin standartları bellidir... kaldı ki, sıradan şeker de aynı üretim proseslerinden geçip "katkı" maddeleriyle üretilir.

    sadede geleyim:

    şeker yemeyin olm. şekerli şey tüketmeyin. doğal şekermiş! doğal şeker diye bir şey yok, hepsi şeker pancarı üreticilerin yalanları. şekeri ha mısırdan yapmışsın, ha pancardan. aynı bok... hepsi kimyasal bunların...

    not:
    meyve yiyin. ihtiyacının olan tüm şeker herhangi bir elmanın veya üzümün içinde mevcut. fazlasına insanın ihtiyacı yok...