hesabın var mı? giriş yap

  • huzurevinin kendisinin bakabildiğinden daha iyi bakacağına inanmıştır.
    sık sık ziyaret de ediyorsa (mesela haftada bir kez), sıkıntı yoktur.

    şahsen ben ilerde dışkımı tutamaz hale vs geldiğimde donumu oğlumun kızımın değiştirmesini istemem, bu iş için para alan yabancı birinden daha az utanırım ve yük oluyormuş gibi de hissetmem.

  • maç sonrası spiker sabri sarıoğluna soruyor roma'da çok zor bir 90 dakika bizi bekliyor diyebilir misiniz?

    sabri : roma'da çok zor bir 90 dakika bizi bekliyor.

  • sadece işci bal arıları soktuktan sonra ölürler ve genelde sokmazlar. demet hanımı sokan arı muhtemelen eşek arısıdır sarı olandan ve o orosbu çocukları istedikleri kadar sokarlar. zaten bu piçler genelde bal yapmayıp milletin balına çöken, etini falan yiyen şerefsizlerdir.

  • evdeki kediyle arasında bir ilişki var. robotun kendi kendine başlama gibi bir özelliği yok o yüzden bazen iki hafta bile çalıştırmayı unutuyorduk. bunu kedi fark etmiş sanırım üstündeki çalıştırma tuşuna basıyor artık. evimizin bir bireyi gibi oldu robot, bakıyoruz kendi kendine geziyor çünkü kedi çalıştırmış. işi bitince kendi kendini şarj etmeye bırakıyor, toz haznesi dolunca bi değiştirin be yaa sinyali atıyor. sadece temizlediği tozu atıyoruz, geri kalanı kedi ve robot hallediyor.

  • olum siz bu tahammülsüzlükle bu hayatı nasıl yaşıyorsunuz? böyle basit şekilde muhattap olabileceğiniz sorulara karşın bu denli abartı tepkilerinizin sebebi ne? bunlar nasıl kafalar ağa? hayatsızlar tam kadro amk.

  • ilişkinin bitmediğinin kanıtıdır. maili alan hala önemseniyordur. cevap veriyorsa önemsiyordur da tabii. ilişki iki taraf da sesini kesince biter.

  • oyun oynaması gereken ekipmanların fahiş fiyatlara satılmasından dolayı hevesini izleyerek gidermek zorunda olan nesildir.

    empatiden yoksun bireyleri rahatsız edebilirler.

  • bunu daha once bisiklet basliginda dile getirmistim; ama buraya da yazmak istiyorum. ise bisikletle gidip gelmek -ise bisikletle gidip gelebilecegim bir yerde yasamak bir sans- yasamimda vermis oldugum en iyi kararlardan biridir. bunu yapmaya baslayali 7 ay oldu bile. yarim saat sabah, yarim saat aksam olmak uzere haftanin 5 gunu toplamda 1 saat bisiklet suruyorum. yazinin en sonunda ise bisikletle gidip gelirken edindigim deneyimlere dayanarak dikkat edilmesi gereken birkac noktaya degindim. bisikletime olan sevgimi, bisiklet deneyimimi ve maceralarimi okumak istemiyorsaniz yazinin sonuna, yildizlara*** atlayabilirsiniz.

    yakisikli bisikletimle (bkz: bisiklet/@tamarix smyrnensis) -ki kendisi benim ikinci bisikletim olur (kendisi bir cross bisiklet)- sehir trafigindeki 2 bucuk ayimizi da bitirdik ve ben onu o kadar sevdim ki (mumkun olsa kendisine sarilip uyuyacagim, oyle soyleyeyim) birlikte astigimiz yollari bu heyecanla oturup yazmazsam icimde kalacak.

    kendisine bu kadar hizli alisacagimi tahmin etmemistim dogrusu. ilk kez surdugumde bana buyuk ve yuksek gelmisti. oteki bisikletim kucuktu cunku ve benim buyuk bisiklet surme deneyimim de yoktu; ama firsatini buldugu an icimden bir hiz delisi cikiyor simdi. bisiklet kullanmayi 5 bucuk yil once ogrenmis oldugumu dusunecek olursak, epeyce bir gelisme gostermis oldugum soylenebilir. elbette sehir icinde ne yapiyoruz? kurallara uyuyoruz. bu onemli. (ben uysam da ellerinde telefonla onlerine bakmadan bisiklet suren liseli bebeler yuzunden kaza yapacagim bir gun. bebelere "onunuze baksaniza evladim!!" diye atarlanasim geliyor. ha bir de benim kosu hizimdan dusuk bir hizla bisiklet surup bisiklet icin ayrilmis yolu tikayan amcalar ve teyzeler var. yapmayin iste bunu yapmayin. bir de isiklarda beklerken onume geciyorlar. teyzecim yesil yandiktan 5 saniye sonra seni gececegim halde neden onume gecip bekliyorsun? gercekten anlam veremiyorum. sabah trafiginde insanin cildirmasi isten bile degil.)

    ben dengemi benim onceki kucuk bisikletime gore cok daha cabuk yitiririm diye dusunuyordum; ama oyle olmadi. hatta onceki bisikletime gore daha dengeli bir surus sagliyor ve savrulmuyor. gerci onceki bisikletim dagilmak uzere oldugu icin herhangi bir yeni bisiklet ondan cok daha iyi performans gosterirdi gerci. oteki bisikletimin suspansiyonu vardi. yakisikli bisikletimde yok. suspansiyonun olmamasi gercekten sarsiciymis; ama alistim.* bisikletteki orta barin varligi beni biraz kaygilandiriyordu acikcasi; cunku ilk bisikletimde yoktu ve ben bacagimi onden atarak binmeye alismistim. bu bisikletimde oldugu icin bacagimi arkadan atarak binmem ve inmem gerekiyor ve bunu da animsamam gerekiyor. bu bisikletimi ilk aldigimda inip binmeyi denerken aliskanlik olarak birkac kez onden atmaya kalkisip bisikletle devrilme tehlikesi gecirdim. “yok, ben kasimi gozumu patlatacagim herhalde bu bisiklete inip binerken.” diye bile dusunup korkmustum; ama dusundugumden hizli alistim. simdi hicbir sorun olmadan arkadan atarak iniyorum. dusundugum kadar gerizekali olmayabilirim. bir de, orta bari olmayan ve dik oturarak surulen bisikletlere neden kadin bisikleti dendigini anliyorum artik. birincisi, gidona agirliginizi vererek/egilerek surdugunuz icin dusuk yakali bir ust giyerseniz yakaniz aciliyor.** ikincisi, orta bari olmayan bisikletlerden farkli olarak bacagi hafifce kaldirip onden atarak binmek yerine arkadan atip kaldirarak binmek gerektiginden “edepli”(!) bir goruntu ortaya cikmiyor. pantolonla binmek yine sorun degil de etek ya da elbiseyle bu tarz bir bisiklete binmek ya da bisikletten inmek bir dert(!) ki dar bir etekle binmek zaten olanaksiz gibi bir sey. eh, bu yuzden de kadinlar gunluk kullanim icin pek tercih etmiyorlar bu tur bisikletleri. cinsiyetci de olsa orta bari olmayan bisikletlere kadin bisikleti denmesinin bir mantigi varmis. yani ben mantigini boyle kurdum en azindan. belki zamaninda farkli bir nedenden oturu kadin bisikleti denmeye baslanmistir. arastirmadim. ben ise gidip gelirken bazen etek giyiyorum. uzun etekle durumu kurtariyorum bence. gerci kisa etekle de giydim birkac gun once. gece olmasindan oturu kurtardigima inaniyorum; ama acikcasi umurumda da degil. bir sorun varsa da bu, toplumun sorunu. ben halimden ve bisikletiminden cok memnunum. (yasadigim yerde, sehir icinde cogunlukla "city bike" denen orta bari olmayan bisikletler kullaniliyor. bu bisikletler cok yuksek hizlara cikmiyor ve daha "sakin" bir ulasim sagliyor. bu tarz bisikletleri her iki cinsiyetten de pek cok kisi kullaniyor. bir de orta bari olan, daha ince tekerlekli cross bike'lar var. bu tarz bisikletler yuksek hizlara cikabiliyor -ki amac da bu zaten- ve erkekler tarafindan tercih ediliyor daha cok.)

    ise basladigimdan beri hemen her hafta is arkadaslarim bisikletle gidip gelmenin zor olup olmadigini soruyorlar. once yazin “hava cok sicak degil mi? bisiklet surmek yorucu degil mi?” diye soruyorlardi. simdi de havalar sogurken “hava soguk degil mi? bisiklet surmekten yorulmuyor musun?” diye sormaya basladilar. hayir. hic. ne yazin sicagi yildirabilir beni ne de kisin sogugu. eger bir masanin basinda 9 saat oturarak gecirecegim bir gune iyi hissederek basliyorsam bu, ise bisikletle gidip geldigim icindir. eger ara vermis oldugum kosularima bir anda hic sorun yasamadan donebildiysem bu, her sabah ve aksam bisiklet surdugum icindir. is cikisi hic erinmeden kosmaya gidebiliyorsam bu, isten bisikletle dondugum icindir. bisikletle gidip gelmek benim yalnizca dayanikliligimi artirmakla kalmadi ve benim guclenmemi de sagladi.

    basladigim gunden bu gune ise bisikletle gitmeye hic erinmedim. bir gun bile, gercekten, bir gun bile “off bugun de bisikletle gitmek zorundayim.” diye surat asmadim. yagmurda bisiklet surmek tam bir rezillik olsa da gunes’in en keskin oldugu donemlerde bisiklet surerken sirtimdan asagi terler suzulse de aksam ayaziyla birlikte bisikletin ruzgarinda yuzum ve kulaklarim donsa da bisiklet surmekten hic erinmiyorum, hic mutsuz olmuyorum. sabahlari ise giderken ve aksamlari is cikisi heyecanla bisikletime kosuyorum. bunu gittigi yere kadar goturebilecegimi dusunuyorum ve daha da onemlisi, bunu istiyorum. cok keyif aliyorum bisiklet surmekten ve ulasimimi her gun her yere bisikletle saglamaktan.

    gunes henuz batmamisken, ruzgari yuzumde hisserek bisiklet surmek cok ama cok iyi hissetmemi sagliyor. ise bisikletle gidip gelme olanagi oldugu halde bunu yapmayip toplu tasimayla, hele de ozel aracla seyahat edenler cok sey kaciriyor bence; ama bunun biraz da zevk meselesi oldugunu dusunuyorum. is gorusmesine toplu tasimayla gittigim ilk sefer, insanlarla tren istasyonunda ve ardindan otobus duraginda sap gibi dikildikten sonra kendime once “trende kitap okuyabilirim aslinda.” dedim; ama is gorusmesinden cikip da donuste de sap gibi bekleyince ve bunu haftanin 5 gunu sabah ve aksam yaptigimi dusununce dehsete dustum ve “ise alinirsam kesinlikle ama kesinlikle bisikletle gidip gelecegim!!” diye karar verdim aninda. kapali alanlarda beni afacanlar basiyor zaten. dusuncesi bile eziyetli. kilometrelerce bisiklet surebilirim; ama bir aracin icinde oylece beklemeyi hic sevmiyorum. kilometrelerce kosabilirim; ama kapali mekanda spor yapmaktan da hoslanmiyorum. icim daraliyor. bence bu gercekten zevk meselesi. her gun, kurumsal kostumum, bisikletci eldivenlerimle, oraya buraya savrulan saclarimla ise gidiyor ve isten donuyorum. sabahlari bisikletle gittigim icin cok mutluyum. donuste bisiklete bindigim icin cok mutluyum. ustum basim sacim dagiliyor; ama hem egzersiz yapmis oldugum, hem acik havada zaman gecirmis oldugum, hem cevreye zarar vermemis oldugum, hem de firsatini yakaladigimda arka ve bos sokaklarda hiz yapabildigim icin cok iyi hissediyorum. bisikletle trafige ilk kez ciktiginda yanindan arac gecinde zangir zangir titreyen o insan, bir hiz delisine evrildi.

    yasamimda eksikligini cektigim sey, sevgili bisikletimin varligiymis. hala her gun isten ciktigimda ayni heyecanla kosa kosa yakisikli bisikletimin yanina gidiyor ve atlayip evin yolunu tutuyorum. calisirken oylesine dolayip topuz yaptigim saclarimi aciyor ve saclarimi savura savura surmeye basliyorum. kendimi bir bisiklete binerken bir de kosarken bu kadar havali** hissediyorum. cok hosuma gidiyor dogrusu. ileride cok daha hizli ve saglam bir bisiklet edinecegimi ve sabahin bir korunde cantami toplayip onunla kilometrelerce yol yapacagim gunlerin gelecegini ongoruyorum. ilk hedefim, denize gitmek olacak. bunu yakisikli bisikletimle de yapabilirim elbette. o da artik onumuzdeki yil.
    ***
    buraya kadar okuduysaniz tesekkur ederim. yakisikli bisikletime olan askimi anlattigim bu yaziyi, ise bisikletle gidip gelirken dikkat edilecek birkac meseleden soz ederek bitireyim.

    hava sartlari
    *sicak havalarda bisiklet surmek
    1. gunes’ten korunma: eger ise kurumsal giysilerinizle gidecekseniz yuzunuz, elleriniz, kollariniz, ayak ustleriniz ve bilekleriniz disinda vucudunuzun acikta kalan baska yeri yoktur diye tahmin ediyorum. mutlaka bir sapka takmanizi, ellerinizle kollariniza da kolluk gibi bir parca gecirmenizi oneriyorum. bunu yapamiyorsaniz da gunes’ten koruyucu krem kullanmanizi oneriyorum. bunlar gunes yanigi almaniza engel olacaktir. hatta acikta kalan, kapatamadiginiz her yerinize gunes'ten koruyucu krem kullanin. oteki turlusu feci gunes yanigi olmaniza ya da vucudunuzun farkli parcalarinin ayri etnik gruplara aitmis gibi gorunmesini yol aciyor. yasandi; onaylandi.

    2. terlemek: gunes’in en keskin oldugu donemde bisiklet surmek, trafik isiklarinda beklerken bile terlemenize yol aciyor. soylememe gerek oldugunu sanmiyorum; ama her sabah dus alip bisiklete oyle oyle cikin. bunu yaparsaniz, bisikleti eforlu da surseniz, ter korkmuyorsunuz. bu cok cok onemli. benim is yerimde, lavabolar da dahil olmak uzere, uzerimi degistirebilecegim rahat bir ortam olmadigi icin kurumsal giysilerimle gitmekten baska bir cozumum yoktu. bir de bisikletinizin sepeti varsa esyalarinizi sepete koyarak surun ki sirtiniz terlemesin ya da daha az terlesin; cunku mutlaka terliyorsunuz. soz gelimi, eger bilgisayar tasidigim bir gunse sirt cantasi takiyor ve onu da sepete koyamiyordum zarar gormesin diye. is yerine varana kadar suya batip cikmis gibi oluyordum. hic hos bir his olmuyordu. hic hos bir goruntu de olmuyordu. is yerinde havlu bulunduruyordum. eger ise kurumsal giysilerinizle gitmeyip uzerinizi is yerinde degistirecekseniz zaten sorun olmaz ki yapabiliyorsaniz bisiklet icin ozel giysilerle gidip ustunuzu degistirin bence. bacaklarinizi acikta birakacak tayt gibi bir giysiyle giderseniz bacaklariniz da gunes yanigi oluyor ki buna ilk maddede deginmistim. buna dikkat edilmeli.

    *yagmurlu havalarda bisiklet surmek
    gunes altinda bisiklet surmekten daha rezil bir durum varsa, o da yagmurda bisiklet surmektir. yagmurlu gunlerde basima siperlikli bir sapka gecirip onun ustune de kapusonlu panco biciminde yagmurluk giyip kapusonu gecirerek gitmek disinda bir cozum bulamadim. pantolon ve ceket olmak iki parca yagmurluk da giydim; ama bunu giyip cikarmasinin zor olusu ve cok terletmesi nedeniyle pek kullanisli bulmadim. o yuzden de yagmurlu gunlerde kullanmak icin panco oneriyorum. siz alacaginiz panconun siperlikli olmasina dikkat edin. ben ona dikkat etmemistim. daha dogrusu, en ucuzu o diye onu almistim. siz benim gibi yapmayin. paraya kiyip duzgun bir panco alin. sirt cantasi ya da herhangi bir canta takiyorsaniz onun icin de ayrica kilif edinmenize gerek kalmiyor. yalniz, uyarmam gereken bir durum var. panco da su gecirmez plastik oldugu icin icerisi hamam gibi sicak oluyor. yagmur sizi islatmasa da iceride oyle bir terliyorsunuz ki “islanmamak icin giydigim bir zimbirtinin icinde suya batip cikmis hale geleceksem bunu neden giyiyorum ki? yagmurda duzgun duzgun islanayim. en azindan bir romantizmi var.” diye soylene soylene suruyorsunuz bisikletinizi. ayrica, ayaklar da feci bicimde islaniyor. yagmurlu gunlerde kapali bir ayakkabi ve corap giyerek bisiklet surmenizi kesinlikle onermiyorum. bisiklet surerken ayaginizdan kayip cikmayacak rahat bir cift terlik edinin ve oyle surun. ayakkabilarinizi ve coraplarinizi da yaniniza alin ya da is yerinde kuru bir cift corap bulundurun. islak ayakkabilarla ve coraplarla 9 saat gecmiyor gecmiyor!! benden soylemesi.

    bisikletci eldivenleri ve bisikleti kurumsal giysilerle surmek
    *sele kilifi: ah o bisiklet selesi var ya o bisiklet selesi... iki tane guzelim pantolonumu mahvetti. puruzlu yuzeye sahip sele, pantolonlarimi pedal cevirdikce asindirdi ve giyilmez hale getirdi. o yuzden de seleye pantolonlarima zarar vermesine engel olmak amaciyla kilif gecirdim. seleye kilif gecirmenizi kesinlikle oneriyorum. yoksa dolabinizi yok yere yenilemek zorunda kalirsiniz. gereksiz tuketimi hic sevmem.

    *bisikletci eldivenleri: bisiklet selesinin pantolonlarinizi asindirmasi gibi bisiklet tutmaclari da avuclarinizi asindirarak avuclarinizin nasir tutmasina yol aciyor. bisikletci eldiveni edinmenizi ve her gun onlari takmanizi, ileride kalin derili ve nasirli avuclarinizin olmasini istemiyorsaniz kesinlikle oneriyorum.

    amma cok yazdim yine. boyleyken boyle. kendinize dikkat edin; bisikletinizle mutluluklar dilerim. bitti.

  • çok güzel bir şey...

    uzun zamandır kendi tercihimle asosyal bir yaşam sürüyorum. dünyanın düzenine karşı umudumu kaybeder gibi olmuştum, insan içine karışmayı bıraktım. baktım ki ben dışarı çıkıp dünyaya karışmak istemiyorum, o zaman dünya benim evime gelsin diye düşünerek gezginleri ağırlamak üzere bu siteye kaydoldum.

    ilk misafirimi ağırlıyorum. iskoç bir gezgin. geçtiğimiz yıllarda bir süre iskoçya'da yaşadığım için konuşacak pek çok ortak nokta bulduk. dün sultanahmet'i falan gezdirdim, bugün de haritayı eline tutuşturup tek başına yolladım, yarın da gidiyor zaten...

    bir sürü şey öğrendim, inanılmaz seyahat anıları dinledim. her insan yeni bir dünya derler ya, misafirimin bana kattığı şey de "later is now" mottosu oldu. bir de çekilişten kazandığım kahve makinasını nasıl çalıştıracağımı öğretti. hediye olarak getirdiği glenfiddich whisky ise bonus.

    tabii bir de couchsurfing'i sarmış olan -şahsi fikrimce- hıyarlar var. çiftleşmek için dating site gibi kullanmaya çalışıyorlar. geçenlerde biri şöyle yazmış:

    "avrupa yakasında oturuyorum, cumartesi anadolu yakasına geçeceğim, önce bir yemek yeriz, sonra bir kulübe gideriz, saat geç olacağı için gece sende kalırım ;) ertesi gün öğleden sonra kahvaltının ardından eve dönerim. telefon numaram: ..."

    bu özgüven nereden geliyor cidden bilmiyorum. bildiğim tek şey misafirimin de dediği gibi insanların çoğu aslında iyi, dünya düşündüğümüzden daha yaşanılası bir yer ve seyyahlar da çoğunlukla pozitif insanlar. masaya koyacağınız bir sıcak kap çorba ve vereceğiniz bir oda ile dünyanın öbür ucundan gelen bir insanı hayatınızda misafir ediyorsunuz ve onun da hayatına misafir oluyorsunuz.

    dünya büyük ve görülecek çok şeyin olduğu bir sahne... bölüm sonu canavarlarına rağmen bu oyunun sonunda iyiler kazanacak.

  • edit : link uçmuş diyenler için yeniden, ayrıca en sona yazıyı da kopyaladım ama orijinal yazının sonunda foto da var. dh link

    iddia bana ait değil sadece dh'den buraya ilettim .

    donanımhaber yazarı, covid-19 ölümlerinin gizlendiğine dair iddiasını, kız arkadaşının babasının ölümü ile delillendirmiş.

    sosyal medyada paylaşılmasını da özellikle istediği için linki aşağıya bırakıyorum.

    ne kadar doğru bilemiyorum, ben sadece iddiayı taşıdım.

    dh link

    --- spoiler ---

    herkese sağlıklı günler dileyerek yazıya başlıyorum. şimdiden yazının gidişatını kestiremiyorum fakat biraz uzun olabilir, okuyun ve okutturun lütfen. bizzat tecrübelerimi içerir.

    6 ağustos 2020 günü kız arkadaşımın babası corona şüphesiyle apar topar ambulans ile hastaneye kaldırıldı. çekilen ciğer filmi sonucunda buzlu cam görünümü mevcuttu ve hasta istanbul'da bir hastanede karantinaya alındı. yapılan test sonucu 9 ağustos 2020 günü covid-19 pozitif tanısı kesin olarak koyuldu ve hasta istanbul sancaktepe'deki pandemi hastanesine sevk edildi. hastayla irtibatımız hiçbir şekilde mümkün olmadığı için elimizden geldiği kadarını yapıp enabiz'dan uygulanan tüm işlemleri, tahlil ve raporları takip ediyorduk. bu süreçte hastane personeli de bizi her gün arayıp durum hakkında bilgilendiriyordu.

    günden güne durumu kötüye giden ve yoğun bakımda tedavisine devam edilen hastamızın 24 ağustos günü enabiz da tahlillerini kontrol ederken, ne hikmetse bir kez daha covid testi yapıldığını ve test sonucunun negatif olduğunu görmem üzere vefat haberini alacağımızı düşünmeye başladım. nitekim öyle de oldu. bir-iki saat içinde hastaneden arandık ve negatif covid sonucunun sisteme girildiği gün vefat haberini aldık.

    bu hastanede covid yüzünden vefat eden hastaların naaşı sancaktepe cenaze işlerine gönderilip burada cenaze namazı kılındıktan sonra defin işleminin yapılacağı yere naklediliyor. ve covid yüzünden ölen merhumun yanına hiçkimse alınmadığı için naaşı tanıma işlemi fotoğrafı çekilip yakınlarına gösterilmek suretiyle yapılıyor. biz sancaktepe cenaze işlerinde geçirdiğimiz yaklaşık 1 saatlik süre içerisinde 5 naaş buraya getirildi ve hepsinin ölüm sebebi covid idi.

    şimdi nasıl oluyor da sadece istanbul sancaktepe de 1 saat içinde 5 covid vakası defin ediliyorken, türkiye genelindeki günlük ölüm sayısı 15-20 arası lanse ediliyor?

    covid yüzünden vefat eden hastanın pozitifden negatife çevrilmesine dair kanıt:
    --- spoiler ---

  • 5-10 milyar euro gibi kimin cebine gittiği belli olmayan bir para için vatanın onurunu, namusunu, bağımsızlığını, huzurunu, can ve mal güvenliğini, çocuklarının ve kadınlarının istikbalini ve selametini satanların iftihar etmesi gereken tablodur.

    bu daha ne ki?

    bunlar logaritmik hızla çoğalıp, yayılacak ve mafyalaşmaya başlayacaklar. seyredin bakın.

    yani bu adamlar taliban'dan kaçmış güya. öyle mi? lan bunlar taliban’ın ta kendisi. türk ordusunun asker sayısı kadar genç afgan erkek getiriliyor. hepsi de eli silah tutan, askeri eğitim görmüş, gerilla savaşında uzmanlaşmış tipler. sedat peker, çalınan ve kaybolan taktik silahlardan bahsediyor. amerikan ordusu ise yunanistan'a yığınak yapıyor.

    bu neyin hazırlığı böyle? buyrun siz düşünün..

    türkiye cumhuriyeti yıkılıyor..seyredenler utansın.