hesabın var mı? giriş yap

  • naber dergisi üzerinden geyik yapmak için farklı zamanlarda iki öğretmen arkadaşıma " umut sarıkaya'yı biliyor musun ?" dedim. aldığım cevapları yazıyorum.

    " şarkıcı di mi o ? "
    " hangi sınıfta o hocam ?"

    8 b' de amk. ama bugün gelmedi dayısına zebra çarpmış.

  • sözlükle aynı şeyi izleyip izlemediğim konusunda kuşku duyduğum bir videodaki oyuncu..

    yahu tamer karadağlı al artık şu ödülü eline, gururla kaldır yukarı, başarını taçlandır, güzel bir görüntü ver diye tam zamanında ödülü teslim etmiş. nihal yalçın ödülü kaldırıp, "bu ödülü tüm sjwler için alıyorum" veya buna benzer saçma sapan bir söz söyleyip topu 90'a takıp alkışları toplayacağına profesyonel davranamayıp dönüp "kim virdi bi idili" diye tribe girmiş. daha sonra tamer karadağlı'dan ödül almak konusunda haklı bir brifing alıp sahneden ayrılmış.

    yani burada sahneye geldiği gibi ödülünü alıp gururla göstere göstere konuşmasını yapmayı beceremeyen, ödül takdimcisine de en az iki defa saygısızlık yapan nihal yalçın değil de tamer karadağlı eleştiriliyor.

    gerçekten sözlük bitmiş.

    debe edittosu:
    anaa. debeye sokmuşsunuz bu entryi gııı. demek ki aynı şeyi izlemişiz. sözümü geri aldım. sözlük bitmemiş.
    madem debeye soktunuz bu entryi, ben de muhittin başkana ulaşmak için bir araç olarak kullanayım burasını.

    muhittin başkan günaydın. umarım bu entryi bir vesileyle görürsün. ya da umarım bir tanıdığın haber verir.
    lara bölgesinde çevredeki özel plajlara haraç ödemeden girebildiğimiz küçük bir plaj bölgesi vardı. dar bir yoldan içeri giriliyordu. konum olarak trt lara kampının oradaydı: görsel
    ancak 1 hafta önceki gidişimde oraya girişin nedensiz şekilde kapatıldığını ve bir açıklama levhasının yerleştirilmediğini gördüm. ispat için: görsel
    orası hafta sonları tonlarca antalya sakininin girip, ortalığı çöplüğe çevirmeden kumlara oturup dinlendiği güzel bir bölgeydi. neden kapatıldığını bilmiyorum. ancak hiç hoş değil. umarım geri açarsın. sevgiler, başarılar.

  • yazdığı kitaptaki tüm erkeklerin başına sardırdığı bir yüzük belası ile alttan alta;

    -- evlenmeyin olm. yüzük bu başa bela. kaç erkek telef oldu.

    mesajı vermektedir.

    mutsuz bir evliliği olabilir.

  • ulan hiç aklımda yokken bi video ile milletin yüzünü güldürdüğüme mi sevinsem bilemedim.

    evet ekşiciyim ve çooooook tatlıyım :)

  • adı milli, dağıttığı para ise euro.

    bunlar birkaç sene önce artık sözleşmeleri vs. euro olarak değil, tl olarak yapacağız şovu yapıyordu.

    her şey şov. gelinen noktaya bak

    yerli ve milli teknik direktöre euro ile sözleşme
    yerli ve milli futbolculara euro ile prim

    yerli ve milli para birimi euro. neden tl değil de euro be kardeşim. her yerde yerli ve millilik şovu yapıyordunuz. bari yaptığınız şovun arkasında durun

    edit: geç de olsa tff'den yalanlama gelmiş inşallah daha önceki prim mevzusu gibi olmaz

  • cevap vermek mi daha kolay yoksa yorum yapmak mı ikiliğinde tercihini yorum yapmaktan yana kullananların ağır bastığını söyleyen kanun. cevap vermek yanlış yapma kaygısını beraberinde getirirken, yorum yapmak ise daha subjektif bir alan olduğu için daha rahattır.

  • yeni başlayanlar için bir çırpıda güneşin kızları

    --- spoiler ---

    haluk anne hasretiyle yanıp tutuşur.
    haluk'un babası çocukken 3 kardeşten en çok haluk'a girişmiştir.
    haluk'un annesi 3. çocuk doğunca depresyona girmiş kendini çatıdan atmıştır.
    haluk oğlunu (ali) mütemadiyen kemerle dövmektedir.
    haluk eski karısını da zamanında çok dövmüştür.
    haluk'un küçük kardeşi (ahmet) gençken haluk'un şimdiki karısına (güneş)aşıktır.
    haluk şimdiki karısını sırf küçük kardeşine inat olsun diye almıştır.
    haluk'un yeni karısının ikiz kızlarından biri (selin) haluk'un öz oğluna (ali) bir diğeri (nazlı) de haluk'un ablasının (rana) üvey oğluna (savaş) aşıktır, küçük kız (peri) da ablalarının can düşmanının (tuğçe) küçük kardeşine (can) aşıktır.
    haluk, ablasının üvey oğlunun eski sevgilisini (melissa) annesi yerine koymaktadır.
    selin ilk başta ali'nin en yakın arkadaşı emre ile çıkmıştır.
    güneş'in eski kocası (zafer) güneş'e tecavüz etmiştir. ikizler birer tecavüz meyvesidir.
    güneş sonrasında tecavüzcüsüyle evlenmiş, bir de üstüne çocuk (peri) yapmıştır.
    dizide herkes şahsına münhasır psikopat ve denyodur.

    --- spoiler ---

  • tam adı karl friedrich christian ludwig freiherr drais von sauerbronn. alman mucit. bisikletin mucidi olarak da bilinir. 2017 yılında almanya'da düzenlenen bisikletin icadının 200. yılı kutlamalarında da ismi bolca zikredilmişti. aslında kendisi değeri tam olarak anlaşılamamış almanya'nın en önemli mucitlerinden birisi.

    karl von drais 29 nisan 1785'te soylu biri olarak karlsruhe'de dünyaya geldi. babası önemli bir bürokrattı. karl okul yıllarını doğduğu kent olan karlsruhe'de geçirdi. amcası orman işleriyle ilgileniyordu. ve bu amaçla pforzheim şehrinde özel bir ormancılık okulu açmıştı. ormancılık karl'ın da ilgisini çekiyordu. okulunu bitirdikten sonra pforzheim'a amcasının yanına gitti. ve ormancılık üzerine eğitim aldı. amacı orman müdürlüğü'nde işe başlamaktı. ancak bütün kadrolar doluydu. o yüzden beklemesi gerekecekti. o da fırsat bu fırsat diyerek bekleme süresini başka dallarda da eğitim alarak değerlendirmek istedi. ve 1803-1805 yıllarını heidelberg ruprecht karls üniversitesinde matematik, fizik ve mimarlık okuyarak geçirdi. aldığı bu iki yıllık eğitim kendisine yeni bir ufuk açtı. ve zaten içinde var olan mucitlik yeteneğinin ön plana çıkmasına neden oldu. adeta içindeki ateş harlandı.

    2 yıllık eğitiminin sonunda orman müdürlüğü'nden de nihayet iyi bir haber gelmişti. artık baden orman müdürlüğü'nde öğretmen olarak göreve başlayabilirdi. bu iş kendisi için bulunmaz bir nimetti. bir yandan insanlara bir şeyler öğretecek bir yandan da boş zamanlarını yeni icatlar peşinde koşarak değerlendirebilecekti. karl mutluydu. yıllar bu şekilde akıp gidiyordu. taki babasından bir haber alana dek.

    karl babasına aşırı derecede bağlıydı. bunda henüz 14 yaşındayken annesi barones von kantenthal'i kaybetmiş olmasının etkisi oldukça büyüktü. hayatta tutunacak tek dalı babasıydı. başı ne zaman sıkışsa babasına giderdi. babası da kendisinden yardımlarını hiçbir zaman esirgemezdi. 1811 yılına geldiğimizde ise karl'ın babası çok önemli bir göreve atandı. artık mannheim kentinde yüksek yargıçlık yapacaktı. babasından bu haberi alan karl hem çok sevinmiş hem de kendi geleceği ile ilgili endişelenmeye başlamıştı. hem babasından ayrılmak istemiyor hem de orman müdürlüğünde bir kariyer yapmak istiyordu. iyice düşünüp taşındıktan sonra işinden ayrılıp babasıyla beraber mannheim'ın yolunu tutmaya karar verdi. bu kararı vermesinde, orman müdürlüğü'ndeki görevini aktif olarak bırakmasına rağmen kendisine bir miktar maaş verilerek kadroda tutulacak olması en büyük etkendi. mesleğinden tamamen ayrılmayacaktı. üstelik artık bütün gününü yeni icatlar yapmak için ayırabilecekti. bundan iyisi şam'da kayısıydı.

    boş vakitlerinin ilk meyvelerini yavaş yavaş toplamaya başlayan karl ilk icatlarını yapmakta da fazla gecikmiyordu. ilk önce 1812 yılında nota yazım makinesini icat etti. onu 1814 yılında bir kölenin aracın arkasına oturarak kas gücünü kullandığı, önünde ise sahibinin oturduğu ve bir dümen yardımıyla araca yön verdiği bir taşıt izledi. ancak bu taşıt çok kullanışsızdı. o yüzden hiç benimsenmedi. ve unutuldu gitti. yine bu dönemde et pişirme makinesi ve odunu tasarruflu yakan bir ocak geliştirdi. ancak yaptığı bu ilk icatlar beklediği ilgiyi bir türlü görmedi. ancak yılmadı. çalışmalarına devam etti. 1815 yılına geldiğimizde ise dünyayı doğal bir felaket beklemekteydi. tabiki karl von drais bu doğal felaketin kendisinin ileride bisikleti icat eden kişi olarak anılmasını sağlayacak bir süreci başlatacağından habersizdi.

    17 nisan 1815 tarihinde endonezya'daki tambora yanardağı müthiş bir gürültüyle patladı. patlama o kadar kuvvetliydi ki patlamanın sesi 2 bin 600 km uzaklıktan bile duyuldu. patlama sonucunda atmosfere hızlı bir toz ve sülfür enjeksiyonu oldu. ve bu durum küresel ölçekte bir soğumaya yol açtı. tarımsal faaliyetler etkilendi. ve bir kıtlık baş gösterdi. tüm dünya gibi almanya'da bu kıtlıktan nasibini alacaktı. insanlar kendilerini besleyemedikleri gibi atlarını da besleyemiyorlardı. hatta aç kalmamak için atlarını kesip yiyenler bile vardı. işte bu noktada karl'ın aklına atsız bir araç üretmek fikri gelmişti...

    hemen kolları sıvadı. ve "koşu makinesi" adı verilen bir araç üretti. bu araç her ne kadar bisiklete benzese de önemli bir eksikliği vardı. aracın pedalları yoktu. o yüzden de bu araca modern anlamda bisiklet denilemezdi. insanlar bu aracı ancak ayakları yerde bir şekilde kullanabilirlerdi.( makineyi temsili olarak anlatan bir video: https://m.youtube.com/watch?v=w9euy5rg2eu) ancak karl bu yeni icadından oldukça umutluydu. son hazırlıklarını yaptı. ve nihayet koşu makinesi'ni 12 haziran 1817 tarihinde büyük bir gösteriyle görücüye çıkardı. tanıtım için mannheim kentini seçmişti. tanıtımın başrolünde ise kendisi vardı. aracının üzerine çıktı. ve mannheim- schwetzing arasında tam 14 km yol aldı. bu oldukça başarılı bir performanstı. tanıtım kendisinin beklediğinden bile iyi geçmişti. halk bu tanıtıma büyük bir ilgi göstermişti. koşu makinesi tutmuştu. koşu makinesi'nin fiyatı da insanları oldukça etkilemişti. koşu makinesi at yerine geçen bir araçtı. ancak bir atın neredeyse yüzde biri fiyatına satılacaktı. 22 kg ağırlığındaki bu makine çok geçmeden sadece almanya'da değil, avrupa'nın çeşitli ülkelerinde de ilgi çeken bir araç haline gelmişti. avrupa basını koşu makinesi'yle ilgili haberler yayınlıyordu. almanya'da ise "büyük dük carl" bu başarıyı ödüllendirmekte fazla gecikmedi..

    o zamanlar almanya'da patentle ilgili bir yasa yoktu. ayrıca karl von drais halen orman müdürlüğü'nde kadrolu bir elemandı. bu yüzden de ticari bir gelir etmesi yasaktı. ancak bu yasak arkadan dolanarak da olsa bertaraf edildi. kendisine 10 yıllık maaşı tutarında bir ikramiye verildi. ayrıca her ne kadar üniversitede görevlendirilmese de bir onur ödülü olarak mekanik profesörlüğü ünvanına da layık görüldü.

    icadının gördüğü ilgi nedeniyle karl von drais'in özgüveni oldukça artmıştı. ve bu başarısını bir avrupa turnesi düzenleyerek taçlandırmaya karar verdi. ancak ne yazık ki avrupa turnesinin büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanacağından henüz habersizdi.

    drais'in avrupa seyahatindeki ilk durağı paris oldu. gazetelere makaleler yazıyor ve aracının tanıtımını yapıyordu. ancak fransa almanya'dan daha farklıydı. her ne kadar bu aleti beğenenler çıksa da fransa halkının çoğunluğu koşu makinesini oldukça gülünç bulmuştu. fransa halkı bu makineyi işlerinde kullanmayı asla düşünmedi. koşu makinesi fransa halkı için eğlenceden başka bir anlam ifade etmiyordu. morali oldukça bozulan drais'in bir sonraki durağı ingiltere olacaktı. orada daha iyi anlaşılacağını ümit ediyordu.

    ancak ingiltere'den de gelen tepkiler hiç iyi değildi. hatta fransa'dan bile kötüydü. bu pedalsız bisikletle insanlar resmen dalga geçiyordu. karl von drais bir mucitti. ancak ticari zekası oldukça düşüktü. ticaretten hiç anlamıyordu. yeni icatı avrupa'da bir türlü tutmamıştı. bu oldukça moral bozucuydu. üzerine bir de londra'da denis johnson adlı bir araba tamircisinden sağlam bir kazık yemişti. denis johnson oldukça uyanık bir işadamıydı. koşu makinesi'nde bir gelecek görmüştü. hemen bir tane satın almış ve patent başvurusu yapmıştı. daha sonra aleti geliştirmiş ve 300 adet üreterek "yaya at arabası" adıyla piyasaya sürmüştü. krallık çevresinde oldukça ilgi gören bu "yaya at arabası" denis johnson'un servetine servet katmıştı. hatta johnson hızını alamamış " yaya at arabası" için bir binicilik okulu bile kurmuştu. ingiltere'de de umduğunu bulamayan ve üstüne bir de kazık yiyen karl von drais'in başına gelenler ise daha başlangıçtı. ve kendisini yeni bir şok daha bekliyordu.

    avrupa'da görücüye çıkan koşu makinesi italya, fransa, ingiltere ve hatta amerika'da bile yasaklanmıştı. sadece parklarda kullanılmasına izin veriliyordu. çünkü böylesi bir aletin parklar dışında yolu bozuk olan yerlerde kullanılmasının insanlar açısından tehlike arz edeceğine hükmedilmişti. kısacası koşu makinesi artık yasaktı. sadece gülüp eğlenmek için parklarda kullanılabilirdi. sonuçta karl von drais'in avrupa seyahati şok üstüne şok, felaket üstüne felaketle sonuçlanmıştı. ama ne yazık ki bundan sonra kötü haberler hayatından hiç eksik olmayacaktı.

    karl von drais avrupa'dan hayalleri yıkılmış bir şekilde almanya'ya geri dönmüştü. bütün hevesi kırılmıştı. 1822 yılına geldiğimizde ise kendisini daha başka olumsuz haberler bekliyordu. babası yüksek yargıçtı. önemli davalara bakıyordu. bunların arasında siyasi davalar da vardı. siyasi davalar ise çok fazla düşman demekti. babasının davaları yüzünden drais'e de birtakım tehditler gelmeye başlamıştı. aldığı bu tehditlerden oldukça sıkılan ve korkan drais çareyi brezilya'ya sürgüne gitmekte buldu. hayatının beş yılını brezilya'da kadastro memurluğu yaparak geçirdi. babası rahatsızlanınca 1827 yılında tekrar almanya'ya dönmek zorunda kaldı.

    almanya'ya dönüşünde ise boş durmadı. önce klavyesi olan ilk daktiloyu icat etti. ardından 16 işaretten oluşan stenografi makinasını yaptı. hatta trenini kaçıran insanları bile düşündü. onların trenlerini yakalayabilmelerini sağlayan, kas gücüne dayalı bir vagon bile icat etti. adından esinlenilerek bu alete "drezin" denilecekti.

    1830 yılına geldiğimizde ise drais'in babası öldü. bu drais'in hayatının en zor zamanıydı. en iyi arkadaşını, yoldaşını ve koruyucusunu kaybetmişti. kendisine babasından miras olarak yalnızca mal mülk değil, aynı zamanda azımsanmayacak sayıda da düşman kalmıştı. bu durum zaten yalnız bir insan olan drais'in iyice içine kapanmasına yol açtı. ve yıllar böylece geçip gitti. ancak kara bulutlar kendisini bir türlü terk etmek bilmiyordu.

    1848 yılına geldiğimizde ise avrupa'nın birçok ülkesinde önemli ayaklanmalar ve devrimler olmuştu. işçi sınıfı bilinçlenmişti. insanlar artık daha fazla özgürlük talep ediyor ve taleplerini nihayete erdirmekte de başarılı oluyorlardı. birçok ülkede anayasalar değişmişti. ancak bu devrim sürecinden çok da etkilenmeyen bir ülke vardı. orası da karl von drais'in vatandaşı olduğu almanya'ydı. o sıralar almanya diğer avrupa ülkelerinden daha farklı bir profil çiziyordu. daha köylü bir toplumdu. ekonomide ağırlık hala küçük esnaflar üzerindeydi. sanayileşme tam olarak yerleşmemişti. bu da işçi sınıfı ve burjavizinin çok da gelişememesine neden olmuştu. o yüzden avrupa'yı kasıp kavuran bu özgürlük dalgasından en az etkilenen ülkelerden birisi de almanya olacaktı. beklenen devrim orada bir türlü gerçekleşmedi.

    bu ortamda özgürlük diye haykıran isimlerden birisi de karl von drais'ti. kraliyet yanlılarının karşısındaki cephede saf tutmuştu. bu uğurda soyluluğu reddetmiş ve baron ünvanından vazgeçmişti. insanlık için doğru yerde durmuştu. ama bu duruş kendisi için yine yanlış ata oynamaktan başka bir şey değildi. ve bu mücadelenin kraliyetçilerin mutlak bir zaferiyle sonuçlanması da kendisi için sonun başlangıcı oldu. bir zamanlar ödüller alan bu mucid bir anda istenmeyen adam ilan edildi. kendisine yüklü borçlar çıkartıldı. bütün malına mülküne el konuldu. hatta daha da ileriye gidildi. ve kendisi deli ilan edildi. akıl hastanesine kapatılmaktan ise son anda kurtuldu.

    bugün bisikletin mucidi kabul edilen karl von drais hayatının son yıllarını büyük bir acı ve sefalet içersinde geçirdi. ve 10 aralık 1851 tarihinde, 66 yaşındayken karlsruhe'de hayata gözlerini yumdu. geriye icatları kaldı. bugün mannheim müzesinde asılı tek bir portresi var. bisiklette pedal sistemi ise ölümünden tam 10 yıl sonra kullanılmaya başlandı.