hesabın var mı? giriş yap

  • halıdır halı.
    ne zaman halısız bi eve gitsem yeni taşınmışlar da henüz yerleşememişler gibi hissediyorum. halısız olmaz.

  • san pellegrino, perrier ile neden karşılaştırılamayacağını anlayamadığım maden suyu. yok yani ikisi de topraktan çıkan mineralce zengin, şişelenmiş su değil mi bunların? yabancı malı olunca otomatikman daha kaliteli mi oluyor?

  • aşağıdaki formülle hemencecik hesaplanabilecek bir formüle dökülebilen acı eşiğidir:

    sevilen kişinin sizin için değeri = x
    sevilen kişinin sizi sevme değeri = y
    sonuç=z (saat değerinden)

    x . y = z formül basit.

    y'nin değeri 0 olduğunda, x'in değeri değişmeksizin mutlak "0"*olacaktır. haliyle ondan vazgeçme, onu unutma değeriniz onun aklınızda yer edeceği saati gösterir. o da 0 güne eşittir. yine de birkaç dakika ya da saat onunla geçen zamanları niye boşu boşuna harcadığınızı sorgulayabilirsiniz. ancak bunu uzatırsanız, kendinizi yıpratırsınız, yapmayın.

    x'in değeri 0 olduğunda ise, y'nin değeri değişmeksizin mutlak 0 olacağından, y'nin değerinin büyüklüğüne göre kendinizi sorgulamalısınız. mesela partneriniz 100'lük bir değerdeyken siz kendinizle çarparak onu sıfıra eşitlemişseniz, çok ayıp etmişsinizdir. lütfen kendinize çeki düzen verin, sevilmeyi hak eden bir insan olmak için çaba gösterin ya da sevmeyeceğiniz kimseleri hayatınıza sokarak onların hayatlarını da bok etmeyin. rica ediyorum.

    eğer, x ve y'nin değeri 0'dan farklıysa, örneğin:

    100 üzerinden, x'in değeri 65, y'nin değeri de 42 ise: x.y = 2730/24 = 113.75 gün (3.7 ay)

    yani sevdiğiniz insanı dört aya yakın bir süre içerisinde unutabilirsiniz, unutmalısınız. ama şunu unutmayın: zaman geçtikçe x'in değeri azalacağından, z'nin değeri de azalacaktır. muhtemelen aynı durum y'nin değeri için de aynı olacaktır. o yüzden ilk günden 2730 olarak çıkan değer bir ay sonra hesaplandığında 45 . 22 = 990/24 =41.25 yani 1,5 aya denk gelecektir. ama zaman geçmesine rağmen x ya da y'nin değeri yükseliyorsa muhtemelen insan kendi kendisinin faktöriyelini almaya başlamıştır. bunu virüs gibi de düşünebilirsiniz, o yüzden kendi duygusal durumunuzu sabit tutabilecek ya da sizin duygularınızı bölebilecek değerler bulmalısınız. bu yeni biriyle tanışmak, kendini sanata adamak ya da içinde kaybolacağınız bir kitap olabilir.

    veya daha kısası:

    gamsız olun lan. hem bi siz mi sevip ayrıldınız ya da kavuşamadınız? ayrıca her seferinde daha iyisini bulabiliyorsunuz, ben deneyimledim bunu. henüz varlığından haberdar bile olmadığınız ne kadınlar/erkekler var, daha mutlu olabileceğiniz. mesela ben bugün hiç sevmediğim bir adam tarafından terk edildim, yaklaşık 18 dakika boyunca üzüldüm, sonra "amaan" dedim be, "pek sevmedin, adam da istemedi tabii, normal." olayları öz eleştiri çerçevesinde, gelecekten de umudunuzu kesmeden, geçmişi de güzel anılar olarak hatırlayarak yolunuza devam edin. böyle iks, miks uğraşırsınız ondan sonra.

  • "sahnede eğer bir silah varsa mutlaka patlar." bunu hepimiz biliyoruz.

    gülse birsel de bunu o kadar göstere göstere, gözümüze soka soka yapıyor ki, bir sonraki sahnede ne olacağını anlamak hiç de zor olmuyor.. hatta ne olacağını çözdüğümüz için devamını izlemesi ziyadesiyle sıkıcı geliyor.

    misal;
    orçun, eylem'e içirmeyi düşündüğü kızları coşturduğu söylenen içkiyi cebinden çıkarıyor, eylem'e sesleniyor. birden annesi gelince, o elinde dursa bile görünmeyecek küçücük şişeyi panikle baharatların arasına atıveriyor. (ki cebine geri koyması daha kolay bir hamle olabilirken)

    hee bu demek oluyor ki, onu oradan alamayacak ve annesi onu yemeklere koyacak.

    peki yanıldık mı? hayır? aynen düşündüğümüz gibi de oldu.

    bu kadar mı? tabi ki değil..

    emir hasta yatıyor. rıza'nın deniz'e hediye ettiği orkideden oldukça rahatsız. çiçeğin ortamki oksijeni aldığını ve bu yüzden rahat nefes alamadığını söylüyor. çaktırmadan, deniz görmeden çiçeği terasa koymak için hızlıca çiçeği kapıp terasa çıkıyor. çiçeği masanın üzerine koyuyor. sonra da ne alakaysa çiçeği sulamaya kalkıyor. (çiçeği koy içeri gir, çiçek sulamak da neyin nesi) derken deniz'in sesi duyuluyor. panik yapan emir elindeki suyu nereye koyacağını bilemezken su yere dökülüyor ve koşarak içeri giriyor.

    hee, yere su döküldüğüne göre biri bu suya basıp düşecek.

    bi'şeyler bi'şeyler oluyor, diş ağrısı çeken bora terasa çıkıyor. "heh! suya basıp, kayıp düşecek kişi de geldi" diyoruz hepimiz.

    neden bora? çünkü tüm uğraşlara rağmen dişi çekilemedi, ayağı kayıp düşsün ki, diş kendiliğinden çıksın.

    eee yanıldık mı, hayır!

    çünkü gülse birsel, bir sonraki sahnede ne olacağını şıp diye çözmemizi sağlayacak basit oyunlar kurguluyor. ve bu da bildiğimiz, sevdiğimiz gülse birsel'e hiç yakışmıyor. kendisinden daha yaratıcı kurgular bekleyen bizleri hayal kırıklığına uğratıyor.

    şahsen ben uğruyorum.

  • evet atatürk havaalanından 15 temmuz günü sadece 3-5 km mesafe için 300 usd istemeleri de ne kadar ekmek peşinde olduklarının delili zaten

    edit: 28 hazirandaki işid havaalanı saldırısındada aynı işi yapmışlar idi,uyaran arkadaşlara teşekkürler

  • (bkz: kübra eken)
    guzel ulkemizin ata sporlarindan biri.
    bir defa da tecrube etmistim.
    20 gunluk lohusayken.
    hatta oncesinde, hamileligimin cesitli evrelerinde alistirma manasinda da yedigim olmustu.
    dogum sonrasi ilgi, sevgi, anlayis beklerken dayak yemek.
    ha bakin yemek fiil de enteresan. yiyip, hazmetmeye de calismak.
    hayvanlik diyecegim ama degil.
    sabah sabah butun sinirlerim zipladi.
    bakin; bacilarim, kizkardeslerim, abilerim, erkek kardeslerim !
    burada yazan bir suru kadin yazarin o veya bu sekilde siddete maruz kaldigini biliyorum.
    kendi hayatimla ilgili paylastigim entryler sonrasi bir suru mesaj ve agit aldim bu konuda.
    inanin, korktugunuzdan cok careniz var.
    bunu yasamaya mecbur degilsiniz.
    basima ne gelir diye korkmayin.
    daha kotusu yok bunun.
    sizin sabir gosterdiginiz her atak, daha sonra katlanacak ve buyuyecek.
    siz dur demezseniz durmaz.
    komsum, anam, babam ne der demeyin.
    kapinizi kapattiginizda ne yasadiginizi, ne hissettiginizi sadece siz biliyorsunuz.
    buna izin vermeyin.
    lutfen !
    daha cok sey soylemek istiyorum ama, inanin ellerim titriyor sunlari yazarken.
    korkmayin !