hesabın var mı? giriş yap

  • yok diyemeyeceğim; vardır. toplu taşımada ayakta sıkış sokuş durmaya çalışan insanların arasına boş arabayı katlamadan sokan, " sana doğru geliyorsam çekileceksin 1 cm yakınımda bile olsan seni ezerim" tavrı ile hakikaten ezen, kıç kadar dükkanlara arabayı zorla sokup bir de milletin ayağını orada ezen, morartan, bebek arabasını pazar arabası olarak kullanan insanların terörüdür. hem öte yandan hani arabada bulunan o çocuğa/çocuklara da yazık.

    arkam dönük markette rafta bir şeye bakıyorum, kıpırdamıyorum bile, gelip gene çarpıyor, yan rafa bakıyor ya.

    kullanma diyen yok, elbette kulanacaksın.
    bütün öncelikler ve haklar da zaten senin.
    ama sana karşı negatif ya da anlayışsız bir tavır takınmamış insanı da bebeğim/çocuğum varsa istediğim terbiyesizliği yapar arkasına sığınırım davranışına da maruz bırakmamalısın.

  • bir gün herkese işi düşeceğini düşünen insanlardır. geleceği santim santim çıkar üzerine planlar.

  • anneme bulaşık makinası almıştım ahdım vardı, sonra pek bişi kalmamıştı maaştan, ama olsun, sevinçten ağlatmıştım ya o yeter, 12 senedir hala kullanıyor.

  • özellikle türklere has olduğunu düşündüğüm selam verme şekli. mana ve anlam veremesemde devamlı maruz kaldığım..

  • - nezamangeliceksingeçolduhadigelhemen
    - gelicem birazdan. 0'a basinca boşluk oluyodu hani?
    - a m a n b e
    - annegelmiyorumbenvazgeçtim.

  • bir kere inkara gerek yok. bir dönem hepimizi annemiz banyo yaptırıyordu. zaten inkar edene gülünür. neyse. günlerden pazardır. (bkz: pazar gunu ailecek banyo yapma gelenegi) banyo sırası için kardeşlerle yapılan kavgadan sora sıra bize gelmiştir. anne meşgul bir kuaför gibi banyoda sıradaki müşterisini beklemektedir. önceki banyo seansının pisliklerini temizlemektedir. banyoya girilir ve soyunulur. tek başına banyo yapmaya geçiş sürecinde pek acı veren bir soyunmadır bu. yavaş yavaş davranılır. ama annenin daha işi var. çamaşırıdır, ütüsüdür. onun vakit kaybına tahammülü yok. ağırdan alan çocuğun soyunmasını hızlandırır ve tabureye oturtur. banyo taburesine oturmadan önce sıcak su dökmekten bihaberdir bu gaddar anneler. küçük bir titreme olur. iyice kamburlaşılır.

    bu sırada anne suyu ayarlamaktadır. ve nedense bu su hep kaynama noktasına yakın olur. ilk kafadan dökülen su kamburlaşan bedeni sarsar. dimdik olunur. "sıcaaaaaak" diye bağırılır ama anne o suyun sıcak olmadığını düşünmektedir. ikinci sudan sonra da "sıcaaak" inlemeleri devam ederse biraz soğuk su ilave eder anne suya.

    sonra sabun faslı. sanki kafayı değil de kirli donu çitiler gibi sabunlar anne kafayı. bir oraya bir öbür tarafa gider kafa. sonra gözlerin kapanması talimatı gelir ve tekrardan su dökme işine geçilir.

    sabunlanma işi de bitince işin en acı verici kısmına gelinmiştir. kese. sanırsın işkembe temizliyor anne. elinin altındaki incecik çocuk kolları değil de cansız bir nesne. hele o boğaz altının keselenmesi yok mu? gıdıklandığına mı yanarsın, acıdığına mı?

    kese de bitince sıra lifle vücudu sabunlamaya gelir. anne deminki yaptığı güreşten yorulduğu için sabunladığı lifi elimize verip kendi kendimize sabunlanmamızı isteyebilir.

    tüm bu işlemlerden sonra kafadan aşağıya son bir iki su dökülür ve o kaçınılmaz hareket gelir. aynen sac yikayan berberin saclari siyirttirma hareketi gibi bir hareket. ama hareket suratadır. anne, elini kafanın üstünden çeneye doğru bastıra bastıra sürter. burun ağrır, surat ekşir.

  • yukarıda bir arkadaşın yaptığı gibi mhp genel merkezini aradım; aşağıdaki konuşma geçti:

    yetkili birini istedim; genel merkezde parti il yöneticisi oldugunu söyledikleri bir adama bagladılar; tam 10 dakika konustum; karşımdaki dinledi:

    dedim ki ben verdiğim oyun hesabını soruyorum; çıkıp bir milletvekili, grup başkanvekili demez mi; sizin anayasa oylamasında tutumunuz ne olacak; allah aşkına; biri söylemez mi; bu oktay vural'lar nerede, millet oyunu size akp'ye peşkeş çekin diye mi verdi; devlet'in başına devlet geçsin diye oy istediniz verdik, şimdi saray'a vezir olmak için seçmeninizi sattınız; hani oy şerefti, namustu; hani imralı'yla akp anlasmıstı; hani bu ülkeyi yıkma rejimiydi; bir allah'ın milletvekili çıkmaz mı; konusmaz mı; siz bunun için seçildiniz oraya; hiç mi sorumlu hissetmiyorsunuz; bana cevap vermek zorundasınız dedim.

    beyefendi anlıyorum; ama bu yasa oylamasında her milletvekili kendinden mesul; bizim genel bir görüş bildirmemiz doğru olmaz; sayın bahçeli kendi kararlarını bildirdiler zaten takip ettiyseniz dedi.

    dedim ki her salı grup toplantılarında partinin fikri, politikası belli ediliyor da; her oylama öncesi ortak karar alınıp eller ona göre inip kalkıyor da; bu milletin kaderini belirleyecek 90 yıllık meclis tarihinin en önemli oylaması yapılırken mi ortak karar vermiyorsunuz; böyle bir rezillik olur mu; neden o zaman bizden oy istediniz; madem herkes kendi kararını veriyor; bağımsız girseydiniz seçimlere dedim.

    hiç bir cevap vermedi. görüşmelerimiz kayıt altında efendim; bu dediklerinizi ve düşüncelerinizi parti merkezimizde gerekli mercilere bildireceğiz dedi.

    ben de üstüne; bildirin, direk açın bahçeli'ye dinletin; unutmasın tarih hepsini not edecek; öldükten sonra herkesin bir ismi kalır geriye; o nasıl bir isim bırakacağının muhakemesini kendisi yapsın dedim kapattım.

    ne olursa olsun; bu ihanete millete rağmen evet diyenleri, ömrümce affetmeyeceğim; unutmayacağım; benden sonra gelecek olan gençlere, çocuklarıma, torunlarıma isim isim ezberleteceğim ki onlar da gaflet, hıyanet ve delaleti unutmasınlar ve bilsinler kimin bu ülkenin ipini çektiğini.