hesabın var mı? giriş yap

  • çatı katında oturan kızın eski sevgilisinin damdan içeriye girip kızın kanişini rehin alıp girişe doğru kaçması, kız çığlık çığlığa peşinden koşarken adamın apartman girişine faşır faşır işemesi, çükünü görmemiz, köpeğin debelenişi, 1 numaranın adamın üstüne patates atması, kapıcının "hemşerim sakin ol, köpeği bize ver" demesi...kaçış, polisin gelişi...ne geceydi ama ha.

  • ciddi anlamda sosyal bir adamım. konuşmasını severim ve insan ilişkilerim son derece kuvvetlidir. lisede dershanedeyken öğretmenime “hangi mesleği tercih etmeliyim” diye sordum. bana “ne istiyorsun hayatta” diye sordu. ben de “para kazanmak istiyorum” dedim. o zaman bana elektrik-elektronik mühendisliğini okumamı tavsiye etti. nasıl biriyim kimim neyim hiç araştırmadan verilen cevap ile hayatımın yanlış mesleğini seçmiş bulundum.

    okul bittikten sonra yüksek gerilim işi yapan bir sektörde başladım. işimi hiç sevmiyordum. her daim kullanıldım. az maaşla çok çalıştırdılar. bölüm türkiye’de en iyi puanlar ile kazanılan bölüm olsa da asosyal olman gereken bir meslek. enerji panolarıyla uğraşmak benim gibi konuşkan ve insan canlısı biri için çok sıkıcıydı. tüm günü trafolar ile geçirdiğim oluyordu. bunu düşündükçe iş seçimi konusundaki hatam için hayıflanıyordum.

    iş hayatının üçüncü senesinde bir otelin trafo işi için antalya’da bulunmak durumunda kaldım. otelin o dönem satın alma sorumlusu olan kız ile tanıştım. konuşkan olduğum için sıcak ilişki kurduk. otel işi 17 gün sürdü ve o kadar gün sabah akşam vakit geçirdik. birbirimize 2.- 3. günden sonra aşık olduğumuzun farkına varmıştık. antalya’nın altını üstüne getiriyor, cafelerde, publarda eğleniyor, geceleri beraber kalıyorduk. 17. gün sonunda kayseri’ye döneceğim diye hüzün çökmüştü. şok bir karar ile kendisine evlilik teklifi ettim. hemen kabul etti. hormonlarımız, aşk modunda çalıştığı için uyumsuz olduğumuz noktalarımızı seçemiyordu beyinlerimiz. uzun ve sıkıcı âdetler yerine getirildikten sonra evlendik. evliliğimizin 2. gününden itibaren şiddetli tartışmalar başlamıştı. bitmek bilmiyordu. sevdiğim kadını tanıyamıyordum. evliliğimizin 49. gününde artık canıma tak etti ve boşanma davası açtım. boşandık ama elimde avucumda ne varsa hepsini verdim kendisine. içinde bulunduğum yanlış aşktan bir an önce kurtulmak istiyordum.

    ayrıldıktan sonra izmir’de yaşamaya başladım. aynı sektörde başka bir şirkette yine tatmin olmadığım maaş ile çalışmaya başladım. yaşım 32 olmuştu artık. kendi işimi kurmam gerektiğini düşündüm. şirket açılışını yapmadan önce iki orta ölçekli otelin yüksek gerilim işini almak üzere prensipte anlaştık. istifa ettim. şirketi kurdum, ben şirketi kurmaya çalıştığım 1 aylık sürede iki otelin biri battı ve el değiştirdi. yeni sahibi benimle iş yapmadı. ikincisinin ise 25 yıllık satın alma müdürü âdi suçtan ötürü işten kovuldu. yeni gelen adam da kendi bildiği kişilere işi verdi. bu şekilde kötü bir başlangıç ile şirketimi 4 ay devam ettirebildim. battım. kötü şansıma tüküreyim diyip, tekrar aynı sektörde farklı bir şirkette daha kötü bir noktada sürünmeye devam ettim.

    bu şekilde sömürüle sömürüle 44 yaşıma geldim. yaşım artık ilerlediği için başka bir atraksiyon da yapamıyorum. kuru maaşa talim. yeni mezun çömezler ile aynı işi yapar duruma geldim.

    hâlâ sevmediğim yanlış işte çalışıyorum, hâlâ yanlış aşk sonrası tek başımayım, hâlâ elimi neye attıysam kuruyor... sağlığım yerinde çok şükür.

    edit1: çok kişiyi üzmüş yaşadıklarım. üzülmeyin dostlar. “öldürmeyen acı, diriltir” derler. özelden evlilik teklifi eden iki arkadaşa da selam olsun.

    edit2: yoğun yeşillendirme altında kaldım. ısrarcı bir kadın arkadaş ile konuşmaya başladık. iş teklifleri de alıyorum. çok garip. hayatımı ekşi ile mi değiştireceğim yoksa.

    başlık hortladıkça gelen güncelleme talepler üzerine edit3:
    başlık gündem olunca yeşillendiriliyorum. dolayısıyla hayatımı tekrar hatırlıyorum. bırakın usulca demleneyim arkadaşlar.

  • osmanlı'nın en nadide padişahları olan deli mustafa, yeniçerilerin ırzına geçip öldürdüğü genç osman, deli ibrahim ve yine pek aklı başında olmayıp sabah akşam içen dördüncü murat dönemlerini görebileceğimiz dizi. şimdiden milliyetçi muhafazakar cenahın eteklerinin tutuşmasına neden olmuştur. oysa bir insan delirebilir, tecavüze uğrayabilir, ayyaş olabilir. bunlar onun değerini düşürmez. sonuçta insandır. padişah olması ne onu insan olmaktan kurtarır, ne de milliyetçi görüşlerini sağlam temellere oturtamayan zavallıları.

  • ırkçılığın, geri zakalılığın, beyinsizliğin, insansızlığın ve insafsızlığın vücut bulmuş halidir. uygur türklerine yapılanlar yıllardır zaten yazılıyor çiziliyor.

    kadın çinli değilmiş. bir kere çinli olsa ne olacak? olmasa ne olacak. zulümü o kadın mı yaptı? hadi o yapmış olsun senin de ona farklı şekilde zulüm etmenin mantığı ne olur bu durumda. bu nasıl hoşgörü, bu nasıl dindarlık, bu nasıl bir millet.

    sen onu dövünce uygurların intikamı mı alınmış oluyor, yaptığın bir s*e merhem mi oluyor?

  • starbucks'a gidip kasadaki çocuğa;

    - çayın taze mi?

    diye sorabilecek bir vizyona sahip olduğum için bana hitap eden harekettir.

    vali kebabı yerken kendimi viyana valisi gibi hissediyorum. aynı hürmeti hayatta bir fast food zincirinde göremezsiniz. mesela fast food zinciri bir dükkana giriyorum;

    - selamın aleyküm.

    dememle birlikte adam;

    - 1 tl farkla es selamın aleyküm almak ister misiniz?

    diyor resmen.

    mesela kebapçıda;

    az çorba, yarım şiş, 1,5 pide gibi farklı porsiyonlar sunulması bile müşteriye saygıdır.

    fast food zincirine girip;

    - bana az cheeseburger!

    veya

    - yarım donut alabilir miyim?

    diyebilir misiniz?

    ha derseniz kasadaki adam güntekin onay'ın suratındaki kakam var ifadesi ile mal mal yüzünüze bakar.