hesabın var mı? giriş yap

  • maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en üst basamağı olan "kendini gerçekleştirme" ihtiyacını giderememeyi doğurur bu durum.

    bazen üşengeçlikten, bazen de şartların olumsuzluğundan kaynaklanır. iki durumda da kötüdür. çünkü önemli bir ihtiyaçtır kendini gerçekleştirme.

    sabah sabah buna neden kafa yordum bilmiyorum ama herkes potansiyelini doğru kullanabilmek için adımlar atmalı.

  • günlük hayat
    öncelikle sofyanın her yerinde hala mevcut kominizmden kalan burdaki isimleriye panel evleri görebilirsiniz. yani devletin bir zamanlar insanlara aile mensubuna binaen verdiği evler, birey sayısı arttıkca değiştirilen ve dünyanın en korkunc yapıları diyebiliriz.
    hepsi aynı yapıda aynı benzerlikte aşağı yukarı. 18 katlısı da var 10 katlısı da bütün pencereler bütün balkonlar benzer yani ufak bi köy gibi binalar. ve gerçekten çooook çirkinler. bir de havayolu üzerinde o kadar çoklar ki sofya'ya gelen, geldiği gibi şok yaşasın diye düşünmüşler kanısına kapılmıştım ben ilk geldiğimde.
    hoş benim de ilk ülkeye girişim kara yoluyla olmuş ve bu binaları gördüğümde 'bunlar gerçek mi?' cümlesi agzımdan dökülmüştü.
    ancak şöyle ki bu evlerin içinde yaşayan herkes bulgar halkının çoğunluğu gibi fakir olacak diye bir şey yok mesela, bu binaların önünde duran araba modelleri ya da içindeki sistemlere, ışıklandırmalara bi kaç kez tanık olduk.
    genel olarak halk gelir azlığı sebebiyle mutsuz, suratsız ve yavaş ama öyle böyle bir yavaşlıkta değil.
    türkiyedeki kaos ortamından sonra buraya gelince insanlardaki slow motion hal akılları zorlayabiliyor. ben yine ilk adapte sancımı marketteki kasa sıralarında yaşamıştım. öncelikle anlamadıgım bi şekilde 'para üstü almaya tövbeli bi millet!' yani atıyorum 50 leva 78 stotin ödeme yapılacaksa önce tek tek tek o 78 stotin (tr'deki kuruş) veriliyor sonra 50 tamamlanıyor sen bitti sanıyorsun ama biter mi? daha alınan şeyler teker teker torbalara giricek.min. bekleme süresi 5 dk. ben ilk etapta afakanlar içinde boğusurken sevgilim 'bak bakk sen milkanın bu çeşidini gördün mü bak bak' diye oyalamaya çalısırken bi bakmışsın alışmışsın! çünkü herkes telaşsız ve sakin ve acelesiz. ülke genelindeki tüm kasariyerler zaten menopoz sonrası yaşlarını süren teyzeler falan.

    sokaktaki (rest.avm.etc etc)ingilizce bilme oranı abartısız %75 diyebilirim. hatta o kadar çok saskınlık içine sokan yaşlılar oldu ki düzgün ingilizleriyle konuşan iletişim kuramamak imkansıza yakın diyebilirim. ilginc bir sekilde suratsız olan bulgarlar ingilizce konuştugum anda bana seker kız candy muamelesi yapıp oldukca yardım sever davranıyorlar.
    unutmadan konuşmayı cok seviyorlar! ama cok ama cok. eski evimizin altındaki markete su kesintisi sorma giden sevgilim 10dk sonra dönünde neymiş dediğimde
    'genel arıza' demişti, bunu diyene kadar da daha önceden olanlar şunlar bunlar mahalle geçmişi vs.anlatılıyor :) biraz komikler o konuda.

    sanırım en komik oldukları nokta erkeklerin takmış olduğu capraz kutu seklinde ve varyasyonlarında cantalar.kimisi boynunda tasıyor evet sözlük aynı inek çanı gibi. ben cantası boynunda denize girenini bile gördüm.farklı bi trend ve alıskanlık yeni nesilde pek yok gibi fakat bir çok erkekte boyunlarında ya da capraz sekilde tasıdıkları kutu dikdörtgen çantaları görebilirsiniz.
    kadınları oldukça güzel, bakımlı hoş bla bla. ne diyim şimdi, aşırı derece süse ve püse düşkünler.parayı sonradan bulanlar inanılmaz derece görgüsüz ve zevksiz diyebilirim. büyük büyük marka döşeli elbiseler ayakkabılar, yani avm'de bizim düğün ayakkabısıyla gezen kadınlar mı görmedim, bütün seritlerinde moshino yazan siyah sandalet giyenler mi (ayagına reklam almıs gibi)gösteriş onlar için gerçekten onemli.

    yemek içme zaten herkesin de bahsettiği gibi oldukça uygun. alkol fiyatlarını gerçekten burdan paylaşmak istemiyorum kavimler göçü gibi bişiy yasanır yine tarihte. tüm türk rakıları tr'de satılanların yarısından da ucuz fiyatta votkalar saraplar vs.hepsi tr ile kıyaslanamayacak ölçekte uygunlar. dışarda yemek yemek burada günlük bir rutin, ev ararkende kapalı mutfak bulana kadar canımız cıkmıstı.cünkü insanlar yemek yapmıyor o yüzden tüm mutfaklar amerikan ve salonun içinde. haftaiçi bile bazı restaurantlarda rez. olmadan yer bulamama ihtimaliniz mevcut.
    sayısız rest. seceneği var düşük/orta ölçeklerde garsonlar da yine mutsuz ve suratsız ancak en meshur zincir olan happyrestaurantlarında hem güzel servis hem de fiyat performans egrisine yakısıcak cinste karnınızı doyurabiliyorsunuz. (bir de ülkenin her yerindeki happy garson kızları 1 karış etek giyer/evet yaş kış)

    rezervasyon demişken akıl almaz bir rezervasyon takıntıları mevcuttur. yani gidip bir şekilde boş oturan manikürcüye ( sadece manikür/pedikür salonları mevcut.tırnak feci bir sektör burada) geçerken giripte maniküre oturamazsın! sen kim yaaaa?der gibi 'ne ne(hayır)' diyiverirler, book almadan gidilmiyor kişisel bakım alanlarına.çok rahatlar yani bizdeki aman abi tabi buyur gel, aa tabi hallederiz kafasının zerresi bunlarda yok.
    bir de sadece a'dan b'ye giden tek bir yolu bildikleri için diğer yolları katiyen kabul etmiyor ve sorunu çözmeden de gidebiliyorlar.benim dünyanın en sakin insanı olan sevgilimi internet bağlantısı yapmaya gelen ekip bu şekilde delirtmişti. hayır bu şekilde olmasın diyoruz (alternatifleri mevcut) e istemiyorsanız yapamayız başka türlü diyip dönüp gidebiliyorlar. nato kafa nato mermer diyebiliriz.

    yeşilliği, doğası her yerdeki parklar göz okşayan peyzajlar mevcut. vitosha dağında yazın ve kışın inanılmaz görsel showu yakalamak mümkün. yemyeşil gerçekten de sofya. yani heryer insanın gözüne mutlaka yeşil bulanıyor. ben leylak ağacının 3 renk oldugunu burda öğrendim.benim en sevdiğim çicek mor leylak iken;burada hem beyazı hem de lilasını gördüm aynı enfes kokuda. zaten gül memleketi ondan bahsetmeye bile gerek yok, her yer gül ve gül çeşitleri.

    gece hayatı
    bu sanırım yaşanacak türden bir tecrübe bu ülkede. yani klüper, iç mekan tasarımları ve tabi ki mekan showları oldukça sağlam.yani bir çok ülkede bir çok klüp görme sansım oldu burdaki klüpler gerçekten cok makul fiyatlar eglenebilinecek oldukça üst seviye yerler.
    nargile burada inanılmaz trend bir olgu haline gelmiş. zaten sigaraya çok kücük yasta başlayan bir ülke iken gece klüplerinde bile nargile görmek mümkün.havuz baslarında vs. bizim mahallede bile 1km capında 3 adet bar-dinner tarzında yerde nargile mevcut.gerçekten fiyat performans olayı muazzamdır zaten alkol fiyatlarının ucuzluğundan bahsetmeye gerek yok. turk rakısı burada türkiye fiyatının neredeyse yarı fiyatına satılmakta.neyse daha fazla uzmeyeyım seni sözlük.

    ulaşım
    tramvay, metro, otobus ve troleybüs yok yok ancak sofya'da en saglıklı ulaşım şekli aracsızsanız eger kesınlıkle telefonunuza ındırecegınız "taxi me" uygulaması; öncelikle taksi zaten oldukca uygun fiyatta app. gercekten kullanıcı dostu haritadan beni burdan al, buraya bırak seklınde rota belirliyorsunuz ve yakınlardaki puanı en yüksek taxiye davetiye düşüyor.oldugunuz yeri bulurken gps yardım ederken gideceğiniz yerin adresini copy paste etmek kısa çözüm zira harita full artı full kiril. cok yogun özel bir gün (yılbaşı, vs)değilse ortalama 5-10dk içinde araç sizi almaya geliyor araç kullanıcı adı mesafenin yaklasık tutarı vs tüm bilgileri de anında. tek kelime bile etmeden istediğiniz yere bu şekilde ulaşmanız oldukça kolay her seyahat sonrası rant istenildiği için soforlerden arıza cıkma durumu nerdeyse hiç olmuyor.ne kadar cok yıldız o kadar cok müşteri daveti.

    henüz kış aktivitelerine sıra gelmedi, kagıt kımlık işlemleri vs derken bu yazı vitosanın farklı bölgelerine civardaki magaralara ve selalere giderek tabiat anayı kucakladık. ben turkıyede de saglam gezmiş; karadeniz akdeniz ege turu yapmıs biri olarak diyebilirim ki burdaki selaler gercekten muazzam guzellıkte görünüşte.e tabi bu alanlara giden alanlarda herkesle selamlasma olsun saga sola atılmıs 1adet çöpü bırak kagıt parcasının olmayısı seni baya baya doganın ıcındeyım hıssıne suruklüyor
    yasaması oldukca kolay, arabaya atladıgımızda da 6-7saat sonra (sınır dahil)aileme ulaşabileceğim uzaklıkta relax bir avrupa kenti.
    insan ne istediğini bilir ve istedikleriyle mutlu olursa yasadıgı her yer ona cennet gelir; sofya bana rahat rahat iş cıkısı parklarda piknik yapma,bisiklete binme (tehlikesizce), arabayla yarım saat uzaklıkta dağlara tırmanma sansı verıyor.yüzlerce restaurant ve gidilebilecek gece klupleri cok lazım olursa bol bol avm.en onemlisi sakin, bagrıssız, kornasız gergınlıkten uzak bi hayat. yemyeşil bir hayat yetiyor mu yetiyor..
    yaşadıkça editleyeceğim şehrim.
    seyahat etmeyı planlayanlar,sorusu olabilecek olanlar yeşil yeşil..

    diger sehir entryleri icin;
    londra (bkz: #49940442)
    moskova (bkz: #30051137)

    not: istanbulda esenler otogarindan kalkan otobusle (has turizm) her gece 10da esenler kalkis,sofya otogarina varis sabah 5 seklindedir (sinirda cok yogunluk yok ise) ve ucreti 75tldir.
    edit; sahsen masallah dedigim 3 gun yasadigi icin yukarda bahsettigim ekspress otobus sefer hatti da yaklasik 2 ay once durduruldu. ne yazik ki sofya'ya kara yoluyla otobus tercihinde has turizm ne yazik ki mevcut degil yerine metro ve hun turizm var ve ekspres degil.
    ancak en kisa surede trenle sofya'ya gelis tecrubemi de yazacagim zira muazzam bir tecrubeydi. otobus yerine yatakli tren harika!

  • suçlu sadece kendisidir. milyonlarca dolarlık takımı emanet ettiğin adama bak. futbolda barış dönemini özledik diye geldin, kavga gürültüden başka bir şey getirmedin. bu kaos ortamıyla başarısızlığını fenerbahçe taraftarına yedirdin. yemin ediyorum aziz yıldırım olsa bu takım böyle olmazdı. yazık günah ya.

    edit: şimdi de, selahattin baki aracılığıyla ortalığı karıştırma derdinde. fetö diye ortaya bi yem attılar. 2-3 hafta da böyle avuturlar insanları. sen fenerbahçesin, gerekirse hakemleri de var'ı da üst üste koyup yeneceksin. o gol olmasa maç 1-1 bitecek. hiç utanmıyorsunuz, 3-4 farkla yenmeniz gereken takımın galibiyet golüne ofsayt diyip var operatörü fetöcü diyorsunuz. allah, aklı başında fenerbahçe taraftarına sabır versin.

  • yanında börek falan da yapabiliyorsa iyidir, gün teyzesi olabilir. sadece kısır yetmeyebilir.

  • to move fiili ingilizeceye latinceden geçerken, to love fiili anglosakson dillerinden geçmiştir.

    italyanca, ki latinceye şu an en yakın dildir denebilir, muovere fiili hareket etmek anlamına gelir.

    muhtemelen ingilizceye geçerken u harfi kaybolmuş ama fonetik olarak kalmıştır.

    to love ise almancadaki lieben fiiline benzemektedir. rhein nehrinin doğusu ile batısı arasında birtakım dil ve kelime farklılıkları olduğu doğrudur.

    ingilizce ise hem latin hem de anglosakson dillerine maruz kalan bir dil olduğundan dolayı, evet ingilizcenin özellikle eski ingilizcenin gramer yapısı günümüz almancasıyla sağlam benzerlikler taşır ama kelime olarak ingilizce latin dillerinden almancaya nazaran daha çok kelime almıştır, kelime telaffuzlarının latin ekolünden gelen italyanca fransızca ispanyolca ya da anglosakson ekolünden gelen dutch, almanca, isveççe gibi net kuralları bu yüzden yoktur.

    bu dillere çok değil benim gibi a2-b1 arası bir seviyede hakimseniz, kelimeye bakarak hangi orijinden geldiğini az çok çıkarabilirsiniz. bu da size telaffuzu hakkında az çok fikir verecektir.

    mesela sevmek fiili amare, aimer olarak latin dillerinde yer etmişken, to love, lieben olarak anglosakson dillerinde yer etmiştir. kelimenin kökenine bakarak ingilizcedeki telaffuzu ve bu farklılık hakkında az çok fikir sahibi olunabilir.

  • bir tanesi benim oğlum. netekim ilkokulda neyim bol bol aşılanan bir nesilden geldiğimiz için sağ kolumuzda eşşek kadar bir iz var.

    o değil de üşenmedim okudum bu diğer çocuğun hikayesini. akp ile lisede tanışmış bir kalemden çıkmış olmasına rağmen. ve gülümsedim sonra kendi kendime. ben 80'lerde çocuktum. darbeyi gördüm, sonrasında gelen iktidarları da. olacakları hep tahmin ettim, elimden geldiğince dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. sonra vazgeçtim. çünkü ahmaksınız.

    atatürk padişah olabilecekken egemenliği millete bırakmış bir adam benim gözümde. çağının şartlarında yapması gereken neyse onu yapmış bir adam. diğeri ise egemenliği milletten geri almaya çalışan bir adam. geri kalan hiç bir şeyi kıyaslamaya gerek bile yok. amaç ortada.

  • her boku bilen ekşicilerin, altın palmiye kazanmış filmine "vasatı aşmaz" dediği yönetmen.