hesabın var mı? giriş yap

  • ilk kez izliyorum. hicbir yarismaciya sempatim veya garezim yok.

    adi aciklaninca topuklari gotune vurarak hadiseye kosan aziz vs adi soylendiginde kaybeden turkana sarilip alnindan open emre.

    sesten bagimsiz olarak bir fotograf cekeyim istedim size geceden...

  • öyle lanet olası bir gün , gece bilmem kaç eve giriyorum , kavga etmişler yine belli ortalık dağınık , babam sigara sarıyor odasında annem yatağına gitmiş ağlıyor içli içli

    +neyin var anne, ne oldu
    -hiç , çay var ocakta , ısıtda iç

  • şimdi bir akademisyen olarak çocuğum siz yüz yüze de eğitim istemiyorsunuz demek istiyorum kendilerine.

    neyse bunu haklı sebeplerle istemeyenler olabilir ama ne yapalım, dönemi mi iptal edelim, yazın sıcağında okula mi geleceksiniz, baharda ders dinletemiyorduk size yazın 38-40 derece sıcağında nasıl dinleyeceksiniz?

    devlet bedava gb versin çocuklara. teorik dersler böyle hallolsun. başka çare yok zira.

  • yarın tüm çocuklarımın mutlu bir şekilde ayrılmasını dilediğim sınavdır.

    bu vesileyle birkaç şey söylemek istiyorum:
    emeklerinizin karşılığını alacağınız, başarılı bir sınav geçirmenizi diliyorum.

    geleceğinizi belirleyeceğiniz bu başlangıçta, sınavlardan daha fazlası olduğunuzu unutmamanızı hatırlatıyorum. hepinize kolaylıklar dilerim.

    her zaman aktif olamasam da zaman buldukça ekşi sözlük'te de sizinle beraber olmaya çalışacağım.

    ankara büyükşehir belediye başkanı mansur yavaş

  • 45 numara ayakkabı hakkında yazılanları okuduktan sonra, kendisinin insanlıkla ortak atadan geldiğine bile inanmayan erkektir. bir köşeye sindim de yazanları okudum, insanlar beni bulmasın diye dua ettim, iki haftadır doğru dürüst entry giremedim lan! bu başlığı başkasının açmasını bekledim günlerce, yalnız olmadığımı bilmek ve kader arkadaşlarımla sadece büyük ayaklıların faydalanabileceği bir organizasyon düzenlemek istedim, başlık açan olmadı. iş başa kaldı.

    evet, ben 47 numara ayakkabı giyiyorum. oysa ortaokulda sınıfın en kısa boylu adamıydım. ayaklarım da boyumla orantılı olarak küçüktü, 36 numara ayakkabıyla okula gittiğime dair kanıtlarım var. seneye giyerim diye 37 numara ayakkabı almıştı annem, gerçekten diğer sene de giydim o ayakkabıları. lisedeyken, zamanla vücudumda değişiklikler meydana geldi. toprak yolda yürürken bastığım yerler çöküyor, top oynarken ayağıma hükmekte zorluk çekiyordum. 4 farklı bölgeye ayırıp öyle kontrol etmeye çalışmak bile sonuç vermemişti, neredeyse haftada bir büyüyordu ayağım. raket gibi ayak derler, benim ayaktan 4'lü raket seti çıkardı. basketbol sevdasıyla dev basketbol ayakkabıları giydiğim zamanlarda, ufuktan, önce ayakkabılarım gözükürdü sonra da ben.

    zaman içinde vücut da gelişince, pek dikkat çekmez oldu ayakkabılarımın büyüklüğü. tek problem bu ayağa göre ayakkabı bulmaktı. beğendiğim model diye bir şey söz konusu olmadı, nasipçi kısmetçi bir adam oldum çıktım zaman içinde. kız arkadaşlarımın ayakkabıları, bebe ayakkabısı gibi kaldı benim teknelerin yanında. pigmentleri bozulmuş hulk gibi yürüdüğüm zamanlar oldu, 47 kiloluk kızcağızın yanında. ayağına basar da sakat bırakırım diye dans tekliflerini reddettim, bir kenarda alkış tuttum sadece.

    ayakkabılarım eskidiği zaman, yeni ayakkabı bulabilmek için yıllık izinlerimi kullandım. insanlar için yapılan avmlerde bir tane bile ayakkabı bulamadım; şirin ayakları olan güzel kızlar için duvarları kaplayan adidas; ben ve eğer varsa benim gibiler için bir tane sepet ayırmadı. denyo sloganlar fabrikatörü nike, kocaeli apaçisi c. ronaldo'nun posterine ayırdığı alanı, benden esirgedi. ben de lanet ettim.

    ve geçen hafta seyrantepe'deki adidas outlet'i keşfettim...

    47 numara ayakkabılar vardı ve dışarıdan gerçekten kocaman gözüküyorlardı. buna giden malzemeyle 10 tane bebek tepeden tırnağa giydirilirdi de artan kalan malzemeden kafalarına bere dikilirdi. en kralından superstar bulunca direk aldım, 10 çift olsa bankadan kredi çeker onları da alırdım. önümüzdeki 20 sene boyunca aynı ayakkabıyı giyerdim ama deli horozlar gibi ayakkabıcı ayakkabıcı dolaşmazdım. hem giyince, o kadar da büyük gözükmediler gözüme. bireysel olarak balıkçı teknesi gibi gözüküyorlar ama bedenle birlikte o kadar rahatsız edici değiller.

    tek korkum ucu sivri dümbük ayakkabıları giymek zorunda kalmak. ayağıma göre olanı, sivriliğiyle birlikte rahat bir metre olur. yolda yürürken, bir metre önümdeki adamın sırtına saplarım istemeden. kollarımda can verir. sırtından saplarım, ayağın ucu göğsünden çıkar. gerçekten vahşet.

  • spor yaparken saldırıya uğrayan bir kadının saldırıyı anlatırken "üzerimde kapüşonlu mont vardı ve her yerim kapalıydı" şeklinde bir açıklama yapması, daha doğrusu kendini böyle bir açıklama yapmak zorunda hissetmesi ne kadar acı verici bir şey lan. allah belanızı versin, memleketi getirdiğiniz hale bak.

  • sözlük soru cevap etkinliğinde bir yerde harun bahsetmişti. aklıma düşmüştü, denemek istedim.

    gerçekten öyle güzel bir deneyim ki..

    tünel meydanında sirenler albümündeki 9. şarkı tüneli açıyorsunuz.
    "şimdi kalbin, epey kırılmış, görüyor hepsini, ne yapabilirdi?"
    şarkının bitiminde kendinizi odakule'de buluyorsunuz.

    sonra istiklal şarkısı başlıyor, istiklali hissediyorsunuz, galatasaraydan, çiçek pasajından geçiyorsunuz,
    kulağınızda şu sözler:
    "belki arkadaşlarınla, belki de yalnız başına yürürken, ne kadar mutlusun istiklal’de
    birkaç mevsim renkler solunca, tükenmez hayatının sesi, çok mutlusun istiklal’de"

    sonra istiklal şarkısı bitiyor, hem de nerede? parka gidebilmek için direndiğimiz yerlerde...

    park şarkısı başlıyor orada:
    "dün neler mi kaybettin, belki zamanın yok şimdi
    gidenler geri gelmez ama, boş yere yorulmadı kalbin

    adını bilmesem de kardeşsin, biz neye söz vermiştik
    yüzümü gördüğünde gül artık, biz bir kabusu yendik

    yok, yaralara dokunmak yok, gök de bir bize ağaç da bir
    sabrın tükendi ama aman, onlara asla benzemedin"

    albümün bu son şarkısı bittiğinde meydana çıkmıştım, gezi yanı başımdaydı,
    anılar aklımdaydı.

    adını bilmediğim kardeşlerim aklıma geldi.
    derin bir nefes aldım.
    gülümsedim.

  • istediğiniz kadar emare yazın hatta buna aldatma, aldatılma da dahil bir çiftin boşanacağını göstermiyor. kimse konfor alanından kolay kolay vazgeçmiyor. çevremde duyduğum o kadar hikaye var ki. insanlar gelip gelip dert yanıyor eee boşan o zaman diyorum. sen bekarsın anlamazsın diyorlar.

    boşanma konuşması yapılırken hüngür hüngür ağlayıp kadına yalvarıp kararından vazgeçiren erkek duydum, her gün ağlayıp zırlayıp kafeste yaşıyorum kırıp çıkmak istiyorum diye dert yanan kadınların iki gün sonra kocisiyle mutlu mesut yaşadığını gördüm.

    binlerce emare yazılabilir belki buraya hiçbirisi boşanmak için yeterli değil. kimse konfor alanından kolay kolay vazgeçmiyor. geçebilenlere, cesur olup hayatına devam edebilme kararlılığı gösterenlere selam olsun.

  • ben çok beğendim dostlarım. armağan çağlayan'a anlatmıştı, kapıyı falan hep kendisi boyamış eşiyle birlikte. ne güzel karıkoca böyle mutlular, böyle yaşıyorlar. çocukları da çok güzel allah bağışlasın. içinde mutlu olunan her ev güzeldir arkadaşlar. ben kendi evimde tercih etmesem de, mutlularsa bize ne.

  • henüz plastik maketler harici bir stadımız yokken yapılmış, güzel bir stad. henüz açılmamış bir stad ile kıyaslayıp "yanına bile yaklaşamaz" demek komik. zira biz türk telekom arena'ya yeni ısınmışken adamlar bu stadı yıkıp yerine daha modernini de yapabilir.

    bir takım problemleri olsa da, türkiye şartlarında güzel bir staddır. zamanında gıpta ile bakarken, şimdi dönüp bok atmak fazla abes.