hesabın var mı? giriş yap

  • insanlar için geçerli olmayan düşünce. keşke olabilse ama evcil hayvan almak için bile insanlar güzellik kriterini ön plana koyuyor. kedi sahiplendirme sitelerine bakıyorum, zaman zaman bacağını gözünü kaybetmiş biçareler oluyor. ama kimse tek bacaklı bir kedi istemiyor. çünkü kedi biblo gibi bir şey herkes güzelinden istiyor. mesela şu zavallı yuva bulamıyor kendine, oysa evde beslenen herhangi bir kedinin yaptığı her şeyi yapabilir; bütün kediler gibi mırıldanabilir, uyur, sana gelip sırnaşıp kendini sevdirebilir, bunların hepsini yapabilir. sonuçta ev kedisinden kimse terlik getirmesini ya da bekçilik yapmasını beklemiyor. ama hayatın gerçeği bu işte, dış güzellik her zaman en önemli şey. evladın bile güzelini kayıran yaratıktan ben ne bekliyorsam...

    edit: fotoğrafını paylaştığım kedicik nihayet yuva buldu kendine. her şeye rağmen iyiler var, umut var.

  • hakli davranis. bazi brosurculer de ondekine verip bana vermiyor. tipimi begenmediginden mi, brosurdeki seyi alamayacak kadar fakir gozuktugumden mi bilmiyorum?

    - onumdeki ile arkamdakine veriyosun da bana niye vermiyosun kodumun brosurcusu. ben saksi miyim! once bana vereceksin, en cok bana vereceksin! ben de almayip seni got edicem.

  • ben de bunlardan biriyim. bazen metrobüste ya da sabah toplantıda facebook'a girip komik videolar izleyen insanlara imrenerek baksam da genel olarak mutluyum evet.

    ilk kapattığım günlerde sanki bir gözümü kaybetmişim gibi hissettim. ardından instagramı, swarm'ı ve twitter'ı da kapattım. bir süre yalnızlık çektim, sahillere vurdum kendimi, durduk yere martılara hamburger atmaya filan başladım. aslında ne kadar yalnız olduğumu, aslında kimsenin umurunda olmadığımı farkettim. halbuki yaptığım en dandik paylaşıma en az 15 beğeni gelirdi. hatta iyi günlerde 70 beğeniyi bile görmüşlüğüm vardı. neredeydi şimdi bütün bu insanlar? neden kimse umursamamıştı sosyal medyadan bir anda silinişimi...
    metrobüste giderken instagramdaki fotoğrafları beğenerek ortasından kalp çıkaran insanları gördükçe, sabahları şirkette facebooktan komik videolar izleyip gülüşen arkadaşlarımı gördükçe ve özellikle de dayımın zırt bırt twitterdan komikli paylaşımların ekran görüntüleri atması yüzünden, bir süre anksiyete bozukluğu ve şizofreni belirtileri yaşadım. hesapları kapatmıştım ama uygulamalar hala telefonumda duruyordu. ara ara sosyal medya klasörünü açıp, o inanılmaz iconlara dalıp gidiyordum. sol baş parmağım iconu okşuyordu ama tıkladığım zaman "lütfen giriş yapın" ibaresini gördükçe içimde bir volkan patlıyordu.
    günden güne alıştım. kimsenin umurunda değildim. taa ki bi gün sabah kıymalı börek yerken tesadüfen oraya gelip karşıma oturan bir arkadaşımın "ya epeydir seni feyste görmedim kapattın mı yoksa?" diye sorduğu ana kadar.
    evet. işte. birileri vardı. birileri umursuyordu. demekki orada olmadığımın farkında olan başkaları da olabilirdi. ama direndim. girmedim. gmail hesabıma facebook'tan gelen "filanca kişiler seni çok özledi" içerikli mailler her ne kadar yüreğimi dağlasa da, artık alıştım.
    her ne kadar arada sırada toplu taşımada filan telefonun ekranına bakıp kahkahalar atan insanlara imrensemde, kulağımda kulaklığım, ekranda parasını bastırıp aldığım spotify uygulamam, arka planda çalışan ekşi sözlük hesabım, hafif kırık los angeles aksanım, biçimli vücudum ve çekici dövmelerimle rock müziğin tadına varıyorum(evet rock fm dinliyorum* belki metehan abimiz görür de bi el uzatır). kitapların kapaklarını paylaşmak yerine içini okuyorum. sinemada check in yapmak yerine filmlerin hakkını veriyorum. otobüste like yapmak yerine haberlere bakıyorum.
    sanki tüm bunlar bana fazladan 1 puan yazıyormuş gibi. yine manita yok, yine yok.

    şimdi nerede bir hamburger yesem, nerede güzel bir selfie çeksem, ne zaman bir sinema, tiyatro ya da konsere gitsem, elim cep telefonuma gidiyor. ne kadar da paylaşılası şeyler bunlar. kimsenin sikinde olmasa da.

  • dedemin arkadaşının gelen misafirlere yiyin utanmayın diyecekken yiyin utanmazlar demesi üzerine misafirlerin yediklerinin anlık biçimde boğazlarında düğümlenmesi ve ev sahibinin yüzünün yere geçmesi.

  • aynı ilçenin bir başka semti olan moda boyunca bunun masalı versiyonunu yapan, üstüne üstlük bir de fahiş fiyat ödeyenlere göre daha akıllı bulduğum genç arkadaşlardır. afiyet olsun.

  • izmir depreminde umke ekibi olarak denizli'den izmire geldik. deprem alanına gideceğiz ama ekip aceleyle çıktığı için yemek yiyemedik. yol üzerinde köfteci yusuf yazan yere girdik. şefim, bize en hızlı ne oluyorsa getiriver dedik. üzerimizde umke forması olduğu için yardım ekibinden olduğumuzu anladılar. bize getirdikleri köfteyi hızlıca yedik. hesabı istedik.
    sizler iyi ki buradasınız. bunlar, müesseseden diyerek tüm ısrarlarımıza rağmen para talep etmediler. ne yalan söyleyeyim, duygulandım. böylesine ince, temiz düşünen vatansever firmalara şahit oldukça duygulanıyorum.

    köfteleri lezzetli, yanında getirdikleri salata, meze, meşrubatı bitirmekte zorlandık. daha önce hiç gitmemiştim ama bundan sonra sürekli uğrayacağım.

  • atatürk havalimanı saldırısından sonra müşteri seçip 400-500 tl fiyat çekerken bu günlerinizi düşünecektiniz.

    daha beter olun.

  • yalnız kalmayı, kendiyle sohbet etmeyi, o loşlukta kahve içmeyi, o atmosferde müzik dinlemeyi ve özellikle de yağmur sesiyle uykulara dalmayı severler. imkanları olsa güneşin parlaklığını kısıp, akşam ezanını beriye çeker, aydede'nin konuşulanları sıkılmadan dinlemesini isterler.

  • bir hatanın bedelini koca şirketin ödemesi durumu.

    90 yıllık şirket ama başındaki adam nerde ne söylemesi gerektiğini bilmiyor. siyaset dediğin bugün var yarın yok. ama bu halk hep var. müşteri senin velinimetin. ticaret yapan bir insan 3 günlük siyasi kaygılar yüzünden müşteriyi karşısına alır mı lan? pazarda limon satan çocuk yapmaz bunu.

    al bak koç'a, aydın doğan'a, sabancı'ya. onlarca iktidar geldi geçti. bir gün olsun bu ailelerin halkın yarısına sırtını dönüp iktidara yavşadıklarını gördün mü? hayır. bazen olurlar hafiften bir destek, bazen olurlar köstek. ama hiçbir zaman net bir tavır almazlar. iktidarla halkın farklı kesimleri arasında hep denge kurarlar. sürekli ortaya konuşurlar.

    mesela doğan medya grubu, bazen bakarsın yandaşlıkta a haber'i geçerler, bazen bakarsın yürek yemişler gibi iktidarın üstüne giderler. ama hiçbir zaman tam anlamıyla taraf olmazlar. elbette ki siyasi fikirleri vardır. ama bunu aşikar etmezler. sesleri solukları pek çıkmaz ama her zaman pastadan paylarını alırlar.

    bugün iktidara tamamen tarafgir olan yeni nesil zenginler, iktidarı canhıraş bir şekilde savunup muhalif kesim için terör estiriyor. çünkü iktidar gittiğinde, binbir türlü dalavere ile tutunup beslendikleri kaynağın ellerinden kayacağını biliyorlar.

    siz, kaptığı iki ihaleyle zengin olmuş sonradan görme bir şirket misiniz? ta 1927'de, genç cumhuriyetin daha 3. yılında binbir ümitle kurulmuş bir şirketsiniz. ama sizin yaşarcık, gaza gelmiş olacak ki koca şirketin mazisini unutup halkın yarısını karşısına aldı. çok amatörce. iktidar yandaşlarının kendisine sahip çıkacağını, pınar ürünü almak için kuyruğa gireceklerini falan düşündü herhalde. oğlum bunlar, onca tantanaya rağmen reyizlerinin filmine bile gitmeyip filmin gişede çakılmasına sebep olan insanlar. bu hayatta hiçbir bedel ödemeden, hiçbir emek vermeden riyakarlıkla, kurnazlıkla, torpille, hileyle hayata tutunup bunu yaşam tarzı haline getiren insanlar. dün dost dediğine düşman, düşman dediğine dost diyen insanlar. senin neyine sahip çıkacaklar. bunlara güvenilir mi lan?

    kalırsın işte böyle muhasebecinle baş başa. hadi yürü git.