hesabın var mı? giriş yap

  • kendisinin türkiye'nin en iyi oyuncusu olduğunu iddia eden kişinin şaka yaptığını düşünmek istiyorum. şaka maka güzel bir şaka.

  • kıza oda kiralamışsın parasını almışsın. çağırmışsın eğlencene de davet etmişsin, kabul etmiş. beraberce içmişsiniz gitar eşliğinde şarkı söylemişsiniz. buraya kadar güzel. sonra niye içkisine ilaç atıp tecavüz edersin? bu nasıl bir saçmalık?

  • hak yemek istiyorsan sende kalsın. ancak doğrusu ilgili firmaya ulaşıp ürünü iade etmektir. bir pazaryeri sitesinden fazla ürün gelmişti. ilgili telefon numarasından firmaya ulaşıp gerekli ödemeyi kendisine yapmıştım. hakkımızı da yedirmeyelim, başkasının da hakkını yemeyelim lütfen.

  • bir seyin de icine sicmayin amina koduklarim, bos vaktiniz varsa oturun doktora siddet icin cozum uretin.

  • 43 yıl önce bugün dünyaya gelmiş ikiz kardeşler.

    1 nisan 1978'de arthur ve molly weasley çiftinin dördüncü ve beşinci çocukları olarak dünyaya gelen tek yumurta ikizlerinin adları muhtemelen dayılarına ithafen verilmiştir. molly'nin kardeşleri fabian ve gideon prewett'ın baş harflerine uyumlu olarak adlandırılmışlardır (prewett kardeşler birinci büyücü savaşı'nda yoldaşlık'a katılıp savaşmışlar ve antonin dolohov'un dahil olduğu beş kişilik ölüm yiyen tarafından sıkıştırılıp öldürülmüşlerdi). büyük olan kardeş fred'dir.

    tüm harry potter çevresi tarafından haylazlıkları ve şakalarıyla bilinen ikizler cesur ve doğruluklarının yanı sıra oldukça zeki ve yeteneklidir. weasley büyücü şakaları'nı kendi icatlarıyla kurmuşlardır ve muhtemelen çapulcu haritası fred ve george yerine bir başkasının eline geçseydi sırrı çözülmeden kalacak, kullanmaya çalışana kötü espriler yapan bir kağıt parçası olarak çöpe atılacaktı.

    aynı şekilde gryffindor quidditch takımının görüp göreceği en yetenekli vurucular olduklarını unutmamak gerek.

    cesaretleri ise bambaşka bir konu. tüm öğrencilerin tırstığı umbridge'le alay etmeleri şöyle dursun, voldemort'un suratına kartopu atmışlıkları var. felsefe taşı'nda fred ve george'un profesör quirrell'ın sarığında kartopu hoplattıkları için cezalandırıldıkları bir kısım var. quirrell'ın sarığının içinde ne vardı, daha doğrusu kim vardı? voldemort.

    herkesin bildiği gibi bu ikilinin sonu iyi bitmedi. yedinci kitapta fred öldü ve george hiçbir zaman bunu tam anlamıyla atlatamadı. ron'la şaka dükkanını işletmeye devam etti, oğluna da kardeşinin ismini verdi.

    şunu da belirtmek gerekir. fred ve george ikizleri filmlerde birkaç komik espri ve sırıtışla geçirildiler. oysa kitaplarda çok daha eğlenceli ve sivri zekalılar. sadece filmleri izleyenler weasley ikizleriyle ilgili esas eğlenceyi kaçırmış olabilirler.

    film ve kitaplardan ikizlere ait bölümler:

    “hadi, çabuk olun!” dedi kadın, üç çocuk trene bindi. anneleri yanaklarına güle güle öpücüğü kondursun diye pencereden eğildiler, küçük kız ağlamaya bağladı.
    “ağlama, ginny, sana bir sürü baykuş yollarız.”
    “sana hogwarts'tan bir de tuvalet kapağı göndeririz.”
    “george!”
    “şaka ediyordum, anne.”
    (felsefe taşı - kitap)

    “p var! herhalde parlak öğrenci anlamındadır! hadi, percy, giy şunu. bak, biz hepimiz giydik. harry'de bile var.”
    ikizler kazağı kafasından geçirmeye çalışırken, “ben – istemiyorum -” diye homurdandı percy; bu arada gözlüğü de düşmüştü.
    george, “bugün sınıf başkanlarıyla birlikte olmayacaksın,” dedi. “noel'de aile bir araya gelir.”
    kazaktan kollarını bile geçirmesine fırsat vermeden percy'yi karga tulumba odadan çıkardılar.
    (felsefe taşı - kitap)

    fred, "hey yoldan çekil, percy," dedi. "harry'nin acelesi var." george kahkahasını zor tutarak, "evet," dedi "zehirli dişi olan hizmetkarıyla bir fincan çay içmek için sırlar odası'na uğrayıverecek."
    (sırlar odası - kitap)

    "harry!" dedi fred, percy'yi dirseğiyle önünden çekip abartılı bir şekilde eğilerek. "seni görmek muhteşem azizim-"
    "harika," dedi george, fred'i itip harry'nin elini kaparak.
    "kesinlikle fiyakalı."
    percy'nin alnı kırıştı.
    "haydi yeter," dedi mrs weasley.
    "anne!" dedi fred, sanki onu yeni görmüş gibi. annesinin de elini yakaladı.
    "seni görmek ne fevkalade-"
    (azkaban tutsağı - kitap)

    "harry - bu bir cep sinsioskopu. etrafta güvenilmez biri varsa, parlaması ve olduğu yerde dönmesi gerekiyor. bill bunun büyücü turistler için satılan saçma sapan bir şey olduğunu söylüyor, güvenilir değilmiş. dün akşam yemeğinde yanıp durdu da ondan. ama bill o sırada fred'le george'un çorbasına böcek koyduklarının farkında değildi."
    (azkaban tutsağı - kitap)

    "ailedeki ikinci öğrenciler başkanı!" dedi, göğsü kabararak.
    "ve sonuncu," dedi fred usulca.
    "ona ne şüphe," dedi mrs weasley, birden kaşlarını çatarak. "ikinizi sınıf başkanı yapmadıklarının farkındayım."
    "niye sınıf başkanı olmak isteyelim ki?" dedi george. bu fikir ona tiksinti vermiş gibiydi. "hayatın ne zevki kalır o zaman?"
    ginny kikirdedi.
    "kız kardeşinize daha iyi örnek olmalısınız!" diye çıkıştı mrs weasley.
    "ginny'nin örnek alacak başka ağabeyleri var anne," dedi percy mağrur bir edayla. "ben gidip yemek için üstümü değiştireyim..."
    percy gidince george derin bir oh çekti.
    "onu piramide kapatmaya çalıştık," dedi harry'ye. "ama annem bizi gördü."
    (azkaban tutsağı - kitap)

    "erken bir noel hediyesi; sana, harry" dedi.
    "bu ne ki böyle?"
    "bu, harry, bizim başarımızın sırrı" dedi george, parşömeni sevgiyle okşayarak.
    "onu sana vermek içimizi yakıyor" dedi fred. "ama dün gece, senin ihtiyacının bizimkinden daha fazla olduğuna karar verdik."
    "neyse, zaten ezbere biliyoruz" dedi george. "onu sana miras bırakıyoruz. artık pek ihtiyacımız yok."
    "peki benim eski bir parşömen parçasına niye ihtiyacım olsun?" dedi harry.
    "eski bir parşömen parçası ha!" dedi fred. sanki harry ona hakaret etmiş gibi, dişlerini sıkarak gözlerini kapatmıştı. "açıkla, george."
    "şey... daha biz birinci sınıftayken, harry, yani genç, tasasız ve masumken..."
    harry gülmemek için kendini zor tuttu. fred ve george'un hayatlarının herhangi bir döneminde masum olduklarından şüpheliydi.
    "şey, en azından şimdikinden daha masumken, filch'le başımız derde girdi."
    "koridorda bir tezekbombası patlattık ve nedense bu onu sinirlendirdi."
    (azkaban tutsağı - kitap)

    "aylak, kılkuyruk, patiayak ve çatalak,"dedi george, iç geçirerek. haritanın tepesindeki yazıyı okşadı. "onlara çok şey borçluyuz."
    "yeni kuşak kural yıkıcılara yardım etmek için yorulmaksızın çalışmış, soylu insanlar," dedi fred vakur bir edayla.
    (azkaban tutsağı - kitap)

    "muhteşem üç kovalayıcı'mız var."
    eliyle alicia spinnet, angelina johnson ve katie bell'i gösterdi.
    "yenilmez iki vurucu'muz var."
    fred ve george weasley bir ağızdan, "kes şunu, oliver, bizi mahcup ediyorsun," dediler, kızarmış numarası yaparak.
    (azkaban tutsağı - kitap)

    “uzun süredir odalarından patlama sesleri geliyordu, ama bir şeyler icat ettiklerini hiç düşünmemiştik,” dedi ginny. “sadece gürültü çıkarmayı seviyorlar sanmıştık.”
    (ateş kadehi - kitap)

    fred'in cebinden bir poşet dolusu şeker dökülmüştü ve içindekiler her yana saçılmaktaydı – parlak renkli ambalajların içinde büyük, tombul şekerlemeler… harry hızla döndü. dudley artık annesiyle babasının arkasında değildi. kahve sehpasının yanına çömelmiş, ağzından sarkan yarım metreye yakın, mor, yapış yapış bir şeyden dolayı boğuluyormuş gibi öğürüp tükürük saçıyordu. harry kısa süreli bir şaşkınlığın ardından o yarım metrelik şeyin dudley'nin dili olduğunu anladı. dudley'nin önünde, yerde parlak bir şekerleme ambalajı duruyordu.
    (ateş kadehi - kitap)

    fred balını kaldırıp yüzünde acılı bir ifadeyle ona bakarak, "ama anne," dedi, "yarın hogwarts ekspresi kaza yapsa da george'la ben ölsek, senden işittiğimiz son şey temelsiz bir suçlama olacak. o zaman kendini nasıl hissedersin bakalım?"
    herkes güldü, mrs weasley bile.
    (ateş kadehi - kitap)

    george umutsuzca, "tamam, bir baş belası," diyordu fred'e. "ama bizimle şahsen konuşmazsa, biz de ona mektubu yollarız. ya da eline sıkıştırırız. sonsuza kadar bizden kaçacak hali yok ya."
    yanlarına oturan ron, "sizden kaçan kim?" dedi.
    konuşmalarının kesilmesine kızan fred, "keşke sen olsaydın," diye cevap verdi.
    ron, "baş belası olan da ne?" diye sordu george'a.
    "insanın senin gibi burnunu her şeye sokan bir kardeşi olması," dedi george.
    (ateş kadehi - kitap)

    harry yüzünü ateş bastığını hissetti ve böreğinin üstüne eğilip öksürük krizine tutulmuş gibi yaptı. başını yeniden kaldırdığında, hermione'nin s.b.d. notları konusuna hâlâ doyamamış olduğunu gördü üzüntüyle. "yani en yüksek not 'o', 'olağanüstü'," diyordu, "sonra 'u'
    "hayır, 'b'," diye düzeltti george. " 'beklenenin üstünde'. ben hep fred'le benim her şeyden 'b' almamız gerektiğini düşünmüşümdür, çünkü sırf sınavlara gelmekle bile beklenenin üstüne çıktık."
    (zümrüdüanka yoldaşlığı - kitap)

    'bizim için onun canına oku, peeves.' ve harry'nin daha önce hiçbir öğrenciden emir aldıgını görmediği peeves, canlı şapkasını başından çıkardı; fred ile george asağıdaki öğrencilerin coşkulu alkışı eşliğinde dönüp açık ön kapıdan görkemli günbatımına doğru hızla giderken, onlara selam durdu.”
    (zümrüdüanka yoldaşlığı - kitap)

    "inanmıyorum! inanmıyorum! ah, ron, ne harika! bir sınıf başkanı! ailede herkes sınıf başkanı oldu!"
    "fred'le ben neyiz, komşu çocuğu mu?" dedi george, dargın dargın; annesi ise onu kenara itip en küçük oğluna sarılmıştı bile.
    (zümrüdüanka yoldaşlığı - kitap)

    harry, ron'un sınıf başkanı rozetini bir oraya bir buraya koyduğunu fark etti; önce komodinin üstüne, sonra kot pantolonunun cebine koydu; sonra aldı ve siyahın üzerinde kırmızının nasıl duracağını görmek istermiş gibi, katlanmış cüppesinin üstüne yerleştirdi. ancak fred ve george gelip de rozeti kalıcı yapıştırma büyüsü'yle alnına yapıştırmayı teklif edince, şefkatle vişne çürüğü çoraplarına sardı ve sandığına koyup kilitledi.
    (zümrüdüanka yoldaşlığı - kitap)

    fred bile, ron'un belki de onu ve george'u gururlandırmasının hâlâ mümkün olduğunu ve aralarında kan bağı olduğunu itiraf etmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladıklarını söylemişti - harry'ye söylediklerine göre, bu kan bağını dört yıldır inkâr ediyorlardı.
    (zümrüdüanka yoldaşlığı - kitap)

    ron terreddütle, "ya şimdi?" diye sordu.
    "eh, şimdi –" dedi george.
    "– dumbledore da gitmiş olduğuna göre–" dedi fred.
    "– bizce birazcık kargaşa –" dedi george.
    "– tam da sevgili yeni müdiremiz'in hak ettiği şeydir," dedi fred."
    (zümrüdüanka yoldaşlığı - kitap)

    "fred ve george'la büyümenin iyi yanlarından biri," dedi ginny düşünceli bir şekilde "eğer cesaretin olduğuna inanırsan, her şeyi yapabileceğini düşünmeni sağlıyorlar."
    (zümrüdüanka yoldaşlığı - kitap)

    "görüşmeyiz," dedi fred profesör umbridge'e, bacağını süpürgesinin üzerinden atarak.
    "evet, zahmet edip de arayı açmamaya kalkma," dedi george, kendi süpürgesine bindi.
    (zümrüdüanka yoldaşlığı - kitap)

    ron: bu ne kadar?
    fred ve george: beş galleon.
    ron: bana ne kadar olur?
    fred ve george: beş galleon.
    ron: ama ben sizin kardeşinizim.
    fred ve george: on galleon.
    (melez prens - film)

    niye kim-olduğunu-bilirsin-sen konusunda endişeleniyorsunuz?
    asıl endişelenmeniz gereken şey:
    ıkınmak-neymiş-görürsün-sen
    ülkeyi pençesine alan peklik salgını!
    (melez prens - kitap)

    fred ve george birbirlerine dönüp aynı anda konuştular, "vay - birebir aynıyız!" "yine de, bilemiyorum. sanırım ben hâlâ senden daha yakışıklı görünüyorum." dedi, çaydanlıktaki kendi görüntüsünü inceleyen fred.
    (ölüm yadigarları - kitap)

    "kendini nasıl hissediyorsun, georgie?" diye fisıldadı mrs weasley.
    george'un parmakları başının yanını yokladı. "müdavim gibi," diye mirıldandı.
    "nesi var onun?" dedi fred, çatlak bir sesle. dehşete düşmüş görünüyordu. "zihni mi etkilendi?"
    "müdavim gibi," diye tekrarladı george, gözlerini açıp kardeşine bakarak. "anlıyorsun ya. gedikliyim. gedik, fred, çaktın mı?"
    mrs weasley her zamankinden daha da şiddetli hıçkırdı. fred'in solgun yüzüne renk oldu.
    "içler acısı," dedi george'a. "içler acısı! kulakla ilgili o koca engin mizah dünyası önünde dururken, sen bula bula gedik'i mi buldun."
    "her neyse" dedi george, göz yaşlarına boğulmuş annesine sırıtarak. "hiç değilse artık bizi birbirimizden ayırabileceksin, anne."
    (ölüm yadigarları - kitap)

    "ee, plan nedir, harry?" dedi george.
    "plan yok." dedi harry, bütün bu insanların aniden belirmesinden dolayı biraz sersemlemiş bir halde; yara izi böyle yanarken her şeyi kavramakta zorlanıyordu.
    "demek ayaküstü bir şeyler uyduracağız, ha? en sevdiğim türden." dedi fred.
    (ölüm yadigarları - kitap)

    filmlerdeki eğlenceli sahneler:
    tık
    tık
    tık
    tık

  • normal bir ülkede olsa hükümet düşürecek cinsten skandaldır. ama biz tabiki muz cumhuriyeti ile yönetilen şahsım devleti olduğumuz için hiçbir şey olmayı bırakın, birkaç bağımsız gazete dışında hiçbir yerde haber olmayacaktır. bağımsız olduğunu iddia eden youtuber gazetecileri de haber yapmayacaktır.

    gelelim skandala... iktidarın “cebimizden kuruş çıkmadan yapıyoruz” diye pazarladığı osmangazi köprüsü’nde geçmeyen araçlar için verilen garantinin yanı sıra "güncel fiyat ile sözleşmede belirlenen fiyat arasındaki fark" da devlet tarafından karşılanıyor.

    • osmangazi köprüsünün 1. sınıf araçlar için 2020 yılı tek yönlü güncellenmiş resmi ücreti kdv dahil 117,90, hariç ise 109,17 tl’dir.

    • sözleşmeye göre 2020 yılında olması gereken ücret ise 247,80 tl’dir. bu durumda katkı payı 138,64 tl’dir. garanti edilen 40.000 araç için her halûkarda 138 tl tutarındaki katkı payı milli bütçeden işletmeciye ödenmektedir.

    • ayrıca, geçmeyen her araç için de sözleşmeye göre güncellenen araç başı toplam ücret de (247,80 tl) işletmeciye ödenmektedir.

    bunun nedeni ise, verilen geçiş garantisinin döviz cinsinden abd tüm kentsel tüketici fiyatları endeksine göre güncellenmesi. şimdi sorum ak yavşaklara: dolar kuru ile ilgili yorum yaptığımızda bu ülkede tl ile iş yapılıyor, dolarla hesap yapıp algı yapıyorsunuz diyorlardı ya; ne oldu lan şimdi? bu ülkenin para birimi tl değil mi? bu ülkede yapılan bir altyapı projesine geçiş garantisi veriyorsunuz, bir de bunu dolar üzerinden bir endekse göre yapıyorsunuz. yani dolar artarken, bir yandan da endeks artıyor. yemin ediyorum türev piyasası şu olayı görse diz çöker tövbe ister!

    haberin devamı

  • bu konudaki son sözü dostoyevski söylemiştir zamanında :

    "insanların birbirini tanıması icin en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır."

    budur.

  • artık ciddi ciddi yapmayı düşündüğüm evdir. projesine başlıyorum.

    başlangıç olarak böyle bir şey yapmayı düşünüyorum. bir kaç yaz bununla idare edeceğim.
    sadece hurda bir römort bularak eline canavar'ı alacaksın. kesip biçeceksin sonrasında sadece yalıtım, kaplama ve işin görsek kısmı kalıyor.

    şehir merkezinden biraz uzakta hobi bahçesi edineceğim. bahçe'ye de böyle bir şey yakışır. yardımsız yapılabilir ama maliyeti biraz yükselir.

    hızımı alamayıp artık evimi komple bu tarz birşey haline getireceğim. (bundan sonrasına yardım gerekli tabi ki)
    kalaabalık mı olduk? hooop çözüm basit.

    neyse gerçek hayata dönelim.

    *öncelikle uygun ve güzel araziyi buluyorsunuz.
    *size uygun konteynerı seçiyorsunuz. muhtemelen nakliye konteynerı olur. boyutlarının belirli uluslararası standartlara göre yapılmıştır ve projenizi bu kasaya göre şekillendirebilirsiniz. cam, kapı ve pencere boyutlarını proje aşasında belirlemeniz gerekmektedir.
    *belediye danışılarak gerekli izinlerin konuşulup belgelendirilmesi. (ama siz tanışanacak bir yapı kurduğunuz için pek sorun olmaz gibi.)
    *yardımcı görsel ve projeye sadık kalmaya özen gösterin.
    *demir konteynerı kesip biçmek zor olacağı için bu işin zorluklarını tasarım aşamasında belirleyin ve boşuna malzeme kesimi yapmayın.
    *aldığınız konteyner muhtemelen sadece demir olacaktır. ilave yalıtım için dış ve iç kaplama yapabilirsiniz.
    *dış görsel için dekorasyoncu gezip istediğiniz görünümü kazandırabilirsiniz.
    *iç dekor için yine aynı şekilde büyük bir ar-ge çalışması gerektirir.
    *enerji için güneş paneli veya jenaratör+akü kullanabilirsiniz.
    *tuvalet için seyyar tuvalet.
    *su için üst kata uygun hacimde bir su deposu.
    *evet rahatınıza bakabilirsiniz artık.

  • kurtulu$ sava$i'nda hamile haliyle cepheye giden kadin buyuk kahraman, eyleme hamile giden ve ugradigi saldiri sonucu bebegini kaybeden kadin "ne bicim anne".

    sava$ta ermeniler bizim kadinlarimizin karnindaki bebekleri kiliclarinin ucunda sallandirmi$ hikayeleri anlatmak on puan, polis hamile kadini tekmeleyince "o da orada olmasaydi".

    hrant dink'in oldurulmesi tabi cok kotu bir $ey, ama o da neden oyle seyler yaziyordu?

    taciz edilmek tabi cok ayip bi$ey, ama gecenin o saatinde orda ne i$in var?

    kadina $iddet ne de tu kaka bi olay, ama kari koca arasina girilmez tabi.

    boyle bir olay i$te.