hesabın var mı? giriş yap

  • günümüz dünyasında eşyanın mâhiyeti gerçekten anlaşılmıyor. sahip olunan eşyanın nasıl var olduğu, ne için kullanıldığı, ona neden ihtiyaç duyulduğu gibi soruların cevapları doğru olandan o kadar uzak ki. böyle bir algı bozukluğu tüm dünyaya, bakışa sirayet eder ve yaşamı topyekün idrâk dışı bir hâle getirir. öz aslında bu kadar basit bir yerde. post truth bana göre ilk olarak eşya üzerinden başladı. maddeyle olan bağın üzerinden manevi değerlerin yıkımına doğru izlenen bir politika. meyvenin içini aniden çürütmek zorken; kabukta açılan delikler yavaş yavaş içe doğru bir çürümeyi getirdi.

    -bazen düşünüyorum, bazı insanların bazı ruhların sistemi reddetmesi üzerine. sosyal ilişkiler, maddi meşgâleler belki de bazı insanlar için yeterince ilgi çekici değil. bazı insanları görüyorum, ne kadar da yaşama dönükler, ne kadar bir başka insanın yüzünün içine içine bakıyorlar. biz hep birilerinin yüzüne bakmadan yaşıyoruz belki de. ilkel zamanları düşündüm. ateşin başında bütün kabile ile oturan biri olabilir miydik? çünkü küçücük şeylerin üzerinde tüm dünyayı unutarak çalışabilme zevkine sahip insanlar var. merak, başarma arzusu, basit konularda güçlü tutkular. biz bunlardan da kopuğuz.

    -kabile hayatıyla günümüz insan birlikteliklerini, topluluklarını karşılaştırabilir miyiz, bilmiyorum. bizim bu ailelerin, modern toplumun sağladığı gerçeklik zemini, kabilelerde kurgulanan gerçeklik zeminin yanında biraz muhallebi kalıyor. kabile bünyesinde basitleştirilmiş yaşam; saplantı hâline getirilmemiş özgürlük ( hatta adından söz edilmeyen özgürlük ) ; ileri, ileri, daima ileri düsturundan uzak bir durulluk. asıl kabilede o herkesin içinde oturmak mutluluk verebilirdi diye düşünüyorum. mad men’in bölümlerinden birinde, don, terapi niteliğinde bir etkinliğe katılıyor; o başarılı ve renkli iş yaşamının ardından, basit dertleri, “ dertlerimiz basit işte; basit ama dert işte”yi dinliyor ve gözyaşlarına boğuluyordu. yapımcılar birilerinin a.... koymaya ant içmiş gibilerdi o bölümde.

    -neticede bir bok olduğu yok diyor aslında, herkesin benzer dertleri var. sadece bazıları daha güçlü daha agresif olunca, engelleri daha kolay aştığını sanıyor; oysa, daha yüksek bir engele takılmak üzere biraz ilerlemiş oluyorlar.

    kabile insanlarının dünyaya olan saygısı olmakla birlikte, bu insanlar ona hükmedemeyeceklerini biliyorlardı. örneğin, eşya gerektiğinde statü sembolüyken önemli olan o statüyü kazanmaya giden yoldu, eşya bir semboldü. şimdi ise statü eşyanın varlığı ile aynı olarak görülüyor. eşya sembollükten çıktı, değerin kendisi oldu. bu hepimizin bildiği en basit örnek. fakat bununla bitmiyor ki. sahte cennetin dünyada varlığı bu eşyalara yüklenen anlamların kombinasyonları ile örüldü. idol yaşamlar oluşturuldu, kalıplar çizildi. mesela, insanın vaktini neye harcaması konusunda acayip bir sıçıntı, bok kirliliği var. öyle bir bilgi, ilgi, alan şu bu bombardımanı var ki inanın şaşkınlıktan başım dönüyor. ve insanı çökertiyor. hiçbir zaman hiçbir şey için yeterli vaktin olmayacak çünkü, ve hiçbir şey ben tamamen bununla ilgili olacağım dedirtemiyor. gerçeğin üzeri manipülasyonlarla örtülüyor, bizi farkında olmadan okyanus akıntıları ile sürüklüyorlar adeta. o kadar fazla gürültü var ki herkesten ve her şeyden. her şeyi avucumuza kadar getiriyor ama içine bir şey koymuyorlar. yani manipülasyonlar ile içsel kaos ortamı oluşturuldu. enerji ve zaman insanlardan çalındı. bu post truth’un şimdiye kadar bildiğimiz ilk aşaması. sahte cennetler bitmeyecek. bu sefer de yapay zekâ ve sanal gerçeklikle gelecekler. bu kez algının merkezinde doğrudan kodlar değiştirilecek. gerçi bu da biliyor... bu algıların yıpratılması ve yıkımın nedeni yeni algılar için zemin hazırlamak. tamamen boş hâle geliyor insanlık. boş bir kutu olunca istedikleri gibi dolduracaklar. bu çok acı... nesne ile ilişkisi bozulan insanın ruhunu tamamen kaybetmesine tanık oluyoruz.

    günümüzde insanların çoğunluğu öyle bir hâle geldi ki hiçbir maddi güç, istediklerini vermeye yetmeyecek. ihtiyaçların aslında ne kadar basit olduğunu idrâk ederlerse algılar o zaman düzelebilir. şu bir gerçek: insanlar sürekli mevcut gerçekliğin dışında kendi dünyalarının realizmini yaşamaktan yanaydılar. sahip oldukları dünya ile iletişimleri basit ve bozulmamışken iç dünyaları da dengedeydi. yani içindekiler yaşadıkları dünyada karşılık buluyordu. şimdi ise içtekinin dışarıda hiçbir karşılığı yok, yönlendirilmiş isteklerle oluşturulan sahte ihtiyaçlar ile bambaşka bir boyuta sürüklenen iç dünyalar var. bunu şuna bezetiyorum; banknotların altınla olan bağının koparılmasına. ilk önce insanın gördüğü dünya altın gibi gösterildi ve asıl olan iç dünya ise banknot hâline getirildi. hâlbuki asıl olan tam tersiydi. bu dönüşümle kalmadılar, bu iç dünyanın dış dünya ile bağı kesildi. sahte iç dünyalar böyle oluştu. ve böyle giderse bir gün hepsi çöp olacak. insanlar altın olanın peşine düşerseler iyi ederler. *

  • anadoludan kop gel düz git
    ankarayı geç sağdan
    bursanın biraz yukarısı
    altunizadeden sonra köprünün hemen aşağısı
    avrupa yakası

    babamın otoritesini geç
    annemin damat takıntısı
    abimin şöhret sevdası
    gençliği solla
    kariyeri fulle
    çayını da demle
    son durak
    avrupa yakası
    avrupa yakası
    avrupaaaa yakasııııııı

    velhasıl;
    (bkz: avrupa yakası)

  • şöförler ya uyuyakalıyor, ya dikkatsiz sürüyor ve hız yapıyor. ülkenin temel sorunu insan yetiştirme. yetiştiremiyoruz, eğitilemiyoruz. önünü arkasını düşünmeden hareket eden insanlara canımızı emanet ediyoruz sonra.

  • adres soran iki şaşkının yapılan tariften sonra aralarındaki konuşması:

    -sol dedi.
    +kendine göre sol.
    -evet, kendine göre sol, yani bize göre sağ.
    +bize göre sağ olduğuna göre soldan gidicez.
    -evet, soldan.

    tarif edilen yere ulaşabildiklerinden şüpheliyim.