hesabın var mı? giriş yap

  • sabah 10'dan önce, akşam 10'dan sonra gereksiz mevzular için telefonumu meşgul edenlere hödük gözüyle bakıyorum. öğrenin bir zahmet şunu.

    bir de bir hanımla sokakta yürüyorsanız er kişi olarak, kaldırımın yola yakın tarafından yürümeniz önemlidir.

  • milattan önce 98 yılında romalı bir hukukçu aşağıdaki kuralı koymuş :

    “aynı kanun tasarısında birbiriyle yakın ilişkisi olmayan konuların yer alması yasak edilmiştir. bu şekilde, halkın kabul edeceğine inanılan teklifler, tek başına oylanırsa reddedileceği kesin olan tekliflerle beraber aynı kanun tasarısında yer alamaz."

  • herhangi bir etnik grubun her şeyin merkezi olduğu görüş noktasından hareket edilerek diğer grubun bu görüş noktasından yargılanması.

    ilk kez william graham sumner tarafından (1906) tanımlanmıştır. summer etnosentrizmi şu şekilde ifade etmiştir:
    "grubun içerisinde olanlara karşı barış, düzen, kanun, yönetim, endüstri vb. hepsi gereklidir. grubun dıştakilerle ve dış grup ile ilişkisi savaş ve yağma üzerinedir. gruba karşı sadakat ve fedakârlık ön plandayken, grubun dışında olanlara karşı nefret duygusu ön plana çıkar. etnosentrizmde iç grup her şeyin merkezidir ve dış gruba ilişkin anlamlandırılan her şey iç grubun yorumlamalarına dayanır."

    http://www.akademikbakis.org/3/5.pdf

  • fizyoterapistim, aynı zamanda yıllardır fitness yapıyorum. yüksek lisansıma devam ediyorum.

    sporcularla çalıştım, vücut geliştirme yapan hastalarım oldu. türkiye 3. sü hastamdı 2 ay birlikte çalıştık.

    tahmin edebileceğiniz gibi egzersiz fizyolojisinden, spor fizyoterapisine birçok ders aldım.

    sporcu beslenmesi ile ilgili kongrelere katıldım.

    supplement ve steroidlerle ilgili pek çok kaynak okudum. çalışmaları inceledim.

    ama şu sözlük yazarları kadar emin değilim neyin ne olduğu hakkında. ulan nasıl bu kadar kendinden emin konuşabiliyorsunuz ya? nereden geliyor bu özgüven? hayır yazdıklarından konu hakkında zır cahil olduğun belli.
    adam baya baya sadece protein tozu kullanarak, kasta mikrotravma oluşturmadan, hipertrofi ve ya güce yönelik antrenman yapmadan kas yapılacağını sanacak kadar bilgisiz. ama konuda en uzman adamdan daha emin söylediğinin doğru olduğundan.

    konuyla ilgili bilgim dahilinde bir şeyler söylemek gerekirse. 3-6 ay arası fitnessla uğraştıktan sonra protein tozu kullanma da bir sakınca yok. ben yarım ölçek spor öncesi ve 1 ölçek spor sonrası, böbreklere zararı en aza indirmek amacıyla yüksek miktarda su ile tüketiyorum(takriben 750 ml). özellikle spor sırasında ve spordan sonra katabolizma yani yıkım pik yaptığından bu dönemde whey kasa ihtiyacı olan proteini sağlıyor. bunun dışında kalan tüm proteini normal besinlerden sağlıyorum.

    50 dolara amerika'da satılan protein tozu türkiye'ye gelene kadar 10.000 km yol yapıyor. 200 tl'ye satılması normal hatta akp'nin bize geçirdiği vergilerle iyi bile.

    karaciğer hakkında çok dertlenenler hayatları boyunca alkol almayanlar olsa gerek, yoksa günde 5-10 bira içip buraya yazacak kadar malları kanzuk almasın.

  • su siralarda (sevval 1425*) ingilterenin en onde gelen, daha dogrusu halk tarafindan en cok saygi goren entellektueli. her ne kadar aristoteles misali her konuya el atmasi yuzunden, dile getirdikleri bazen yuzeysel fikirler olsa da, hakikaten en asil duygunun* insani.

    herhalde savundugu fikirler --gerci fikir demek haksizlik olur, harun yahyalarin "objektif" zirvalari da fikir-- arasinda en kolay anlasilabilir olanlarindan biri, kor saatcide dile getirildigi gibi, karmasik bir duzenin olusmasinda zeki bir yaraticinin olmasi gerekmedigi. aslinda bu o kadar eskiden cozulmus bir sorun ki, temelinde yatan fikirlerin insanlarin buyuk kismi tarafindan hala kavranilmamis olmasi esef vericidir. cesitli orneklerle kisa kisa durumu izah edelim.

    karinca hayvani: eger bir karinca kolonisinin olusumuna taniklik ettiyseniz, ki ben sayisiz kereler bu serefe eristim, surecin cok tesadufi oldugunu gorursunuz. hic de oyle bir "koloni zekasi" gorunmez ortalarda, tum bireyler anlamsizca hareket ederler, ta ki nufus belirli bir miktara ulasincaya dek. bu kritik esik gecildi mi, organizasyon yetenegi muthis artar; koloni sanki idare ediliyormuscasina hareket eder. bunun nedeni bu mahluklarin, birbirlerinin salgiladiklari kokulari takip ederek organize olabilmeleri ve gereken isbolumunu yapmalaridir. eger da bir alanda fazla sayida karinca bulundurursaniz, bir cikintinin hata yapma orani oldukca duser ve sistem kisa surede dengeye ulasir, daha dogru tabiriyle converge olur. isin asil ilginc yani ise gelismis bir kolonideki nufusu yavas yavas azaltmakla ortaya cikar. hic de sanildigi gibi esrarengiz bir koloni zekasi olmadigini kanitlarcasina, nufusu azaltmanin onceleri hicbir etkisi olmaz. ne zaman ki kritik esige geldiniz, o zaman butun koordinasyon veya bize "zeka" gibi gorunen olgu aninda coker. ortamda baska kokular da varsa veya ruzgar mevcutsa bu esige daha cabuk ulasilir. madem oyle, durumu disaridan gozlemleyen bizlerin koloniye atfettigi zeka, eksilttigimiz karincalarin hangisiyle beraber yokoldu? eger sisteme "esit" olarak yayilmis olsaydi, zekadaki dususun lineer olmasi gerekmez miydi?

    simdi bu tip orneklerle dawkins amca ne anlatmaya calisiyor? karinca son derece basit bir hayvandir. belli etkiler belli tepkiler dogurur, bir makine gibi. ama basit kurallarin(cesitli kokulara tepki) yonettigi bir iliski (koloni koordinasyonu) yeterli karmasikliga (karinca nufus) ulastiginda, isin icinde bir zeka oldugu izlenimini uyandirir, ozellikle bu sistemde bir feedback mekanizmasi varsa.

    daha kolay bir ornek icin "evrim"lesebilen bilgisayar programlarina bakalim. zor bir matematik problemini cozmek icin bir program yazdiniz. bu programin problemi 20 islemde cozebilme ihtimali belli. fakat her deneme sonunda programa dogru cevabi bildiriyorsunuz ve program kendini ona gore modifiye ediyor. modifiye islemi de cok basit olsun, ornegin bir sonraki denemede, simdiki cevabiyla dogru cevap arasindaki farkin ortalamasini cevap verecek sekilde ayarlansin. hatta son bes denemedeki bilgilerin de agirlikli ortalamasini alsin. eger agirliklar isabetli belirlenmisse, bu kod programda kaliyor ve yenilikler onun ustune insa ediliyor. herhangi bir basarisizlik da ise kodun son gecirdigi son degisim bir daha tekrarlanmamak uzere geri cevriliyor. tipki kullanicisinin elyazisini veya konusma bicimini "ogrenen" programlar gibi. bu yontemle programi 1500 kere calistiriyorsunuz ve artik cevabi 8 islemde yuzde yuze yakin kesinlikle bulabiliyor. sonra seytan durtuyor, icini acip bakayim su programa diyorsunuz ve hakkaten de bakakaliyorsunuz. zira programin sizin biraktiginiz halle ilgisi kalmamis, o kadar karmasiklasmis ki siz bile anlamiyorsunuz.

    simdi bu ornekte, bu kadar karmasik ve mukemmel calisan bir sistem tesadufen ortaya cikamaz deyip, hemen zeki bir tasarimci oldugunu iddia etmek gulunc olmuyor mu? tek gereken birkac basit kural, bir feedback mekanizmasi ve zaman. cok benzer bir ornegi iletisim sistemlerinin bir altdali olan autonomous networksde gorulur. son derece ucuz ve aptal onbinlerce ufak alici/verici sistemini genis bir alana yayip, "haydi koclar, kurun bir network" diye gaz verirseniz, birkac dakika icinde yillarca ugrassaniz dizayn edemeyeceginiz karmasiklikta networkler olusur. hatta bunlar o kadar "zeki" olurlar ki, aradan birkac yuz tanesi bozulsa veya pili bitse dahi, sistem kendiliginden duruma adapte olur, yapisini degisitirir (yani kimin kime, ne gucle ve ne siklikla hangi sinyalleri gonderecegi)

    dawkinsin iddia ettigi, ve kendisiyle gecenlerde yaptigimiz cay sohbetinin ardindan dogruluguna tamamen ikna olmus oldugum asil gorus ise, bu karmasiklasma surecinin cok daha eski zamanlarda, kimyasal reaksiyonlar duzeyine basladigidir. bir suru atom ve 4 tane fizik kanunundan ibaretbir sistemde, isinin ve zamanin yardimiyla sonsuz sayida reaksiyon meydana gelmis, giderek daha stabil ve karmasik molekuller olusmus ve daha karmasik iliskilere yolacmis. konunun ayrintilarini evrim teorisinin yaninda, anne sevgisi ve ask gibi ilgili basliklarda aciklamis oldugum icin burada sadece sonuca degineyim: butun evren de sonucta aptal temel taslarin, basit kurallarla yonetilen iliskilerinin karmasiklasmasindan baska birsey degil. darwinin gozlemledigi de, bu surecin, bizim gezegenimizdeki en karmasik molekul yapilari tarafindan yasatilmasidir. douglas hofstadter (bkz: godel escher bach) abimizin de acikladigi, bu alt surecin bir alt sureci olan, bilinc gelisiminden ibarettir. (bu noktada elbette ki, noron-beyin orneginin onceki orneklerle paralelligi akla gelmeli)

    zaten bugun herkesin de bildigi gibi evrende oyle mukemmel bir denge, mukemmel bir duzen yok. evrenin buyuk kisminda karadelikler cirit atiyor, galaksiler patliyor, yer gok inliyor. biz de milyonlarca yil suren bu olusumlar icinde kicikirik 60-70 senelik omrumuzle cikmis, gunes sistemimiz ne mukemmel, dogamiz ne guzel diye zeki bir yaratici dusluyoruz. oysa ki omrumuz 60-70 milyon sene olsaydi --veya tarihimiz diyelim-- patlayan supernovalari birak, kendi gezegenimizde bile bir dengeden bahsetmenin ne kadar aptalca oldugu anlasilacakti*. sartlar, evrenin bu bolgesinde mevcut molekullerin yeterli karmasikliga ulasabilmesini saglamis ve bu molekul yapilarinin bir cesidinin de cikip, "ulan gunese 1cm daha yakin olsaydik hepimiz yanardik, oyleyse kesin allah var" demesine yolacmis. bunun uzerine dawkins amca da cikip, "merak etme canim, gunes dunyaya daha yakin olsaydi, o zaman ayni seyleri jupiterdeyken dusunuyor olurdun" diyerek durumu izah etmis.

    ama heyhat, yukarida bahsedilmis olan ornekler ne kadar bilimsel veriyle desteklenirse desteklensinler, insan beyninin alisik oldugu neden sonuc iliskileri sonucunda, karmasik bir duzen, daha uzun bir sure, zeki bir yaratici veya zeki bir neden ile iliskilendirilecek. tesadufun guzelliginin ve muazzamliginin farkina varmamiz icin aklimiz henuz yeterince "bilimsel" calismiyor.

    edit: o fizik kurallarina gelince bilim sevdalisi dostlarim, onlar da dawkins ve onun gibilerin tanrisi, tabii simdilik.