hesabın var mı? giriş yap

  • mühendis iş görüşmesine gider, görüşmeyi yapan kişi mühendise sorar
    "ofisinize doğru gidiyorsunuz ve çok önemli bir toplantıya geç kalıyorsunuz. insanların yardım çığlıklarıyla yanmakta olan bir binayı gördünüz. ne yaparsınız?"
    mühendis bir süre düşünür ve cevap verir: "insanların hayatı bir toplantıdan daha önemlidir. derhal itfaiye çağırır ve mahsur kalanlara elimden geldiğince yardım ederim."

    işveren, mühendisin cevabından etkilenir. "peki ya bina yanmıyorsa ne yaparsınız?" diye sorar.

    bir an düşündükten sonra mühendis kendinden emin bir şekilde cevap verir:

    "binayı ateşe veririm. böylece problemi daha önce çözdüğüm bir probleme dönüştürürüm."

  • 16 mart 1920 sabahı ingilizler şehzadebaşı karakolundaki mehmetçikleri uykularında, yataklarında öldürürken canını tehlikede görmeyip ingilizlere sempatisini bildiren

    1922'de kemal'in askerleri anadolu'dan ve trakya'dan yunanları, ingilizleri, fransızları temizleyip istanbul'a girecekken canını tehlikede görüp ingilizlere sığınan lider.

    istanbul henüz türk kontrolüne geçmediği halde türklerden o kadar korkmaktadır ki saray'dan rıhtıma gizlice intikal etmek için ailesiyle birlikte iki kızılhaç aracına binmiştir.

    bu adamı övmek, övenin kaç paralık insan olduğunu gösterir. başka bir işe yaramaz.

    edit:typo

  • --- spoiler ---

    sorarım? acaba ekrem imamoğlu anıtkabire bu şekil girebilirmiydi?
    --- spoiler ---

    anıtkabir şu an içinde yaşadığınız ülkenin kurucusunun anıt mezarıdır, türbe değildir. kendisinin anıt mezarında devlet protokolleri uygulanır. türbelerde devlet protokolü uygulanmaz.

  • üzerinden yıllar geçse de, pek iyi hatırlanmasalar da bir türlü zihinden çıkmayan arkadaşlardır.

    örneğin biri ilkokuldaki bir arkadaşımdı. kendisi sürekli sağlık kolu seçilmek isterdi. sınıf başkanlığı duruken kimsenin umrunda olmayan bir kol olduğu için seçilirdide her seferinde. lakin çocuğun pamukla bir alıp veremediği vardı. kulağımın ağrıdığını hocaya söylediğimde canhıraş bir şekilde ortaya atlayıp, "pamuk vereyim mi öğrtmenim" demişti. evet, ona göre pamuk her derdin devasıydı. ilkokuldan sonra haber almadım kendisinden. umarım doktor falan olmamıştır.

    bir diğeri ortaokulda sırtından 6-7 cmlik tekerlekli oyuncak arabalarla birisi "hıhnn hııınnn" yaptığı için sırtının morardığını idda edip 1.5 saat kuru ağlama yapan ve ertesi gün annesini okula getirmeyi başarabilen bi kızdı. adını bile hatırlamıyorum.

    bir diğeri de lisede her allahın saat başısı üşenmeyip bütün telefon rehberine çağrı atan bir arkadaşımdı. ziyadesiyle merak ederdim sebebini. soramadım ama. işte hep aklında olduğumuzu anlatıyordu kendince sanırım.

  • barbara dururken bol bol serenay'ı gösteren reklem. bir nevi karışık kuruyemişe leblebiyi basmak, dayı torpili, fetöcülük gibi bir şey.

  • imkansızlıklar içinde inanılmazın başarılmasını anlatan film. christy brown'u canlandıran daniel day lewis için ne söylenilse azdır. ama en azından şunu söyleyebilirim, sanırım oyunculuk diye buna diyorlar! film gerçek bir yaşam öyküsünü anlatması dolayısıyla herhangi bir filme oranla fazlasıyla etkileyicidir. özellikle filmdeki anne, oğluna olan sonsuz inancı nedeniyle kendine hayran bırakır.
    bu film hakkında benim burda yazabileceğim hiç bir şey filmin güzelliğini anlatmaya yetmez.. ne diyebilirim ki izleyin ve bol bol ağlayın..