hesabın var mı? giriş yap

  • kısmetse 4 ay sonra yaşayacağım süper olay.

    ama ben daha şimdiden havaya girdim tabi. zaten baba olacak olmanın verdiği o acayip heyecan yetmezmiş gibi, bir de kız geliyo iyi mi? detaylı ultrasonda 3 boyutlu haliyle de müşerref olduk, iyice bir ısındık kendisine.

    vallahi geçmez bu 4 ay... allahım sen aklıma mukayyet ol...

    edit: güzel temennileri için tüm sözlük dostlarına sonsuz teşekkürler.

  • her zaman söyledim yine söylüyorum seçimlerden sonra tüik çalışanlarını çaycısı da dahil olmak üzere yargılatmayan yeni hükümetin allah belasını versin. bu rezilliği, bu sefaleti bu insanlara yaşatmaya kimsenin hakkı yok.

  • auroville, 1940'ların ünlü gurusu sri aurobindo ve annesi olan "görücü anne" tarafından düşünülmüş ve temelleri atılmış kentütopi.

    25 se­ne ön­ce ü­to­pik bir fi­kir ger­çek­leş­ti­ril­me­ye baş­ladı. 124 ül­ke­den ge­len konukların katılımıyla hin­dis­tan’ın gü­ne­yin­de "a­u­ro­vil­le" ku­rul­du, yani "ge­le­cek­de­ki in­san­la­rın u­lus­la­ra­ra­sı şeh­ri". bu zi­hin­sel bir de­ne­yim­di. bü­tün i­yi­ ni­yet­li in­san­la­rın bir a­ra­da ya­şa­ya­cak­la­rı ve sa­de­ce en bü­yük ger­çeği din­le­ye­cek­le­ri bir yer. büyük usta yo­gi sri a­u­ro­bin­do ve görücü an­ne böy­le is­te­miş­ti. kısacası auroville, ba­rış ve hu­zur rü­ya­sı­nı ger­çek­leş­tir­me­ yolunda atılan bir adım. a­u­ro­vil­le bir ta­til cen­ne­ti de­ğil­dir, ilk ba­kış­ta öy­le gö­rün­se de. a­u­ro­vil­le’nin ger­cek­ten ne ol­du­ğu çok zor i­fa­de e­di­lir. res­mi a­dı "top­lum pro­je­si" o­lan a­u­ro­vil­le’deki yaklaşık 700 sa­ki­n o­rayı zi­hin­sel bir de­ne­yim o­la­rak gör­mek­te­ler. bu insanlar, yo­gi ve fi­lo­zof o­lan sri a­u­ro­bin­do’nun ve an­ne'nin fi­kir­le­ri­ni ger­cek­leş­tir­me­ye ça­lış­mak­ta­dır­lar.

    28 şu­bat 1968'de, an­ne 90 ya­şında ku­ru­lu­şu ger­çek­leş­tir­me­ye a­dı­mı­nı at­mak­tay­dı; pondy­cherry’nin bir kaç ki­lo­met­re ku­ze­yin­de (ben­gal körgezi ya­kın­la­rın­da) 124 ül­ke­den ge­len da­vet­li­ler­le bir­lik­te a­u­ro­vil­le’nin, ya­ni "ge­le­cek­te­ki in­san­la­rın u­lus­la­ra­ra­sı şeh­ri­nin" a­çı­lı­şı ya­pıl­dı. an­ne, i­ler­le­mek ve da­ha i­yi bir ye­re gel­mek is­te­yen­le­ri da­vet et­mişti. aslında, a­u­ro­vil­le bir de­ne­y yeriydi ve ha­ber tüm dün­ya ba­sı­nın­da yer al­mış­tı. bu yüzden çok ilgi çekti ama son noktaya hiç de kolay ulaşılmamıştı. yet­miş­li yıl­la­rda 20 ki­lo­met­re­ka­re­lik böl­ge, pe­ri­şan bir gö­rün­tü­dey­di; vic­dan­sız, yakıcı bir gü­ne­şin al­tın­da o­lan ku­rak ve kaskatı bir top­rak. sa­de­ce bir kaç ta­ne man­go, ban­yan, kasc­hu ve palm­yra a­ğaç­la­rı var­dı. 50.000 ki­şi­lik bir şe­hir plan­lan­dı, o­ra­da in­san­lı­ğın bü­tün­lü­ğü gös­te­ri­le­cek ve bu­ra­sı "sü­pe­r in­sa­n" ın do­ğum­ ye­ri o­la­cak­tı. işe çok bü­yük bir u­mut, heyecan ve hevesle baş­la­dı;ilk gelen­ler çok ça­lış­kan­dı­lar, a­ğaç­lar di­kip, in­şa­at­ları sürdürüp, a­u­ro­vil­le’nin mer­ke­zi i­çin te­meli oluşturdular. mer­kez i­na­nıl­maz bü­yük­lük­de­ki "mat­ri­man­dir"di, yani yu­var­lak bir şe­kil­de o­lan "tan­rı­nın tapınağı". on­dan son­ra her­şey bir­den du­rak­la­ma­ya baş­la­dı: 1973'de her­şe­yi yö­ne­ten ve a­u­ro­vil­le ü­ze­rin­deki bü­tün o­to­ri­teye sa­hip o­lan an­ne öl­dü. yet­miş­li yıl­lar­da hin­dis­tan’a akın akın gelen hip­pi­ler a­u­ro­vil­le’e de git­me­ye baş­la­dı­lar ve o­ra­da ya­şa­yan nor­mal in­san­la­rı gö­rü­nüm­le­riy­le ve dav­ra­nış­la­rıy­la kor­kut­tu­lar. ge­nel­de ba­tı­dan ve fran­sa’dan gel­miş o­lan 400 auroville sa­kini pon­dic­herry’de­ki "sri a­u­ro­bin­do derneği" den pek mem­nun de­ğil­di­ler. ve bu ku­ru­luş a­u­ro­vil­le’nin yö­ne­ti­miy­le ve ba­ğış top­lan­ma­sıy­la gö­rev­len­di­ril­di, da­ha doğ­ru­su bu gö­re­vi zor­la al­dı. (bu biraz da ba­kış a­çı­sı­na bağ­lıdır.) kö­tü bir yö­ne­tim, ana fikre uzak ve yetersiz bir bağ ve de pa­ra da­ğı­tı­mın­da kolay ye­ri­ne ge­ti­ri­le­mi­ye­cek kurallar, kısacası maddi yardımlar istenildiği gibi ulaştırılamıyordu. bun­la­rın hep­si hin­dis­tan­lı or­ga­ni­za­tör­le­rin is­ten­me­me­le­ri­nin ne­den­le­ri oldular.

    bu o­lay­lar­dan son­ra a­u­ro­vil­le’li­ler ken­di a­ra­la­rın­da i­ki gru­ba ay­rıl­dı­lar. bü­yük bir grup ana dernekle i­liş­ki­si­ne ta­ma­men kes­mek is­te­mek­tey­di di­ğer­le­ri ise, ilişki­le­ri de­vam et­tir­mek­de id­di­a­lıydılar. 80’li yıl­lar­da za­ tar­tış­ma­la­r sürüyordu. ve inanılmaz ama ge­nel­de ka­ba kuv­vet­den ya­rar­la­nı­yor­lar­dı, hat­ta ba­zen pro­fes­yo­nel dö­vüş­cü­ler bi­le tutuluyordu. ziyaretçilere pa­sa­por­tlarını ve pa­ra­larını ya­nlarında gö­tür­me­leri tav­si­ye e­diliyordu, çün­kü e­ve dön­üldüğünde o­ra­sı­nı soyulmuş olarak bu­la­bi­lir­ler­di. a­u­ro­vil­le’in o dönemde hu­zur ve ba­rış­la pek bir il­gi­si yok­tu. tek konuşulan şey, mad­di ve po­li­tik nok­ta­la­rın ö­nem­li ol­du­ğuy­du. iz­le­nim olarak auroville sı­ra­dandı. a­u­ro­vil­le’li­ler so­nun­da mah­ke­me­ye baş­vur­du­lar ve ço­ğun­luk ne pa­ha­sı­na o­lur­sa ol­sun a­u­ro­bin­do derneği'ni is­te­me­yerek çok çid­di bir a­dım at­tıktan sonra hin­dis­tan hü­kü­me­ti'n­den a­u­ro­vil­le’yi ü­ze­ri­ne al­ma­sı­nı is­te­di­ler. ve bu istek o­lay 1988’de ger­çek­leş­ti­ril­di ve işte o za­man­dan sonra or­tam bi­raz sa­kin­leş­ti. devle­tin a­ra­ya gir­me­siy­le bir­lik­te ba­zı sıkıntıların or­ta­ya çık­ması ih­ti­ma­lin­den kor­kul­mak­taydı a­ma a­van­taj­la­rın da­ha faz­la o­la­cağı u­mut e­diliyordu. a­ma herşeyden önce artık i­yim­ser­lik ön plan­daydı ve ye­ni bir dö­ne­min baş­la­dı­ğı açıkça gö­rül­üyordu. mat­ri­man­di­r'in gö­be­ğin­de bu­lu­nan me­di­tas­yon o­da­sı­ ni­ha­yet bit­mişti, oysa 20 yıldan beri an­ne'ye gö­re "a­u­ro­vil­le’nin ru­hu" o­lan bu o­da­nın bi­ti­mi i­çin ça­lı­şıl­mak­taydı. an­ne o­rayı bir viz­yon­da gör­dü­ğü­nü söy­lü­yor­du ve bu­na göre ver­di­ği e­mir­ler, tüm kopukluklara rağmen son ay­rın­tı­sı­na ka­dar ye­ri­ne ge­ti­ril­di; mat­ri­man­di­r'de be­yaz renkli,12 kö­şe­li,12 ta­ne sü­tu­nu var, or­ta­sın­da al­man­ya’da ya­pı­lan, 70 san­tim ça­pında bir kris­tal­ kü­re bu­lun­uyor. üze­ri­ne bil­gi­sa­yar­la ku­man­da e­di­len bir ay­na yerleştirildi, bu ayna gü­neş ı­şın­la­rı­nı yan­sıt­ırken bu o­da­da­ki tek ı­şık kay­na­ğını oluşturmakta. an­ne ölmeden önce, gü­cü­nü bu o­da­ya a­kı­ta­ca­ğı­na söz ver­mişti. şim­di insan­lar bu­nu ha­tır­lıyorlar ve oda­yı bi­linç sü­reç­le­ri­ni baş­la­ta­cak bir yer o­la­rak gör­mek­te­ler.

  • bi iki kere oynadıktan sonra siziy sıkmaya mahkum oyun..
    son olarak 1 piyon bırakırsanız, bilgin
    2 piyon, zeki
    3 piyon, kurnaz
    4 piyon, başarılı
    5 piyon, normal
    6 piyon, tecrübesiz
    7 piyon, aptal
    8 piyon, gerizekalı
    9 piyon, beyinsiz
    olarak adlandırılıyosunuz.. 9 dan sonrasını yazmamışlar.. zaten böyle bi durumda yazılanı da anlayamassınız..

  • tüm tarihi bir düşünün. medeniyetler kurulup yıkılıyor, şehirler kurulup yıkılıyor, insanlar ölüyor. büyük savaşlar, soykırımlar, antlaşmalar yapılıyor. devrimler, revizyonlar, politik atışmalar oluyor. ateş, yazı, barut, biyolojik savaş bulunuyor. birileri sinemayı, müziği keşfediyor, at yerine tren ve daha sonra araba ve uçak kullanılmaya başlanıyor. inşa edilen saraylarda soylular yaşıyor, askerler yaşıyor ve ölüyor.

    sonra sen doğuyorsun...

    ve çirkinsin....

    sırf bu yüzden istenmiyorsun, reddediliyor ve bir de üzerine dalga geçiliyorsun. zaten toplasan bu koca devran üzerine yaşayacağın yıl sayısı olsa olsa 85 ve mutlu olamıyorsun. çünkü çirkinsin. istediğin kişiyi sevemiyorsun, istediğine açılamıyorsun, hadi bir şansını denedin, hep karşı tarafın eski sevgilisini dinliyorsun, çünkü çirkinsin....

    sonra ölüyorsun. medeniyetler kurulup yıkılıyor, şehirler kurulup yıkılıyor, insanlar ölüyor. büyük savaşlar, soykırımlar, antlaşmalar yapılıyor. devrimler, revizyonlar, politik atışmalar oluyor. bilinmedik mikroplar, adı sanı duyulmadık silahlar peydah oluyor. birileri yeniden sinemayı ve müziği keşfediyor, uçak yerine yer altı trenler, ve uzay turizmi ortaya çıkıyor. inşa edilen gökdelenlerde zenginler yaşıyor.

    senin mezar taşın toprağın altında kalıp artık arkeolojik bir değer kazanıyor.

    oysa ki sen çirkindin. istediğin gibi yaşayamadın, istediğini sevemedin. bu koca devranda ne para ne de pul, sadece birini sevmek istedin, onu da yapamadın. toz zerresi bile değilsin.

    zaten 80 sene yaşayacaksın, onda da çirkinsin.

  • balon şişirmek, çamaşır suyuyla ev temizlemek, üst üste bir kutu kadar kibrit yakıp ilk çıkan kokuyu içe çekmek, kollarını iki yana açıp birkaç dakika boyunca dönmek, pencereden sarkmak, sabah gözü açar açmaz yataktan fırlamak, altı saat ve üzeri süre boyunca yerinden hiç kalkmadan ders çalışmak, uyumamak (ikinci günden sonra yaşanan kafa muazzam, dört günden sonrakini anlatmaya dilim varmaz), yastığa suratı gömüp nefes yettiğince çığlık atmak, yarım metre yükseklikten atlamak (min. x5 tekrar), salıncakta kafayı geri atarak sallanmak, kaydıraktan ters kaymak, yine parktaki o ellerle tutularak ilerlenen demir çubuklu şeyde dizlerini sıkıştırarak baş üstü durmak, uhu koklamak, çıkan yürüyen merdivende iniyormuş gibi durmak, hareket halindeki arabadan kafayı çıkarıp gözleri kapatmak, aşık olmak, iş makinası izlemek, taraftar kavgası olan ortamda bulunmak, otobüste çılgınlar gibi ağlayan üç yaşlarındaki çocuğun yanında oturmak, yeni doğan bir buzağının ve annesinin hareketlerini izlemek, üst üste iki demlik çayı tek başına içmek, aldatılmak, uzun zamandır görmediğin ve çok özlediğin birisine koşup hızla sarılmak, yanından geçen seçim otobüsünün şarkısına maruz kalmak... hepsinin sonunu garanti ediyorum. benden bu kadar. narkotik peşimde.