hesabın var mı? giriş yap

  • düşünün ki, saygıdeğer bir aile mahkemesi hakimisiniz. otuz yıldır inşa ettiğiniz ‘kusursuz’ bir aile hayatınız var. eşiniz ve iki çocuğunuzla sevgi dolu, örnek bir ailesiniz.

    bir gün tesadüfen çektiğiniz bir ilmek çorap söküğü gibi ilerliyor ve eşinizin 5 yıldır başka bir kadınla evli olduğunu, hatta ondan çocuğu olduğunu öğreniyorsunuz. bu da yetmezmiş gibi kızınızın yurtdışında tıp okuduğun zannediyorsunuz ve aslında o hayalleri uğruna bambaşka bir yerde… oğlunuzun ise iyi bir şirkette kariyer zannetseniz de o birtakım pis işlere bulaşıp büyük bir meblağ parayı kripto parada batırıyor. siz ise olayların daha sadece bir kısmını öğrendiniz.

    ne yapardınız?

    aldatılan, kandırılan, yalanın küçüğü büyüğü olmaz diyen, tüm bunlarla mücadele etmek için türlü türlü uğraşlar veren kaç kişiyiz?

    hepimizin hayatından gerçek kesitler bulacağı “aldatmak” bu akşam ve her perşembe 20.00’de atv’de.

  • eski çalıştığım yerin genel merkezine eğitime gitmiştik. yanımdaki arkadaş tanıdık birini gördü, "dur x'e selam vereyim" dedi. onlar konuşurken ben uzakta kaldım. x'e baktım, boylu poslu, son derece hoş bir adam. ama bunlardan çok bakışları etkiledi beni. hayır bana hiç bakmadı orada, sadece başka biriyle havadan sudan iş konuşurken bile gözlerinden ne kadar iyi kalpli ve merhametli biri olduğu hissediliyordu sanki. "böyle biri bana asla bakmaz" diye düşündüm. o dönem özgüvenim sıfırın da altındaydı. eğitim bitti, geldiğimiz yere döndük, sonraki iki yılda hiç görmedim onu. aynı şirkette birbirimizi hiç tanımadan çalıştık. ben arada bok gibi bir ilişki yaşayıp ayrıldım ama o ilişkinin özgüvenime az da olsa faydası oldu. 2 yıl sonra bizim departman onun olduğu yere taşındı ve biz de nihayet tanışma şansı bulduk. şimdi ise evliyiz, hehe. ilk izlenimim doğruymuş, gerçekten dünyanın en iyi kalpli insanıyla evliyim ve çok mutluyum.

    edit: efenim o çok sevdiğim bakışları klonladım, aynından minik bir tane daha yaptım*.

  • 370 olmadı da diyelim ki ebesininki oldu, o da olumlu.

    edit: bu sefer 370 alır diyen arkadaşlar için tarihi bir hatırlatma yapayım. aşağıda a.k. partisi'nin girdiği seçimlerde çıkarmış olduğu milletvekili sayıları mevcut, bir göz atın, üstüne bir şey söylemeye gerek yok.

    2002 - 363 milletvekili
    2007 - 341 milletvekili
    2011 - 327 milletvekili
    2015 - 317 milletvekili

    aradaki haziran seçimini ve 258'i araya eklemeye gerek bile duymuyorum. *

  • ablanın sana pamuk şeker aldım deyip normal bir pamuk parçasını kardeşine vermesi, kardeşin sevinip pamuğu ağzına atması ve hemen ardından yaşadığı hayal kırıklığı sebebi ile ağlamaya başlaması.

    bu hikayedeki saf kardeş benim evet.

  • belli ki marifettir. burada gururla anlatıldığına göre hırsızlar tarafından yönetiliyor olmamız şaşırtıcı değil. hırsızlar yönetici olarak kimi seçecek ya? tabii ki içlerinde en becerikli olanları. yazık benim annem çağ dışı kalmış, bize hırsızlık yapmamayı öğretti, sonra biz kopya bile çekmedik hırsızlıktır diye. meğer ahlak algısı değişeli çok olmuş, hırsızlık marifet olmuş. zavallı annem, zavallı ben. siz burada yediğiniz küçük (!) boku böyle keyifle anlatırsanız başka hırsızlar tabii övünür gemicikleriyle. aranızda hiçbir fark yok, biliyor musunuz? sizin çaldığınız küçük bir şey değil, onların imkanları sizde olsa aynı boku yiyeceksiniz. midem bulandı...

    edit: hiç gençlik aklı demeyin, ben de genç oldum. koca üniversiteyi bir tane kot pantolon, iki çift ayakkabı ile bitirdim. ama böyle şeyler yapmadım. ahlaksızsınız sadece.

  • " kim bunlar? " diye merak edenler var ise anlatayım;

    baştan söyleyeyim. ne yereceğim ne de öveceğim. bu yazı sadece bilgilendirme içerecek. pek tasavvufî terim kullanmamaya çalışacağım.

    uşşâkîlik, halvetiyye tarikatının bir koludur ve kurucusu hüsameddin uşşakî'dir.

    halvetiyye, " tarikatların anası " olarak anılan ve günümüzde islâm aleminin en çok mensubu bulunan tarikatıdır.
    halvetiyye'yi istanbul'a taşıyan kişi kanunî sultan süleyman döneminde yaşamış cemaleddin karamânî'dir.
    halvetiyye esasen dört kola ayrılır:

    - şemsiyye
    - cemaliyye
    - ruşeniyye
    - ahmediyye

    işte uşşâkîyye de ahmediyye'ye bağlı bir silsiledir.

    uşşâkîler, " açlık ile nefs terbiyesi " konusunda belki de türkiye'deki en sert uygulamalara sahip olan tarikattır. aslında bu halvetiyye'nin bir iki alt kolu hariç hepsinde yaygındır.
    ekşi sözlük te sürekli eleştirilen sapkın bir yazarın da ahmediyyelerin mısriyye kolundan olduğunu düşünüyorum çünkü bu tarikatteki dengeler oldukça hassastır ve muhyiddin arabî'nin vahdet-i vücud görüşü büyük önem arz etmektedir. lâkin tarikatın ileri gelenleri muhyiddin arabî'nin kitaplarının okunmasını bile yasak etmiştir.
    çünkü bu sapkın yazarda da görüldüğü üzere kişi imanını yitirip, sünnetleri hatta bazı farzları inkâr edebilecek hâle gelebilir.
    ayrıca benimle de arada sırada sohbet edip bu sapkına karşı söylemlerim yüzünden " biz onun iyi yanlarını görüyoruz " diyen arkadaşlara da yazıklar olsun demek istiyorum. adam kalbinizden imanı söküp sizi islâm ile alakası olmayan budizm benzeri bir şeye sürüklüyor siz hâlâ bir köpeğe kölelik etme derdindesiniz. yazık.

    devam edelim;

    hüsameddin uşşakî, buhara doğumludur. 15. yüzyılın son çeyrek diliminde doğduğu düşünülür.
    kendisi de çoğu tarikat ehli gibi bir rüya sonucunda malı mülkü bırakıp tasavvufa yönelmiştir. bu dönemde anadolu, tarikatler yurdudur ve hüsameddin uşşakî de uşak'a gelerek halvetiyye şeyhlerinden ahmedi semerkandî'ye intisap etmiştir.

    ismail saymaz, uşşakîler için " merdiven altı tarikat " demiştir, ben katılmıyorum.
    ismail saymaz'a göre merdiven altı olmayan tarikatler osmanlı imparatorluğu tarafından resmen tanınmış, geleneği ve silsilesi olan tarikatlerdir ve uşşâkîler böyle değildir! fakat durum tam tersi.

    hüsameddin uşşakî, uşak'taki dergahında artık tarikatın şeyhi konumuna yükselmişken kanunî sultan süleyman'ın torunu şehzade murad, kendisine bir mektup yazarak tahtın kendisine nasip olması için dua istemiş ve hüsameddin uşşakî de şehzadeye cevaben " şehzade yola çıksın. osmanlı tahtı onu beklemektedir! " demiştir.
    sahiden de bu sırada şehzade murad'ın babası ikinci selim vefat etmiş ve osmanlı'nın yeni padişahı üçüncü murad olmuştur.
    bu olaydan sonra padişah, hüsameddin uşşakî'yi istanbul'a davet etmiş ve kasımpaşa'da onun için bir tekke inşa ettirmiştir! işte uşşakîlerin günümüzde de merkez kabul ettikleri kasımpaşa'ya yerleşmeleri bu tarihte gerçekleşmiştir.

    1593'te hac dönüşü vefat eden hüsameddin uşşakî'nin kabri de kasımpaşa'daki bu tekkede bulunmaktadır.
    naaşı istanbul'a getirildiğinde onu karşılayanlar arasında aziz mahmud hüdai efendi de vardır.

    günümüzde bu tekkenin de bulunduğu âsitânenin sorumluluğu uşşakî vakfı'na aittir. vakfın resmî sayfasında da yazdığı üzere vakıf, hüsameddin uşşakî'nin oğullarından istanbul kadısı mustafa efendi tarafından kurulmuştur. bu arada şeyhin diğer oğulları da kadılık görevlerinde bulunmuştur.
    vakıf daha doğrusu uşşâkîler musikiye de büyük önem verirler ve türkiye'de tasavvuf musikisinde en tanınmış isimlerin neredeyse hepsi bu tarikate bağlıdır.

    şu sıralar iğrenç bir olayla gündemde olan fatih nurullah adındaki adam, kendisini uşşakî şeyhi ilan etmişse de vakıf bunu inkâr etmiştir.

    tarikatlerde " el almak " diye bir tabir vardır. yani halihazırdaki şeyh, müridlerinden birine el verir ve yeni şeyhi böylece ilan eder. fatih nurullah ise kasımpaşa'daki dergahta kaldığı yıllarda şeyh olabilmek için çok uğraşmışsa da bu kabul görmemiştir. hatta uşşakî vakfı tarafından dışlanmıştır.
    fakat fatih nurullah, bir dernek kurup kendisini uşşakî şeyhi ilan etmiş ve bir anda binlerce mürid bulmuştur kendisine.
    youtube'da fatih nurullah ve müridlerinin zikir görüntülerini bulabilirsiniz.
    bu şekilde bir ayrılık ali kangel aracılığıyla süleymancılarda da var ki zannediyorum iki üç sene önce bir sürü öğrencinin yurtlara girişi bile yasaklanmıştı.
    fatih nurullah'ın ismail ağa cemaati'nden cübbeli ahmet ile yıllardır süren sert tartışmaları vardır. bunları da youtube'dan izleyebilirsiniz.

    uşşakîler kuruldukları ilk asırlarda kuudî yani oturarak zikir yapmaktalar iken zamanla özellikle bektaşî etkisiyle devranî zikirlere başlamışlardır. bunun nasıl yapıldığını da şuradan izleyebilirsiniz:

    .........

    ayrıca fatih nurullah'ın " elimi öpen cennet'e gider " dediği görüntüler için buyrun:

    eyvah eyvah

    fatih nurullah'ın propaganda kanalı ise nurani tv'dir.

    başta uşşakî vakfı olmak üzere uşşâkîyye mensubu birçok kişi ve kurum fatih nurullah'ın uşşakîliğini reddetmiştir.
    bu zat kendisini mehdi dahi ilan etmiştir ama buna şaşırmıyorum. türkiye'deki hatta dünyadaki tarikatlerin çoğu şeyhine mehdi gözüyle bakmaktadır.

    uşşakî tarikatı, günümüzde istanbul kasımpaşa'da yoğunlaşmış olsa da marmara bölgesi'nin tamamında ve bazı arap ülkelerinde çeşitli faaliyetlerini sürdürmektedir.
    ilginçtir ki bu fatih nurullah, uşşakî vakfı'ndan daha çok maddî gelire sahiptir ve daha çok yerde müride sahiptir.

    başına sarık sarar,
    kendine mürit arar,
    ilmi yok neye yarar,
    ahir zaman şeyhleri!

    ~ hoca ahmed yesevî ~

  • eduardo galeano'dan alıntıyla, bir epigrafla başlayalım:

    "büyüyün ve çoğalın dedik, makineler de büyüyüp çoğaldılar. bizim için çalışacaklarına söz vermiştiler. şimdi biz onlar için çalışıyoruz. gıda miktarını artırsınlar diye icat ettiğimiz makineler açlığı çoğaltıyorlar. kendimizi savunmak için icat ettiğimiz makineler bizi öldürüyorlar. hareket etmek için icat ettiğimiz otomobiller bizi hareketsiz hale getiriyorlar. buluşmak için icat ettiğimiz şehirler bizi yalnızlaştırıyorlar. iletişim kurmak için icat ettiğimiz öncü büyük iletişim araçları, ne bizi dinliyorlar ne de bizi görüyorlar. biz makinelerimizin makineleriyiz. onlar masum olduklarını iddia ediyorlar. ve bunda haklılar."

    tüketim toplumu da bu yolla oluşturulmadı mı zaten?! bence tükettiğimiz şunca ürün(hatta hizmetleri de katabiliriz) gereksiz ve boş beleş. insanlar neden buna uyanamaz anlamış değilim. her şeyi ihtiyaçmış gibi, ne bileyim olmazsa ezik kalırmışız gibi ya da egomuzu okşamak adına bize kakalamıyorlar mı?!

    mesela şişelenmiş meyve suyu diyelim. bakıyorsun bunun reklamları oluyor. olağanüstü estetik portakallar havada uçuşuyor; mandalinaları, narları ninjalar ortadan ikiye ayırıyor. bembeyaz dişleriyle sağlıklı bir kadın, öğle sıcağının altında bunu yudumluyor falan filan. sonra da adam gidip bunu satın alıyor. bu kadar salakça bir şey olabilir mi? biz şişelenmiş, paketlenmiş meyve suyundan önce de vardık. ben portakal seviyorsam giderim, onu alırım; istersem basit bir aparatla bunun suyunu da çıkarırım. senin "renklendirici içermez" sempatikliğine gerek duymadan, zaten benim için gerekli olan formda onu tüketirim.

    şöyle güzel bir söz var; "insan nedir biliyor musun? ağaçları kesip kağıt yapan, sonra o kağıda, ağaçları koruyun, yazandır.'

    insanlara bu tarz tüketim alışkanlığı kakalanıyor. neden? belki de sürekli sistemin çarkları arasında kalsın diyerek. doğanın bana sunduğu şeyleri, basit dönüşümlerle tüketmek varken, neden bu çeşitlendirilmiş, üstelik temsil ettiği gıdanın, kıyafetin yerini tutamayan işleri tüketeyim ki? bir insanın ihtiyaçları genel olarak bellidir; kapasitesi de öyle. şurada kaç litre kapasiteli miden olduğu; günlük kalori ihtiyacın belliyken; boyun posun ortadayken neden bu tüketim çılgınlığı.

    ben kendimce bu ürünlere "ürün gereksinim oranı" ile yaklaşıyorum. gereksinimim olmayan şeyleri satın almıyorum. mesela kişisel olarak otomobil sahibi olmak aptalcadır. ama tabii konfor satın alıyorsun; araban kapının önünden kalkıyor diyeceksiniz. "bas düğmeye, bak keyfine" diyerek kontralar yapacaksınız. zaten bu yüzden eduardo galeano'nun sözlerini paylaştım yukarıda. size konforunuz karşılığında bir adet eylemsizlik kakalıyorlar. pekala işlerinizi toplu taşıma araçlarıyla da halledebilirsiniz. "ama orada ebemiz belleniyor" diyeceksiniz. işte araba satın alıp, hayatla mücadeleye girmek size zor geliyor. kendi doğanıza ters düşüyorsunuz. bizlerin nefsini, egosunu okşuyorlar.

    insanlar birbirlerine caka satmak derdinde. halbuki şöyle dikkatlice baksak, dünya ekonomisi her an resesyona girebilecek, kritik bir çizgide dönüşüyor. şöyle bir hayatıma baktığımda bir çok üründen çok kolayca vazgeçebileceğimi, hatta bunlar olmayınca, bir miktar iyileşeceğimi de öngörüyorum.

    senin için geçmiş kardeşim, diyebilirsin. belki de öyledir. ama artık bu salaklığa başkaldırmak istiyorum ve bu yazdıklarım ideolojiler üstü bir yazıdır dünyanın aptal gidişatını kaldıramıyorum. başkasının ağzıyla konuşan bu yüzeysel toplum; ucuz zevklerin yönlendirdiği bu barkod karşılığı değiş edilmiş canlı etten tiksiniyorum adeta.

    http://www.youtube.com/…vyhvt_jebg&feature=youtu.be

  • futbol takımı bu sezon şampiyonlar ligini eksi 15 averajla kapattı. 1 puanı son dakkada qral'ın attıığı gol ile anderlehe karşı buldular (isminin nasıl yazıldığına bakmaya üşendim)

    taraftarının dalga geçtiği fenerhbahçe sıfır çektiği sezonda bile eksi 9'da kalmıştı.

    ve bir arkadaş daha uyardı, o sene gruptaki diğer takımlar fransa'nın iplendiği zamanlardan lyon, o senenin finalisti bayer leverkusen ve son olarak yarı final oynayan barcelona. açıkçası bunların arasına 2014 gs'sini koysan cibili cibili şak şak şak.

    yazar arkadaşların uyarısı ile ekliyorum; lyon da o sene lig şampiyonu olmuş. şans olacak gerçekten...