şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: bastille)
  • sözleri ise şöyledir bu müthiş parçanın:

    bastille day

    there's no bread, let them eat cake
    there's no end to what they'll take
    flaunt the fruits of noble birth
    wash the salt into the earth

    but they're marching to bastille day
    la guillotine will claim her bloody prize
    free the dungeons of the innocent
    the king will kneel, and let his kingdom rise

    bloodstained velvet, dirty lace
    naked fear on every face
    see them bow their heads to die
    as we would bow as they rode by

    and we're marching to bastille day
    la guillotine will claim her bloody prize
    sing, o choirs of cacophony
    the king has kneeled, to let his kingdom rise.

    lessons taught but never learned
    all around us anger burns
    guide the future by the past
    long ago the mould was cast

    for they marched up to bastille day
    la guillotine claimed her bloody prize
    hear the echoes of the centuries
    power isn't all that money buys
  • charles dickison'ın a tale of two cities kitabından esinlenilmistir sozleri..
  • aynı zamanda bir battlestar galactica bölümü.
  • ingilizce konusulan ulkelerde kutlanan fransiz ulusal gunudur. her yilin 14 temmuz'unda kutlanir.

    bu gun hakkinda ayrinti icin (bkz: bastille)
  • fragmanı izlediğinizde izlemiş kadar olduğunuz yeni bir film.

    https://www.youtube.com/watch?v=u5r0bi8ejcq

    fragmandan anlaşıldığı kadarıyla bizim kuzeyin kralı kendi çapında bir kapkaççıyken çaldığı çantalardan birinden ihtiyacını alıp bir yere fırlattıktan sonra patlıyor ve bizim köprünün bekçisi tarafından enseleniyor. yaptığı ufak numaralarla bekçimizin gözüne giren kralımız ajanlar için çalışmaya başlıyor ve (bkz: olaylar gelişir)

    edit: filmin güzel taraflarını yazmayı unutmuşum:

    (bkz: charlotte le bon)
    (bkz: kelly reilly)
  • diriliş ve yaşam şifresi’nin yapımcılarından...

    fransa’nın başkenti paris’te geçen heyecan dolu bir aksiyon filmi olan baskın günü, karşı karşıya kalınan bir komployu açığa çıkartmak ve alt etmek için birlikte çalışmak zorunda kalan korkusuz bir cıa ajanı ve zeki bir yankesiciden oluşan aykırı bir ikilinin hikayesi...

    “andrew baldwin bu film için aklındaki ilk düşünceyi paylaştığında bourne filmlerindeki sıkı aksiyon ile frantıc ve hatta the french connectıon (kanunun kuvveti) filmlerinde yer alan zengin karakter deneyimini bünyesinde barındıran bir film yapmak vardı.
    söz konusu bu ikonik filmleri onurlandıran bir filmin ticari açıdan başarılı ve yapım açısından da heyecanlı olacağına inandık.”

    2012 yılında kanter ve dorros, uzun soluklu arkadaşları, paris kökenli bir şirket olan vendome pictures’ın ceo’su olan philippe rousselet ile senaryonun taşıdığı güçlü fransız ve amerikan temalarının fransız yapımcıya cazip geleceğinden emin olarak temasa geçtiler. “iki ya da üç gün sonra cevap verip, haydi yapalım bu işi” dediler diyor kanter.

    “son filmim siyahlı kadın [the woman ın black] ‘ın çok yüksek bir temposu yok. ancak baskın günü’nde hikayeyi, insanı nefes nefese bırakan bir tempoda aşırı derecede hızlı anlatmanın mümkün olduğunu gördüm. hikaye bana 70li yılların sokaklarda çekilen çok sevdiğim erkeksi gerilimlerini çağrıştırıyordu. aynısını burada çok daha hafif el kameraları ile çekerek aksiyona yeni bir boyut kazandırdık.”

    kanter ayrıca filmde karakterlerin gelişme şeklinin baskın günü’nü özel kılan unsurlardan biri olduğuna da dikkat çekiyor. “karakterler alışılageldik kahramanlar gibi değil. hepsinin kusurları var ve daha çok şartların zorlamasıyla gerçek kimliklerini keşfetmek zorunda kalıyorlar. filmi başarıya taşıyan anahtar unsurlardan biri karakterlerin inandırıcı ve gerçekçi oluşları. 70’ li yılların tüm karakterlerin oturmuşluğunu yansıtan filmleri gibi oldu. kaderin bir araya getirdiği karakterlerimiz, bombalamanın göründüğü gibi olmadığını keşfeder ve birbirlerine güvenmek zorunda kalırlar.”

    watkins, baskın günü’nün anlatımsal heyecanların ötesini keşfetmeye çalıştığı gerçeğini dile getirdikten sonra açıklamasına: ‘izleyiciye bir cuma gezintisi yapmaya, uzun bir haftanın sonuna gelmiş insanlara mükemmel bir eğlence sunmaya çalıştık. ama bu filmin sabun köpüğü olduğu ya da mevcut sosyal endişeleri bünyesinde barındırmadığı anlamına gelmez - captain phillips (kaptan phillips) gerçekten inanılmaz derecede yoğun eğlence unsurunu bünyesinde barındırırken aynı zamanda sıkıcı olmadan ya da polemiğe girmeden küreselleşme ve eşitsizlik gibi birkaç sosyal konuya parmak basan ilginç bir örnektir. bunu yapan filmler ilgimi çekiyor. yani aksiyona yüksek kalite katabilen ve böylece etrafta elinde silahlarla koşan adamlardan ibaret olmayan filmler. .”

    “baskın günü çok katmanları olan bir hikaye: kişisel, aksiyon ve jeopolitik katmanlar ve çok hızlı bir aksiyon olmasına rağmen politik süreçte kendilerini haklarından mahrum bırakılmış hisseden pek çok insanın öfkesini de yansıtıyor. bunu londra’da görüyorsunuz, paris’te görüyorsunuz ve önemli bir nokta çünkü kötü adamlar bundan faydalanıyor.”
  • bu gün ilk seansında izlediğim guzel toplumsal mesajlar yakaladığım film. ızlerken buda mı serefsiz amk demekten kendimi alamadim ve son olarak rob stark ımızı tekrar yasiyor olarak gormek müthiş keyif verdi izlemenizi tavsiye ederim
    (bkz: o son sahne öyle olmayacaktı)
  • vasat ama eğlenceli, sürükleyici bir film. vasat olacağı belliydi. bu açıdan şaşırtmadı ama luc besson'ın stüdyosundan çıkan aksiyon filmlerinden bir tık daha iyi. daha izlemeden finalini bildiğimiz, olay örgüsüyle pek şaşırtmayan, pek çok klişeyi içinde barındırmış, salondan çıkınca unutulan, fakat tüm vasatlığına rağmen seyri keyifli bir film. idris elba, richard madden ve charlotte le bon filmin izlenilirliğini artırıyorlar. yani elba'nın olması filmin lehine olmuş. adamı izlemek gerçekten keyifli. keza madden da rolüne oturmuş. dövüş sahneleri fena değil, aksiyon eh işte. çatışma sahneleri de sıkıcı değil. oyunculuklarda sıkıntı yok. zaten pek de oyunculuk gerektirmiyor. karakterlerse yüzeysel, fazlasıyla bilindik -her zamanki gibi-.

    mesela sevgili elba binlerce filmde karşımıza çıkan bir karakteri oynuyor: acımasız, kuraltanımaz, patronu umursamaz, kimseyi siklemez, tek başına bütün orduyla mücadele edecek kadar gözü kara, rambomsu bir ajan. madden ise çok yetenekli bir hırsızı oynadı. karakterleri bir-iki sıfatla açıklamak mümkün. yani karakterler yüzeysel. olay örgüsü de öyle. yönetmenin elindeki malzemenin vasatlığını fark etmeden twitter'ın olumsuz taraflarına dikkat çekmeye çalışması gülünçtü. zaten dikkati de çekemiyor. bir de mantıksızlıklar yok değil ama neyse. 80'lerde karşımıza çıkan buddy filmlerinden olmaya da çalışıyor ama olamıyor. senaryo daha iyi olsaydı elba ile madden daha iyi bir ikili olabilirlerdi. velhasıl çok şey beklemeden izlemek gerek. son not: bir ara elba için bond olacak karizmada değil demişti bir hıyar (yeni bond romanlarının yazarı, sonra özür diledi). ama bastille day, elba'dan iyi bir bond olabileceğini kanıtlıyor.
  • yönetmeninden başrol oyuncusuna kadar neredeyse herkesin birleşik krallıktan olduğu ama fransa'da geçen, cia temelli bir film. hatta filmin bir yerinde idris elba için "amerikan aksanlı siyahi" deniliyor. neden böyle bir şey yapmışlar anlamadım.

    çok büyük beklentiye girmeden, rahat kafayla izlenecek filmlerden. benim gibi idris elba'nın oyunculuğunu seviyorsanız, tam sizlik. klişe çok ama kendini izlettiyor film.