şükela:  tümü | bugün
  • bir osamu dazai romani.
  • (bkz: rising sun)
  • senol güneş in alter egosu. özellikle letonya maçından sonra daha da sık gözükmektedir
  • ferdi tayfur'un başrollerini necla nazır'la paylaştığı film. şarkı zaten el classico, ferdi tayfur diğer yüzlerce şarkısı gibi en iyi şarkılarından biri.

    "ben şimdi sensiz kaldım, bağrıma taş basacağım, benim sevgim gerçek sevgi, ölsem de seveceğim"
  • pediatride nörolojik muayene sırasında saptanabilir bu batan güneş manzarası. çocukta hidrosefali gibi kafa içi basıncı arttıran patolojiler neden olur bu görüntüye...
  • fantasik, macera, bilim kurgu tarzında bir türk filmi. başrollerde ferdi tayfur, nejla nazır ve tecavüzcü coşkun oynamaktadır. efem son derece abuk bir kurgu ağına sahip olmakla birlikte, en abuk sahne filmin son sahnesidir. şöyle ki: nejla nazır, ferdi tayfur un yanında gelip "şimdi gidiyorum ama 3. gün batımına kadar gelmezsen kendimi uçurumdan aşağı atıcam" şeklinde bir cümle kurar ve salına salına çıkar gider. histeri nöbetine giren ferdi, tam o anda dili tutulmuş annesinin konuşmasıyla nazlı nın, yani nejla nazır ın, onu aldatmadığını öğrenir ve akabinde hemen yola koyulur. nitekim ne hikmetse nazlı otobüsle 1. günde köyüne dönebilip, o malum uçurum kenarında ferdi yi aç susuz beklerken, ferdi altında son model mercedes i, gözünde yaşlarıyla 2 gece 3 günde bir türlü varamaz. allah ın hikmeti işte tam 3. gün tam günbatımında yetişir ve "nazlımm" nidasıyla koşarak, nazlı yı ince belinden sıkıca kavrar ve kavuşurlar. peki bitti mi? tabi ki hayır, unutmayalım ki bu alaturka, arabesk bir film... tam o esnada, kayalıklardan tecavüzcü coşkun çıkar ve "sizi birbirinize yar etmicem ulaan" tarzı bir şeyler söyler ve silahını çıkarıp ateş eder. ferdi vurulur, nazlı ise "ferdimmm" diye boynuna atılır. tabi bizim karizmatik, bıyıklı jönümüz ferdi doğrulur ve arabasına binerek coşkun un üstüne sürmeye başlar. onu sürükleye sürükleye uçurumdan atar. akabinde nazlı, ağzı kulaklarında yine "ferdimm" nidasıyla gelir ve bir kez daha boynuna atılır. artık çok mutludurlar ee ne de olsa coşkun feci bir şekilde can vermiştir. öyle bi' film işte.
  • 1978 tarihli temel gürsu filmidir.

    sinematürk yazarı eylül fırtınası'nın bu filmden hareketle 1970'li yıllar arabesk sinemasına ilişkin tespitlerini içeren yazısı:

    "ferdi tayfur'un,birbirinden "damar" parçaları ile fırtınalar estirip fiyakalı posterlerinin minibüs arka camlarını süslediği yıllardan kalma,kendi deyimiyle "seyircinin sinema önünde cam çerçeve indirdiği",şöhretine şöhret kattığı,ilk dönem filmlerin den birisidir.
    sanatçı,bugün hepsi birer klasik haline gelen şarkıları ile müzik dünyasına bomba gibi düşünce,yapımcı ve yönetmen hulki saner'in dikkatini hemen çeker ve 1976 yılında,şarkıcı-türkücü filmlerinin bir numaralı üstadı temel gürsu yönetiminde çeşme filmi ile beyazperdeye transfer olur.
    akabinde,tamamı yine gürsu yönetiminde,1977 yılında derbeder ve benim gibi sevenler,1978 yılında yadeller ve batan güneş,1980 yılında boynu bükük gelir.
    ayni tarihlerde,arabesk müziğin önde gelen diğer isimleri olan orhan gencebay,ibrahim tatlıses cephesinde de durum bundan farklı değildir.
    bu filmlerden hareketle genel olarak "arabesk filmlere"kaba bir bakış açısıyla göz gezdirdiğimizde ilk varılacak kanı;filmlerin kesinlikle ticari amaçlarla,şarkıcıların ve plaklarının tanıtımı maksadıyla çekilmiş olduğudur.yani,günümüz video-kliplerinin bir nevi uzun tutulmuş halidir.
    film isimleri,kesinlikle popüler bir şarkının ismini taşımakta,filmin tematiği ile hemen hemen hiç ilgisi bulunmamaktadır.
    bazen de filme adını veren şarkının kendi iç hikayesi veya ismi,senaryo yazımı aşamasında,esin kaynağı teşkil eder,olaylar şarkının sözlerine uydurulmaya çalışılır.çünkü filmin tam o aşamasında şarkı sadece müzikal anlamda değil sözleri ile de sahneyi tam anlamı ile destekleyecektir.ya da senaryonun sadece bir yerinde filmin ismine atıfta bulunulur.örneğin,çeşme parçasının içinde geçen hikayede ferdi,su içmek için çeşmeye gider ve orada gördüğü kıza aşık olur.filmde böyle bir durum sözkonusu olmasa bile,ferdi ile ceylan'ın aşklarına çocukluktan beri tanıklık eden ve aşklarını sembolize eden bir çeşme mevcuttur.
    batan güneş filminde de nazlı,masumiyetini kanıtlamak için ferdi'ye üç gün batımı süre verir,bu süre zarfında ferdi gelmezse nazlı kayalık bir yerden,güneş batımında uçuruma atlamak suretiyle intihar edecektir.
    ibrahim tatlıses'in gurbet treni adlı parçası ise yalan adlı filminin önemli bir bölümünü teşkil eden adana garı sekansına kaynaklık etmiştir.
    ayrıntılı bir analizde ise ilk göze çarpan özellik,melodram türünün tüm kalıp ve unsurlarının aşırı bir biçimde ajite edilerek tabir-i caizse cılkının çıkarılarak kullanılmış olmasıdır.senaryolar berbattır,kurgu ve mantık hatalarına maddi hatalar da eşlik eder.filmlerin tamamında keder,acı yüklü karamsar bir atmosfer mevcut olup,neşe,umut ve yaşama sevincine dair ipucu yoktur.gerçek hayatta rastlanması çok zor hatta imkansız olaylar ve durumlar,rastlantılar birbirini izler.iyiler marangoz planyasından çıkmışcasına dümdüz ve dosdoğrudur,kötüler ise dünyaya kötülük yapma misyonu ile gelmiş,şematik ve karikatürize tiplerdir.
    bu tipleme,erol taş ve meşhur kahkakası ile özdeşleşmiştir.ferdi tayfur örneğinden devam edecek olursak,baş erkek oyuncu bir "panda" kadar hassas,duygusal,saf kalpli,kalender,kanaatkar ve derviş ruhludur.film boyunca ferdi'nin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmez.ezilir,aşağılanır,horlanır,dövülür,kandırılır,iftiralara uğrar,en yakın arkadaşı tarafından sevdiğine göz konur,kaza yapar ve aylarca komada kalır,eşi doğum yaparken ölür,sevgili ve bazen çocuk hasreti ile yanar,fakirlikle ve kara talihi ile cebelleşir durur.
    ancak yine de metaneti sayesinde ayakta kalır,yıkılmaz.iyi ve kötünün mücadelesi şeklinde cereyan eden bu filmlerde,kötüler hakettikleri cezayı mutlaka bu dünyada görür.bu ceza bazen ölüm veya felç geçirme,bazen de evlat acısıdır.
    film boyunca akla hayale gelmeyecek hainlik ve tuzaklarla hem ferdi'yi hem de seyirciyi çileden çıkaran kötülerin cezasını bulması illa ki gereklidir.yapılan kötülükler ne kadar fazla ve can yakıcı olursa alınacak intikamın tadı o derece artacak, o derece zevkle izlenecektir.en bilindik intikam aracı,paranın gücüdür.bir zamanlar babasının sahibi olduğu topraklara hile ile el konan ferdi ve annesi, efendisi oldukları evde, köle muamelesi görürler.ferdi'de paraya kavuşunca ilk iş olarak toprakları geri alır,kendisinin ve annesinin incinen onurunu tamir eder.ancak bunu yaparken dahi kendine düşman olanların gururunu incitmekten imtina edecek kadar şövalye ruhludur.
    kahramanımız için parasal güce sahip olabilmenin tek yolu şarkıcılıktır.çünkü tahsilli değildir ve başka bir yeteneği yoktur.kendine kendine şarkılar,türküler söyleyen ferdi'nin birgün gelipte ünlü bir şarkıcı olacağı aklından bile geçmez.(yadeller filmi hariç)
    kördüğüm filmi yorumumda belirttiğim iyi adam veya hapishane arkadaşı tiplemelerinden birinin el vermesiyle bir deneme plağı doldurur.plakçı da ilk aşamada ferdi'den ümitsizdir,arkadaşının hatırı için dinler.ama ferdi şarkıya girer girmez neye uğradığını şaşırır.bu sırada kendisine inanan,plak doldurması için yardım eden arkadaşı ise gururla gülümsemektedir.
    plak stüdyosundaki kayıt aşamasında da çok bilindik sahneler mevcuttur.kayıt yapılan kabin içerisindeki ses kaydı yapan görevlinin,baş parmağı ile ''bu çocukta iş var" anlamındaki işareti olmazsa olmazlardandır.bu stüdyo sahnesi,şarkının hemen başlarında ferdi'nin kısa sürede şöhret olduğunu anlatan bir kurgu-sekansa dönüşür.ferdi'yi artık gazino sahnesinde ya da anlaşma imzalarken falan görürüz.plak kartonetlerinin üst üste atılması da,şöhretin çığ gibi büyüdüğünü simgeleyen yeşilçam'a özgü son derece şirin bir klişedir.
    ferdi tayfur örneğinden haraketle analiz etmeye çalıştığım arabesk filmlerinde hint sinemasının da etkileri görülmektedir.benim gibi sevenler filmi,bir zamanların meşhur aware filminden esinlenerek senaryolaştırılmıştır.bu filmdeki rüya sahnesi başta olmak üzere şarkı söyleme sahnelerindeki koreografiler de hint esintileri hissedilmektedir.
    ertem eğilmez'in arabesk filminde de hint ve türk sineması arasındaki etkileşime vurgu yapılmıştır.(ormanda koşuşturma,yakalamaya çalışmak,ağaca tutunup bir takım haraketler yapmak gibi)
    ferdi tayfur dışında ibrahim tatlıses,gökhan güney,ümit besen,ercan turgut gibi sanatçılar da bu tür filmlerde rol almış sanatçılardır.ancak,yukarıda anılan ferdi tayfur ve temel gürsu ikilisine ait bu altı film,türün tüm klişelerinin topluca gözlemlenebileceği en ilginç ve uç örneklerdir.
    orhan gencebay filmleri ise 70'li yıllardakiler de dahil olmak üzere her zaman daha dengeli ve kalitelidir.
    1980'li yıllar itibarı ile de arabesk filmler furyası hız kesmeden devam etmiştir.ancak bir önceki döneme göre filmler çok daha özenli,derli toplu ve gerçekçidir.melodramatik unsurlar yine filmlerin hammaddesidir ancak aşırılıklar törpülenmiştir.filmlerde konu ve konuların işlenişi açısından bir çeşitlenme söz konusudur.karakterler de artık tek boyutlu ve basmakalıp değil,daha gerçekçi,dengeli ve nispeten derinliklidir. "

    http://www.sinematurk.com/'dan alıntıdır.
  • antonioni'nin unutulmaz filmi. "anlamsız ve hızla tüketilen duygusuz yaşamlar, insanlıktan yana olan tüm boşlukları kapatır, varlığından en çok korkulan yalnızlık tek çözüm olarak orada kalır." der usta.