şükela:  tümü | bugün
  • yurttaki mutfak zamazingosunun acma kapama mandalinin arkasindaki yay kırılmıstır. alet mandalin kendi agirligindan dolayi zirt pirt kapanmaktadir`. danimarkali, malin iade tarihinin gecip gecmedigine bakmak icin aletin garantisini, satin alma belgesini vs. arastirmaya baslamistir. (tahminen) irlandali olan ise telefon rehberi ariyordur ki, sari sayfalardan tamirci bulsundur, isleri yoluna koydursundur. turk gelir, gazeteden kopardigi kagidi kivirip mandalin kenarina sıkıstırır. (avrupanin dort bir yanindan tebrik telefonlari yagar)

    o gazete parcasi uzun sureler boyunca sanki aletin orijinal parcasiymis gibi diger milletlerin ogrencileri tarafindan ozenle korunur, alet kullanildiktan sonra yine ayni sekilde ayni yere takilir. baska bir gun, olaydan habersiz baska bir turk mutfak robotunu kullanmak uzere gelir, gazete parcasini cikarip yere atar. aletin kendi kendine kapandigini fark ettiginde mutfaktaki diger ogrenciler onu uyarmak ve "bak kardesim, iste o parcayi yere atmayacaktin, git bir gazete bul kivir vs." demek uzere harekete gecmislerdir. daha agizlarini acamadan eleman mandalin kenarina kibrit copunu sıkıstırmıstır bile.
  • türklere özgü olduğuna iyiden iyiye inandığım bir alışveriş sistemi hikayesi:
    (avrupa'nın hatta dünyanın neresinde olursanız olun, bir türk'ü diğerlerinden ayırmak için kullanılabilecek bir yöntemdir ayrıca; denemesi bedava!)

    geçerli para biriminin banknot ve bozukluk miktarlarına göre, alışveriş yaparken para üstünün "bütün" para denk gelmesi için kasiyere/ taksi şöförüne/ garsona uzatacağınız fazladan bir miktar para asla kabul görmeyecektir, cevap "verdiğiniz para yeterli, bir de bunu neden veriyorsunuz ki?" olur, sözle ya da gözle. oysa biz milletçe 85 kuruşluk alışveriş için 110 kuruş veririz ki, para üstü 25 törkiş kuruş olabilsin, satıcı 15 kuruşu denkleştirmeye çalışırken bunalmasın, bizi kovmasın. e, bir kaç enlem boylam değiştirmekle alışkanlıklarımız değişmeyeceğine göre, batı avrupa'da da aynı biçimde alışveriş etmeye devam etmek isteriz. gidiniz görünüz ki, kıvrak bir zekadan yoksun ya da gündelik hayat bilgisini her şeyin üstünde tutmaktan uzak satıcı avrupalılar yüzümüze bakarak bizi geri çevirir, cüzdanlarımız ağzına kadar bozuk para ile doldurur, sonra da yollara homeless'ları salıp bozuk paralarımızı sömürtür.
    avrupa'ya gide gele fakirleştik efendim.

    ytl'ye geçiş ile gelen edit: geçerli para biriminin değişmesi sonucu miktarlar revize edilmiştir. (rev. 01)
    (bkz: entegre yönetim sistemleri ile kafayı bozmak)
  • alman ogrenci kendine yeni bir laptop almistir. ancak eski laptop'inin sert plastikten, samsonite cantalara benzeyen, ici plastik sungerimsi dolgu maddesiyle kapli ve laptopa ve aparatlarina gore oyulmus super bir laptop cantasi vardir. (oyle sahane biseydi ki bir benzerini kac zaman sonra hala gorebilmis diilim, cok sekilliydi) ancak yeni laptopi eskisinin yerine zarzor oturmasina ragmen, adaptorun boyu eskisine gore buyuk oldugundan bir turlu cantaya girmiyordur. alman ogrenci onceleri adaptoru elde tasimis, sonra bu boyle olmayacak diyip internetten yeni canta aramaya baslamistir ki turk olaya el atar. once ekmek bicagiyla keserek yeri buyutmaye calisir ama bir turlu beceremez. bunun uzerine cakmakla dolgu maddesinin eriterekten cantayi yeni laptopa birebir uyumlu hale getirir. alman ogrenci diyecek birsey bulamaz. (yine de olaydan sonra bile turk dusmaniydi orospu cocugu)
  • amerikalilarin aptal olmasi ve bati avrupalilarin kivrak zekaya sahip olmamasi uzun zaman boyunca benim de uzerinde dusundugum bir olguydu. bu fenomene neyin sebep oldugunu yaklasik bir 10 yil dusundukten sonra dondum dolastim adam smith'e ve protestan çalışma ahlakı'na geldim. hemen aciklamaya calisayim

    adam smith'e gore "gelismis toplumlarda toplumsal/kollektif zeka ve uretici kabiliyet arttikca bireysel ve kisisel zekalar azalir". sebep basit bir sekilde bu ve buna sebep olan sey de protestan calisma ahlaki. protestan calisma ahlakindan etkilenmis insanlarda calisma etigi, kurallara uyma, sıkı/katı/duz olma, kapitalizmi/sanayi devrimini yaratan dunya gorusu vardir. peki bu dunya gorusu insanlarin hayatina nasil bu sekilde yansir?

    soyle bir trafik ornegi verelim, yapilan calismalar gosteriyor ki trafikte serit degistirmek trafigi hizlandirmak bir yana aksine yavaslatiyor. soyle dusunelim, danimarka'da bir 4 seritli bir yolda ortalama derecede sıkısmıs bir trafikte insanlar araclariyla ilerliyor. arada bir yan seritte trafik daha yogun veya daha rahat bir sekilde akacaktir. ancak kimse serit degistirmeyecektir. mesela bazen en sol serit 15-20 dk'lik sureler boyunca digerlerine gore daha bos olmasina ragmen hemen yandaki seritten hicbir arac en sol seride gecis yapmayacaktir. cunku protestan calisma ahlaki'nin getirdigi katilik/sıkılık burda danimarkalilarin hayatina yansiyacak, bireysel zekayi dusurup kollektif zekayi artiracaktir. burada danimarka'linin serit degistirmemesinin sebebi genelde bunu yapmasinin trafigi yavaslatacagini bilmesi degil, basit bir sekilde serit degistirmenin yanlis oldugunu dusunmesi olacaktir. (buna tam emin degilim, trafigi yavaslatacagini bilmesi yuzunden boyle davranmasi da mumkun)

    bu trafikteki bir danimarka'li en soldaki bos seride gecis yapmayacak (bireysel zeka dustu), sirf kurallara uymak adina gitmesi gereken yere serit degistirmesi halinden gidecegi sureden daha uzun bir surede gitmeyi goze alacaktir. ancak bunu goze alan sadece bir danimarkali degil trafikteki butun danimarkalilar olacaktir ve hicbiri serit degistirmedigi icin gezegenler hizaya gelecek ve trafik olabilecek en iyi hizda akip ve hepsi ulasmak istedikleri yere herkesin surelerini toplayip kisi sayisina boldugumuzde ortalama olarak en iyi surede ulasacaktir. (kollektif zeka artti --> toplam basari artti)

    peki bu trafikte bir turk olsa ne yapacakti? ayni trafikte bir turk olsa ve hizli akan en sol seritin yaninda olsaydi kendi kendine soylenip "aptal mi lan bu danimarkalilar" deyip ve hemen direksiyonu kirip hizli akan sol serite gececektir. (bireysel zeka artti) trafigin ilerleyen bolumlerinde eger en sol serit yavaslarsa turk diger seritlere de gecis yapacak, dumduz giden danimarkalilarin arasinda slalom yapacaktir. bu durumda sonuc olarak turk serit degistirmeyen danimarkalilara oranla ulasacagi yere daha cabuk ulasacaktir ve yolda serit degistiren tek araba oldugu icin yolun genel akis hizini fazla etkilemeyecek ve kendi varis suresi iyilesse de danimarkalilarin varis suresinde bir degisiklik olmayacaktir.

    simdi bu trafik ornegini hayatin diger alanlarina da yansitalim. abd'ye gidip zengin olan pek cok turk var. benim de bir cok tanidigim abd'ye ve diger bati ulkelerine gidip iyi paralar kazandilar/basarili oldular ve bunun sebebini "amerikalilarin/batililarin pratik zekaya sahip olmamasi, aptal olmasi" olarak gosterdiler ve "bu kadar zeki olan turklerin nasil abd'de bati'da bu kadar zengin/basarili olup turkiye'de bu kadar berbat durumda olduklarini anlayamadiklarini" soylediler. peki turkiye'de basarisiz olan turkler abd'de niye boyle basarili oldular? aslinda burda benim tanidiklarima olan sey suydu, onlar herkesin serit degistirmeden gittigi trafikte serit degistirerek gittiler ve ulasmalari gereken yere digerlerinden daha cabuk ulastilar. yani zengin olmak icin ortalama bir amerikalinin yapmayi dusunmeyecegi ali cengiz oyunlarina giristiler, cesitli cinlikler yaptilar, trafikte kirmizida gectiler, benzinin icine caktirmadan su kattilar, yani bildiginiz sark kurnazligi yaptilar ama koca nufusun icinde tek tuk insanlar olduklari icin amerikalilarin ortalama zenginlik/basari duzenini bozmadan zengin olabildiler.

    peki tanidiklarim veya yurtdisinda batililari aptal olarak goren turkler turkiye'de neden basarisizlar? hemen trafik ornegine geri donelim. cunku turkiye'de trafikte kimse yavas giden seridinde beklemez. herkes en soldaki bos seride gecer, bu sefer sol serit kilitlenir, herkes tekrar sag seritlere akar oralar da tekrar yavaslar. neredeyse trafikteki herkes baska kimseyi dusunmeden gidebilecegi yere en hizli sekilde ulasabilmek icin trafikte slalom yapar (bireysel zeka), sonuc olarak ne olur?

    yazinin baslarinda yazdigim gibi yapilan calismalar gosteriyor ki trafikte serit degistirmek trafigi hizlandirmak bir yana aksine yavaslatir. turkiye'deki trafikte sadece bir kac kisi degil herkes serit degistirecegi icin trafik yavaslar ve yolda ilerleyen tum araclar ortalamaya vurdugumuz zaman gittikleri yere olabilecek en uzun surede ulasirlar. (kollektif zeka dustu --> toplam basari dustu) eger tanidiklarim abd'de veya danimarka'da olsalar herkesin dumduz ilerledigi trafigin icinde slalom yapacaklari icin gitmeleri gereken yere digerlerinden daha cabuk ulasacaklar ve digerleri serit degistirmeden gittiginden genel duzeni bozmadan digerlerinden daha basarili olacaklardi ancak turkiye'de herkes onlar gibi dusundugu ve herkes serit degistirdigi icin trafik yavasladi ve hep birlikte basarisiz oldular. burda herkes benzine su katti, ali cengiz oyunlarina giristi, cesitli cinlikler yapti, yasadisi olmayan bir sekilde devleti kazikladi yani hepsi sark kurnazligi yapti (yapmak istemeyen bile sonunda "herkes yapiyorsa ben niye yapmiyim, keriz miyim lan ben" dedi ve yapti) ve sonucta hepsi birden basarisiz oldu. iste bu fenomenin aciklamasi tam olarak budur.
  • valla, aslinda kuzey yakasinda da yeni bir sey yok. finlandiyali bayan aalto turkiye'nin guney sahillerinden birinde tatil yapmaktadir. kaldigi otelde cikan bir problem uzerine, resepsiyonu aramak yerine, istanbul'a esinin mensubu oldugu konsolosluga telefon eder.

    - biz bu odada kalamayacagiz?
    - sorun nedir, efendim?
    - sicak su yok.
    - mumkun degil! sicak su muslugunu actiginizdan emin misiniz?
    - evet. actim. soguk su akiyor.
    - peki. soguk su muslugunu denediniz mi?
    - hayir.
    - bir dener misiniz?
    - hmmm. evet. bundan sicak su akiyormus.
  • laptopin adaptorunun kablosu kopar. avrupali fellik fellik tamirci vs. ararken turk ogrenci gelir disiyle kablolarin plastiklerini sıyırır, kopan uclari birbirlerine sarar, uzerini bantlar. sonra da "you must be technician, right?" sorularini cevaplandirmaya baslar.
  • misaller vermakle bitmez bu konuda:

    lecagot bir gemi sirketinin halk gunune gider. bir yerde iki stand vardir ve insanlar orda yiyecek icecek icin bilet keserler. birinin onunde 100 kisi vardir nerdeyse, digeri ise elinde biletler bos bos oturmaktadir.
    lecagot-pardon, siz de bilet satiyor musunuz?
    adam-tabi, kac tane?
    lecagot-ver uc tane.

    tamamen gercektir
  • gordukce kafami bulandiran, anlamaya calisip anlayamadigim bir durum var. bunu nereye yazacagimi bilemedim. 1. "amerikalilar"da gozlemledigim bir durum olsa da alman dusunur ve rus yazarlar kirmasi arkadasimiz gibi "ne de olsa ayni soydan bunlar" dedim, 2. bu olayin kesinlikle zeka yoksunlugundan olmadigini bilmekle beraber (amerikalilar salak diyemem bu yuzden), sebebini bir turlu anlayamadigim icin kivrak zeka eksikligine verdim.

    amerika'da yasayanlar -ozellikle ogrenci olanlar- bilirler. yasadiginiz binanin veya kompleksin bir camasirhanesi* olur, herkes camasirlarini, deterjanini, gerekiyorsa bozuk parasini alip buraya gider, ortak kullanima acik makinalarda camasirlarini yikar, kurutur. amerikalilarin action plani genelde su sekildedir:

    1. camasirlar, deterjan, bozuk para ile camasirhaneye git
    2. camasirlari yikamaya koy -deterjan ve bozuk para da bu sirada ekleniyor (genelde yikama 30-40 dakika surer), eve gel
    3. 30-40 dakika sonra geri git, camasirlari yikamadan cikarip kurutma makinasina koy (genelde 1 saat surer)
    4. 1 saat sonra geri git, camasirlari kurutmadan al, sepete koy, deterjani da al, eve gel.

    "eee, ne var bunda?" diyenlerin dikkatini 4. maddedeki kritik "deterjani da al"a cekmek isterim. evet, sorun deterjan. efenim, deterjan burada genelde 3 litrelik ambalajlarda satiliyor, 5-6 litrelik cesitler de mevcut. beni dertlere sevkeden sey ise bu amerikali vatandaslarin her seferinde bu deve gibi 3 kiloluk siseyi camasirhaneye goturmeleri, camasirlar yikanirken o siseler dizim dizim tezgahin ustune konuyor, oradan biliyorum. sormadan edemiyorum: "yok mu evinizde bosalmis bir recel kavanozu, bir ufak su sisesi? neden bir kullanimlik deterjani kucuk bir kaba koyup onu camasirhaneye getirmek yerine 3-5 kiloluk seyi hamal gibi tasiyorsunuz?"

    hadi tamam, diyelim ki tembellik ediyorlar bir kullanimlik deterjani ayirmaya. peki deterjani koyduktan sonra 2. (hadi o olmadi 3.) adimda neden o deterjan eve gelmiyor da eve gelmek icin 4. adimi bekliyor??? deterjan sisesi camasirhane'de sonuna kadar kalip yikanan kuruyan camasirlara bekcilik etmek zorunda midir? ellerini sallaya sallaya eve dondugun zaman siseyi eve getirmek kurumus camasirlari doldurdugun sepetle beraber koskoca siseyi de tasimak durumunda kalmaktan daha kolay degil midir? bakin o deterjanin kos kos camasirhanede bulundugu sure icinde baska birilerinin gelip de birazcik "odunc almasi" ihtimalinden bahsetmiyorum bile (cunku gercekten olmuyor oyle seyler). bu deterjan hamalligini ve deterjan sisesi ve camasirin ayrilmaz butunlugunu anlayamadim, anlayamiyorum, biri cikip "su yuzden" demezse de anlayamayacagim. amerikalilarda kivrak zeka eksik deyip kestirip atiyorum!
  • sadece zeka eksikligi ile sinirli degildir.
    "kivrak" olan her $ey bunlarda eksiktir.
    odun hesabi.

    sene 1993,
    portekizli bir kiza parktan cicek kopardim verdim de kiz bana:
    - no its forbidden, harmful for the park...
    gibisinden bir cumle kurdu.
    tamam dedim ben anladim seni, ona gore davrandik sonra...
    ulan bodos ince yapiyoruz, narin yapiyoruz i$te...
  • bati avrupali demisken, onlarin soyundan gelenleri gozardi etmemek icin, amerikali muhtesem bir bouncer (bar bodyguardi)in hikayesini anlatayim.

    amerikan ehliyeti olmayan yabancilar bara girerken pasaportlarini gostermek zorundaydilar ve bu bouncer da turdesleri gibi pasaportlardaki amerikan vizesine bakarak dogum tarihini tespit etmek uzere egitilmisti. malum israil,cin,arap,kore,japon ve rus pasaportlari cesitli uzayli alfabeleriyle yazildiklarindan her daim amerikan vizesine bakmak guvenli bir yoldur.

    olay gunu yanimizda bulunan saygideger hanimefendi turk olmakla beraber ayni zamanda amerikan vatandasidir. ehliyetini caldirmis oldugundan, basina geleceklerden habersiz, elinde amerikan pasaportuyla bouncerlara yaklasir. o da ne! pasaportta amerikan vizesi yoktur, bu haldeyken nasil iceri girebilir!!! arkadasimizin ingilizcesi kotu oldugundan ve amerikalidan ziyade fazla solaryuma gitmis bir italyana benzediginden, pasaportun uzerindeki binlerce "american" ve "united states" ibaresi bouncerlar tarafindan dikkate alinmaz. hanfendiyi uzaklastirmak icin zor kullanamadiklarindan olay buyur ve barin isletmecisi sahneye cikar. ortam gerilir, sessizlesir. atmosfer esrarengiz olur, dramatik bir kader ani gelmis catmistir. hanfendi kendini toparlar, self-explanatoryolacagini acikca umdugu bir tavirla amerikan pasaportunu isletmeciye gosterir veeeee isletmeci pasaporta soyle bir bakip "yabancilarin pasaportlarinda kirk saat tarih arayacak degiliz, vizeniz yoksa lutfen olay cikarmadan uzaklasin" der.

    [oyle bir ulke ki vatandaslari bouncerlik gibi hicbir yetenek ve egitim istemeyen bir isten bile saatte 8 dolar kazansinlar ve dahasi yuklu bahsisleri ceplerine atip gecede yuzlerce dolar kazansinlar... oyle bir ulke ki her yerde havaalani var, ucmak disarda aksam yemegine cikmaktan ucuz, basta komsulari olmak uzere dunyanin buyuk kismi vatandaslarindan vize miza istemiyor... oyle bir ulke ki buna ragmen birak bounceri, sozkunusu barin isletmecisinin bile hayatinda hic pasaportu olmamis, merak edip neye benzedigini bile ogrenmemis, kicini kaldirip guney amerikaya, ingiltereye gitmeye yeltenmemis bile... oooof of]