şükela:  tümü | bugün
  • sadece zeka eksikligi ile sinirli degildir.
    "kivrak" olan her $ey bunlarda eksiktir.
    odun hesabi.

    sene 1993,
    portekizli bir kiza parktan cicek kopardim verdim de kiz bana:
    - no its forbidden, harmful for the park...
    gibisinden bir cumle kurdu.
    tamam dedim ben anladim seni, ona gore davrandik sonra...
    ulan bodos ince yapiyoruz, narin yapiyoruz i$te...
  • dünyaca ünlü bir mikroskop firmasının avrupa'daki teknik servisler için fransa'da eğitim toplantisi vardir. fransa, ingiltere, almanya, ispanya ve türkiye'den teknik servis elemanları ortamda hazırdır. eğitimin sonunda tüm ekipler çeşitli ince ayarları bozulmuş mikroskoplarla başbaşa bırakılır ve 20 dakika süre verilir. türkler dışındaki tüm gruplar kendi aralarında hararetle tartışıp, çeşit çeşit hesaplamalarla ve denemelerle sorunu çözmeye çalışırken, türk eleman mikroskopa şöyle bir bakar, rulo haline getirdiği eğitim notlariyla mikroskobun çeşitli yerlerine vurur ve 10 saniye sonra mikroskobu hazır eder. sonuçta değerlendirme ölçümlerinde tam puan tutturur ve herkes dahi gözüyle bakar.
    sonra yurtdışından gelen çeşitli tekliflere boğulur ama kendisi beyin göçüne kattiyetle karşıdır.
  • hollanda'da oturma izni almak için önce yabancı polisine gider kayıt olursunuz. onlar oturma izni başvurunuzu göçmen bürosuna yollarlar.
    şimdi bu göçmen bürosu şahsıma ait başvuruyu kaybetti. ben de okuldaki vizadan sorumlu bayana anlattım durumu. bana dedi ki "yabancı polisinde başvurunun orjinali olması lazımmış. gidip fotokopisini alıcaksın, biz de yollıcaz göçmen bürosuna." ben de "allah allah, başvurumun nerde olduğunu madem biliolar bunca tantana ne" diye düşündüm ama sesimi çıkarmadım. gittim. adamlar bana orada "biz başvuruları tutmuyoruz, direk yolluyoruz ve arşiv sistemimiz yok" dedi. tam ben çıkarken "ya, seni buraya yollamaları çok saçma. kendileri niye sormadılar ki acaba? alla alla" diye söylenip duygularıma tercüman olmuştur.
  • fotograf cekilmis ve film bitirilmistir. tab edilmesi icin verilir. ertesi gun gidildiginde, filmde bir problem oldugunu, kendilerinin tab edemedigini, ama imalatci olan fuji 'ye gonderdiklerini, iki gun icersinde haber vereceklerini soylerler. iki gun sonra arar, ve problemin cozulemedigini, filmin tab edilemedigini, istenirse gelip alinabilecegini belirtirler. cok can sikici bir durumdur. kisa bir sure sonra istanbul'a donulecektir ve anneye, babaya, arkadaslara gostermek icin bir suru resim* cekilmistir. yapilacak birsey yoktur ama. istanbula gelindiginde, film bir de orada tab edilmeye verilir. hatta adama belki bir problem cikabilir bile denir. ertesi gun gidildiginde, adam buyrun der, tum fotograflarin tam olarak tab edildigi zarfi verir, sizin var miydi bi problem filmde sorunuz, yoo diye cevap verir. bu olayin tek aciklamasi olarak batililarin kivrak zeka eksikligini, talimatlarin disina cikamamalarini goruyorum. eger sorun troubleshooting dee belirtilmemisse, kesinlikle aa belki de sudur, belki de budur demiyorlar.
  • batı avrupalıların kıvrak zeka eksikliğini amerikalılar salak hadisesiyle birleştirince tadından yenmeyen olay. zira bu ikisi yakın zamanda mars'a uydu göndermeye kalkmışlar, fakat uyduyu fırlattıklarında uydu mars yerine ebesinin örekesine doğru bir hareket planı izlemiştir. sorunun kaynağını arayanlar, amerikalıların hesaplamaları ingiliz sistemi kullanarak, avrupalıların ise metrik sistemle yaptığını görerek dehşete düşmüşler midir bilemiyorum ama, ben düşmedim desem yalan olur. oha diyorum hatta, ohaaaa!!!

    http://www.cse.ohio-state.edu/…ow/mars-orbiter.html
  • mekan amsterdam. waterloo metro duragindan inilir. plantage middlelaan isimli cadde aranmaktadir. o saatte sokakta tek basina dikilen bi kisi bulunur ve mekan sorulur.
    kisi: hee evet biliyorum orayi ama once plantage i dogru telaffuz et bakiiim seklinde bi de ders verir sahsima.sonra tarife baslar. 1km kadar yuru, sonra orada bi tramvay duragi olacak , oradan sola don , soole 3 blok falan yuruyunce hedeyi gorucen ordan sola don...asagi yukari 3-4 blok daha yuruyucen.kosede sigara satan bi dukkan gorunce sola don , biraz yuru..orasi aradigin yer....
    s.b.:hii...pekiii....4 kere sola donmek yerine ben hic sola donmeye baslamadan sizin dediginizin tam tersi istikamette saga donup 3-5 dk yurusem sanki oraya cikicam gibime geliyor?
    kisi: hayir canim..olmaz oyle sey...arada kanallar var hem gidemezsin oyle . olmaz..sen dedigim gibi yap..(bir de azar isittik) o karanlikta sokakta soracak baska biri de bulunamayip adamin dedigi tarife uydum mecbur...yaklasik bi 30 dk yurumeden sonra aradigim yere ulastim.tarif dogruydu , kosedeki sigara dukkanina kadar. belli ki kisi hep bu sekilde gidiyor o yere. fakat neredeyse bi o cizmis oldugumun farkinda olarak , ayrilma vaktim geldiginde adamin bana verdigi tarif yerine, kafamdaki soru isaretlerinin dogrultusunda hareket edince , plantage middlelaan dan waterloo metro istasyonuna herhangi bir kanali yuzmeden , sadece uzerindeki kopruden yuruyerek , yaklasik 2.5(ikibucuk) dakikada varilabildigini gordum.
    satin bati avrupali nin bi de beni haslarcasina hayir efenim o taraftan gidemezsin diyen sesi kulaklarimda cinlayarak , bi de ona uydugum icin kendi kendime kah kizarak kah gulerek evimin yolunu tuttum. evet..
  • gordukce kafami bulandiran, anlamaya calisip anlayamadigim bir durum var. bunu nereye yazacagimi bilemedim. 1. "amerikalilar"da gozlemledigim bir durum olsa da alman dusunur ve rus yazarlar kirmasi arkadasimiz gibi "ne de olsa ayni soydan bunlar" dedim, 2. bu olayin kesinlikle zeka yoksunlugundan olmadigini bilmekle beraber (amerikalilar salak diyemem bu yuzden), sebebini bir turlu anlayamadigim icin kivrak zeka eksikligine verdim.

    amerika'da yasayanlar -ozellikle ogrenci olanlar- bilirler. yasadiginiz binanin veya kompleksin bir camasirhanesi* olur, herkes camasirlarini, deterjanini, gerekiyorsa bozuk parasini alip buraya gider, ortak kullanima acik makinalarda camasirlarini yikar, kurutur. amerikalilarin action plani genelde su sekildedir:

    1. camasirlar, deterjan, bozuk para ile camasirhaneye git
    2. camasirlari yikamaya koy -deterjan ve bozuk para da bu sirada ekleniyor (genelde yikama 30-40 dakika surer), eve gel
    3. 30-40 dakika sonra geri git, camasirlari yikamadan cikarip kurutma makinasina koy (genelde 1 saat surer)
    4. 1 saat sonra geri git, camasirlari kurutmadan al, sepete koy, deterjani da al, eve gel.

    "eee, ne var bunda?" diyenlerin dikkatini 4. maddedeki kritik "deterjani da al"a cekmek isterim. evet, sorun deterjan. efenim, deterjan burada genelde 3 litrelik ambalajlarda satiliyor, 5-6 litrelik cesitler de mevcut. beni dertlere sevkeden sey ise bu amerikali vatandaslarin her seferinde bu deve gibi 3 kiloluk siseyi camasirhaneye goturmeleri, camasirlar yikanirken o siseler dizim dizim tezgahin ustune konuyor, oradan biliyorum. sormadan edemiyorum: "yok mu evinizde bosalmis bir recel kavanozu, bir ufak su sisesi? neden bir kullanimlik deterjani kucuk bir kaba koyup onu camasirhaneye getirmek yerine 3-5 kiloluk seyi hamal gibi tasiyorsunuz?"

    hadi tamam, diyelim ki tembellik ediyorlar bir kullanimlik deterjani ayirmaya. peki deterjani koyduktan sonra 2. (hadi o olmadi 3.) adimda neden o deterjan eve gelmiyor da eve gelmek icin 4. adimi bekliyor??? deterjan sisesi camasirhane'de sonuna kadar kalip yikanan kuruyan camasirlara bekcilik etmek zorunda midir? ellerini sallaya sallaya eve dondugun zaman siseyi eve getirmek kurumus camasirlari doldurdugun sepetle beraber koskoca siseyi de tasimak durumunda kalmaktan daha kolay degil midir? bakin o deterjanin kos kos camasirhanede bulundugu sure icinde baska birilerinin gelip de birazcik "odunc almasi" ihtimalinden bahsetmiyorum bile (cunku gercekten olmuyor oyle seyler). bu deterjan hamalligini ve deterjan sisesi ve camasirin ayrilmaz butunlugunu anlayamadim, anlayamiyorum, biri cikip "su yuzden" demezse de anlayamayacagim. amerikalilarda kivrak zeka eksik deyip kestirip atiyorum!
  • burokrasi eksikliginde yanip tutusan avrupali ve amerikali insanlarda gorulebilecek eksiklik. zira bugun bankada isleminin yapilmasini bekleyen bir cocukcagiz, kendisine iade edilen bir adet kagit parcasini elindeki plastik dosyaya koyamamistir. evet efendim koyamamistir. neden cunku dosyayi dimdik tutmakta ve kagidi da gene dik tutarak tepeden sokmaya calismaktadir. 10 dakika kadar surer bu ve kagit ikina ikina o dosyaya girer bir iki kere yere dusup alindiktan sonra. e be kardesim aralasana elinle o dosyayi, kagidi hafif yuvarlayarak soksana. ama olmaz sen cocuklugundan beri kac devlet dairesi gordun ki kac kagit imzalattin ki?
  • arada istisnalara rastlanır ki onun da dizisini yaparlar zaten (bkz: mac gyver)
  • etrafında her hangi bir uyarı tabelası bulunmayan bir kanalizasyon çukuruna düşmemek, arabanın içindeyken bir at tarafından tepilmemek, at demişken bozuk at eti yiyip zehirlenmemek ve bir apartmanın altından geçerken kafanıza saksıyı yememek için kıvrak bir zekaya sahip olmalısınız türkiye'de, en azından hayatta kalmak için. batı avrupalısı, amerikalısı öyle mi? adamların sikleri taşaklarına denk bir kere, kıvrak zekaya ihtiyaçları mı var ki