şükela:  tümü | bugün
  • üzerime kusmadan önce oku ekşici.

    gerçek kere gerçektir.

    zira avrupa; karanlık orta çağı yaşadığı o dönemde, yer yüzünün tamamında resmen islam kültürü parlıyordu.

    müslümanların fetihleri doğu ve batıda genişlemişti. her iki yönde de okyanusa kadar ulaşmıştı. endülüs'te devlet kurmuş, oradan fransa'nın güneyi sicilya'ya ve italya'nın güneyine kadar nufuz etmiş, bunlar dışında dünyanın farklı bölgelerine yayılmış ve öğrenme arzusularını, oldukça atılgan olan bilimsel ruhlarını da beraberlerinde taşımışlardı.

    ara not: "bu çağa 'karanlık orta çağ' adını ben vermedim, avrupalıların bizzat kendileri bu şekilde adlandırıyorlar."

    avrupa'ın "karanlık orta çağ" dediğimiz döneminde din adamları, dini katıksız ruhani bir hale dönüştürdü. bunu da, dini sadece ibadet ile, dünyadan el etek çekme duygularına bürüyerek yaptılar.

    sanayi devrimi öncesi avrupa'ya baktığımızda; kilise ile bilim sürekli çatışma halindedir. zira kilise, söyledikleri bazı şeylerin temelsiz birer yalan olduğu insanlar tarafından anlaşılırsa, otoritelerinin yıkılıp gideceğinin gayet farkındadır. bu sebepten kilise, kendi ilkeleri dışına çıkan kim varsa aforoz ve işkence etti, yakıp öldürdü.

    misal: kilisenin "dünya merkezli evren" ön kabulüne karşın, bilimsel olarak doğruya yakın bir güneş sistemi ve dünya modeli çizen jardano bruno'yu diri diri tahta ateşinde yaktı. kopernik'in yakılması hükmünü verdi. hüküm kendisine uygulanmadan önce ölmemiş olsaydı kopernik de yakılacaktı. galileo da diri diri yakılmasına dair hüküm yiyince görüşünden döndüğünü söylemek zorunda kaldı. fakat ölüm döşeğinde yine de "yer küreseldir, yer küreseldir..." şeklinde sayıkladı durdu.

    yani kilise, "sizler dindar olmak istiyorsanız, bilimi ve ilmi terk edeceksiniz" şeklinde bir algı empoze ederek, ilim ile din arasına kalın duvarlar ördü ve insanların bilim yapmasına engel oldu.

    bitmedi canolar. ilmi tuğyanın dışında bir de mali ve siyasi tuğyan ile çökmüşlerdi mazlum halkın üzerine.

    kilise; insanlara, cennete girebilmek için çileci bir ömür sürmeleri gerektiğini söyledi. insanların geçimlerinde asgari ihtiyaçlarla yetinmeye çağırdı. halkı mistikleşmeye zorladı.

    "göklerin melekutunu elde etmek isteyen kimseye, arpa ekmeği ile köpeklerle birlikte çöplükte uyumanın..." (markos incili/10-12) bile fazla geleceğini söyledi. yada "yola çıkarken azık bile hazırlamayın, iki tane elbiseniz olmasın. ne bir ayakkabınız, ne de asanız bulunsun." (markos/13-14) dedi.

    kiliseler mevcut arazilerin 3'te birine sahipti. zaten geri kalan kısmından da ağır vergiler alıyordu. mesela "velda manastırı" 15 bin küçük saraya sahipti. kardinal din adamı olan "alquin feitor"un 20 bin kölesi vardı. resmen feodalizmin bir parçasına dönüşmüştü kiliseler.

    bu mülklerin kaynağı da, yine kanı emilen halktı.

    kilise, kendilerine mensup olanlara, ellerindeki malların 10'da birini vergi olarak vermelerini şart koşuyordu. halk da naapsın hacı, afaroz olma ve rabbin gazabına uğrama korkusu ile gıklarını çıkaramıyordu.

    hatta kilise, ölmek üzere olan kimselerin vasiyetlerini yazacakları vakit, yanlarında bir papazın bulunmasını mecbur kılıyordu. böylelikle vasiyeti yazan kişiye, kiliseye bağışda bulunması için psikolojik bir dayatma gerçekleştiriliyordu. (yüssüzlüğe gel, aziz yıldırım halt yemiş.)

    kilise kendi bağlılarına, haftanın bir günü uçsuz bucaksız arazilerinde ücretsiz olarak çalışmaları gerektiği emrini veriyordu.

    zaten asgari ölçülerde geçinmek için hafta boyu didinen zavallıları, dinlenmeleri gereken haftanın yedinci gününde, kilise için çalışmaya zorlayıp bedava iş gücü sağladılar. böylece hasat toplama, tarla sürme, ekme-biçme gibi eylemleri gerçekleştirmesi gereken işçilere verilecek maaş, kilisenin kasasına artı kâr olarak bırakılıyordu.

    işte, başta kiliseler olmak üzere feodalist avrupa'nın, insanların akılları ve ruhları üzerinde kurdukları hakimiyet bu raddeye ulaşmıştı.

    avrupa böyle bir dönemde, bilgisizlik ve cehalet içerisinde kavrulurken, ellerinde endülüs ve kuzey afrika'da müslümanlara öğrencilik yapıp, onların kitaplarını ve eserlerini okumanın dışında bilgi tahsili yapabilecekleri başka bir kaynakları yoktu.

    ara not: müslümanların bilim yapma istekleri araplardan gelen bir gelenek değildir. zira arapların o dönemde şiir ve edebiyatla uğraşmak, veya basit kabile kavgalarıyla meşgul olmak dışında herhangi bir çabaları yoktu. müslümanları bilim yapmaya iten, bu motivasyonu sağlayan etken, kuran ayetleridir,

    doğal olarak avrupa, arapçayı ve islami ilimleri öğrenmek için kafileler halinde endülüs'e, kuzey afrika'ya akın etti ve tıp, astronomi, fizik, kimya, cebir, biyoloji, aritmetik, geometri, felsefe metafizik vs daha bir çok bilim dalını müslüman bilim adamlarından öğrendiler.

    batılı abilerin/ablalaların kaleminden bakalım isterseniz...

    dileyen parağrafın tamamını okur, dileyen yalnızca çizdiğim yeri.

    bakınız robert briffault "insanlığın yapısı" isimli eserinde şunları söyler

    alman bilim kadını sigirid hunke "allah böyle değildir" adlı eserinde şunları

    ayrıca müslümanlar, batılıların binlerce bilimsel yanlış varsayımın doğrusunu ortaya koymuş, binlerce eksik teoriyi formülize etmişlerdir.

    -bunlara örnek olarak; salahaddin eyyubi'nin doktoru olan anatomi bilgini abdullatif'in, calinos'a ait net iki hatasını ortaya koymasını gösterilebilir.

    -yine ibnü'n nefis tarafından calinos'un kalpteki duvarın içerisindeğ bir deliğin varlığı ile ilgili teorisini; küçük kan dolaşımını keşfederek, -calinos'un suratına çarparcasına- bu teorinin "katıksız bir hayal" olduğunu söylemesini gösterebiliriz.

    -veya öklides'in ve batlamyus'un gözün görünenler üzerine ışık gönderdiği şeklindeki teorilerinin yanlışlığını ortaya çıkaran optik biliminin kurucusu ibnu'l heysem'i gösterebiliriz.

    -veya sind'in, dünya haritasındaki boylam daireleri üzerindeki hatalarını düzelten beyruni'yi de gösterebiliriz.

    ara not: "müslüman bilim insanlarının batıya yönelttiği tenkitlerin bir kısmını liste halinde derledim, yakın zamanda entry formatında düzenleyip girerim.

    ulan aklıma geldi de, söylemeden geçemicem. ne lanet bir eğitim sistemimiz var anasını satim. sinirlendim bak şuan.

    ümit burnu'nun bilimsel keşifini, müslümanlardan 4 asır sonra gerçekleştiren vasco da gama'ya nispet eden meb müfredatı... kendi çocuklarımıza bile yalanın babasını atıp, fikri sömürgeciliğin ürünlerini yediriyoruz. yazıklar olsun.

    vasco da gama'nın, ümit burnu'nu keşfettiği söylenilen 15. yüzyıldan 400 yıl öncesine kadar, müslümanlar, -çin'den fransa'ya ve ingiltere'ye kadar- bütün ticaret yollarını burdan geçiriyordu zaten.

    hatta ve hatta vasco da gama'nın gemisinin kılavuzluğunu ibn'i macid yapmasaydı ve müslümanların haritalarına güvenmiş olmasaydı 400 yıl sonra bile babayı bulurdu ya, neyse.

    hasılı kelam avrupa kötüden daha da kötüye giderken, bitap düşmüş sürünürken; tabib, kimyager, matematikçi, antronomi vs bilgini olan müslüman alimlerinin gerçekleştirdiği başarılar, teknik icatlar, keşifler avrupa'ya ölmüş toprağa yağan yağmur misali can verdi. daha da önemlisi, şuanki halini almadan önceki gelişim süreci için, avrupa'ya gerekli itici gücü ve dinamizmi sağladı.

    avrupa'nın günümüzde tekonloji ve üretimde ilerde olmassının temelinde, müslümanların zamanında yaptığı bilim ve çalışmalar yatmaktadır.

    son olarak ingiliz tarihçi wells'in şu sözünü bırakıyorum

    (evet gençler; bu wells, o wells. "dünya savaşları" kitabının yazarı "h. g. wells". eheheh)

    her neys, burada benim parmak basmak istediğim nokta: "din halkların afyonudur" sözünün islam için geçerli olmadığıdır.

    yani sanayi devrimi öncesi ve sonrası avrupa'ya bakılarak; "avrupa dini terk edip darwinizme geçmesi, teknolojide ilerlemelerine ve refah içerisinde hayat sürmelerine sebep oldu. demekki din bilim yapmaya engel bir olgu, demekki din toplumun afyonu" düşüncesinin hakimiyet sağlaması kaçınılmazdı.

    bu sözü islama nispet edip, islamın adının geçtiği her yerde "din toplumların afyonudur" diye zırlayan zeka küpleri artık ağızlarını kapasınlar.

    bu söz sanayi devrimi öncesi avrupa'ya cuk diye oturmuş, çok yerinde bir sözdür ama islam için asla geçerli değildir. hatta taban tabana zıttır.

    zira ilk emri "oku" olan bir dinden bahsetiyoruz...

    her sekiz ayetinden birinde insana sorgulamayı, üretmeyi, düşünmeyi ve akıllarını kullanmayı öğütleyen bir din...

    "o halde bir iş-oluştan boşalır boşalmaz başka bir işe koyul ve yorul!" (inşirah/7)

    "namaz kılınca hemen yeryüzüne dağılım ve rızkınızı arayın..." (cuma/10)

    "gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur." (necm/3)

    "haydi çevir gözünü: kusur görecek misin? sonra tekrar tekrar gözünü çevir. gözün sana yorgun ve hakir geri dönecektir." (mülk/3)

    zulme rıza gösteren, onunla mücadeler etmeyip oturan, boyun eğen kimseleri dünyada da, ahirette de kötü akibet ile tehtid eden bir din...

    "nefislerine zulmedenler olarak canlarını alacakları kimselere melekler 'ne işte idiniz?' derler. onlar 'biz yer yüzünde zayıf düşürülmüş kimselerdik' derler. 'allah'ın arzı geniş değil miydi, siz de orada hicret edeydiniz ya' derler. işte onların durakları cehennemdir. o ne kötü bir dönüş yeridir.

    ancak (hicret etmek için) çare bulamayan, yol bulamayan erkek, kadın ve çocuklar arasında zayıf bırakılmış olanlar müstesna. işte allah'ın onları affedeceği umulur. allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır." (nisa/97-98-99)

    anlayacağınız, zulme göz yummak, islamda affedilmesi zor büyük bir suçtur. insanın zayıf olduğunu gerekçe göstererek zulme razı olması da suçtur. ve bu kimseler "kendi nefislerine zulmedenler" diye adlandırılır.

    tabiki tek çözüm "hicret" değil. benim burda anlatmak istediğim, islamın; zulme boyun eğmenin cezasının cehennem olacak kadar ileri derecede yasakladığını göstermek. zira gerçekten gücü olmayan zayıflar müstesna.

    islam, miskin zayıfları da kendi hallerine terk etmez. gücü yeten müslümanlara, mazlumların gördüğü zulme engel olmaları gerektiğini söyler.

    "size ne oluyor ki allah yolunda ve 'rabbimiz bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar nezdinden bize bir sahip gönder, tarafından bize bir yardımcı yolla' diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar, çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!" (nisa/75)

    görüldüğü üzere, gücü olupta zulme karşı mücadele etmeyenden allah'ın razı olması söz konusu bile değil.

    yine islam; feodalizm ve kapitalizmde de olduğu gibi, malların özel bir kesimin elinde toplanmasını, elden ele dolaştırmasını ve kamunun bu maldan mahrum bırakmasını yasaklamıştır.

    "ta ki o mal zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç olmasın." (haşr/7)

    "altın ve gümüşü yığıp biriktiren ve onları allah yolunda infak etmeyenlere gelince; onları acıklı bir azap vardır." (tevbe/34)

    yine kuran'da lüksü ve israfı yasaklayan ayetler çokça vardır.

    yani islamın zulme razı olmayı, yoksulluklara karşı sessiz kalmayı, çileci bir hayat sürmeyi öğütleyen bir afyon olduğunu söyleyen insan, anlama gücü bulunmayan statükocu, sığ ve zırcahildir. net.

    hemen emevilerden sonrası ağırlıkta olmak üzere, öncesi de dahil uzunca bir süre yer yüzünde eşi ve benzeri görülmemiş, muhtemelen bundan sonrada görünmeyecek olan bir adalet hakimdi tüm islam coğrafyasında.

    müslümanaların sadaka ve zekatlarını verecek ihtiyaç sahibi insanlara ulaşmak için uzunca mesafeler sarf etmek zorunda kaldıkları bir dönemden bahsetiyorum.

    ömer bin abdullaziz'in "dağlara bayırlara buğday serpin, müslüman ülkesinde kuşlar aç kaldı demesinler" şeklinde sitem ettiği bir dönem den bahsetiyorum.

    modern tıppın babası ibni sina'ların, cebiri bulan harezmi'lerin, med-cezir olayını açıklayarak bilim dünyasına damga vuran ebu maşer’lerin, havan topunu icat eden fatih’lerin, kimyanın babası cabir bin hayyam’ların, ilk dünya haritasını çizen piri reis’lerin, seviyesine bugün dahi ulaşılamayan yapıtların sahibi mimar sinan’ların mensubu olduğu bir dinden bahsediyorum.

    gelipte bu dine; bilim ve sanat yapmaya engel, çileciliği öğütleyen, halkın çektiği ızdırapları bastıran, onları mistikleştiren bir afyon olduğunu söylersen, senin olmayan beyninin nöronlarını törpülerler ekşici.

    hasılı kelam son olarak toparlayacak olursak; bütün dünyada, halklara afyon olmaya elverişli bir din olsa dahi... bütün şekilleri ve türleri ile zulme karşı mücadele eden, zulmü kabul edenleri ise en ağır cezalar ile korkutan, sürekli bilim yapmayı, okumayı ve üretmeyi öğütleyen islam asla olamaz.

    edipitto: oo beyler, sözlük olarak level mi atladık lan. çok güzel itirazlar geliyor. daha garibi 2 sayfa entry girilmiş, küfür içerikli tek cümle yok.

    doğu islam dünyasındaki komünistlerden dem vurmuş arkadaşın biri. kral faruk zamanında, ezher'de yapılanları da tanık göstermiş ve dinin afyon olması durumunu, islama da nispet etmiş.

    her ne kadar art niyet sezsem de bir parça, yine de teşekkür ederim.

    o söylemek istediklerini tam olarak izah edememiş ama ben tercüman olayım.

    arkadaş diyor ki; "ezher'de de otorite sahiplerini memnun etmek ve emekçileri; içinde bulundukları alt sınıf kategoriyi ve düşük seviyeye razı olmalarını sağlamak için, sabredenler için hazırlanmış cennet vaat ediliyordu. o dönemde ezher mensubu bazı kimseler kral faruk'un elini öpüyor, ona "salih kral" ünvanı veriyor, kuran'daki ayetleri, kral'a baş kaldıran emekçilerin başını tekrar eğmek için kullanıyorlardı. o halde islam da her din gibi emekçileri uyuşturan bir afyondur."

    bak bütün bunları senden ziyade ben de kabul ediyorum ama bu gerçeği işaret ederek, bizzat islamın kendisi bunu emrediyor şeklinde algıda bulunman sığlık alametidir.

    din adamlığını meslek edinmiş "kral faruk" gibi, geçici bir yarar elde etmek için dini tahrif eden fasıkların, bu tarz abuk subuk tutumları islamı ve diğer müslümanları bağlamaz.

    istisna ve kaide hesabı hacı.

    sen tek bir örnek verebilirsin. fakat ben...

    doğu islam dünyasında ki bütün özgürlük hareketlerinin islamdan ilham alınarak yapıldığı hakikatini kim inkar edebilir?

    mısır halkının, fransız işgalcilerine karşı hareketi, din alimlerinin hareketideğil miydi?

    muhammed ali'nin zulmüne karşı ayaklanmanın lideri dini önderlerden seyyid ömer mükrim değil miydi?

    sudan da ingilizlere karşı ayaklanan mehdi el-kebir değil miydi?

    libya'da italyanlara, fas'da fransızlara, endonezya'da hollanda'ya karşı baş kaldırmalar da din temeliüzerine yapılan bir ayaklanma değil miydi?

    her yerde bu dinin özgürleştirici bir güç olduğuna tanıklık eden hareketler mutlaka vardır.

    bu dinin (islam'ın); boyun eğmeye, zulüme ve alçaklığa rıza gösteren, toplumum gazını almak için uyuşturucu afyon görevi gören bir araç olmadığı bizatihi açıktır.

    komünist arkadaşlar...

    artık gevelemeyi bırakın. size burdan ekmek çıkmaz.
  • sorun zaten islam değil, islami işine geldiği gibi kullananlar.
  • çok değil az biraz ortaçağ tarihi bilenin farkında olduğu gerçekler.
  • dinin insanların beynini nasıl uyuşturduğunu anladıkları an bilime odaklandıkları için mantıklı önerme.
  • durumum yoktu okuyamadım. sadece başlığa yorum yapacağım.

    batı bilimi dinden mi aldı bilmiyorum ama doğudan aldığı doğru. 1000-1500 yılları arasında batı karanlık çağdan rönesans'a geçerken, doğu coğrafyası karanlığa gömülmeye başladı.

    yani batı bilimi bizden aldı demagojisini bi kenara bırakıp o 500 yıllık evrede biz neleri kaybettik onu bulmak lazım.
  • bu biraz şey gibi olmuş, hocaefendimiz artık gel de bu hasret sona ersin dedikten 2 sene sonra hocaefendilerini dünyanın en tehlikeli teröristi olarak söylemek...
    user burada şunu demek ister, dinler hiç olmasa bu savaşlar ve karanlık dönemler hiç olmazdı.
  • günümüzde tam tersine dönmüş olay. millet bahsettiğiniz "ışık" olmaya devam ederken bizler allah diyen aşure, dans eden minare, ezan okuyan gitar tarzı şeyler peşindeyiz.
  • bilimin; dini, dili, milliyeti olmaz. ne boş muhabbetler peşinde insanlar!

    bilim yağmur gibidir, sürekli bir döngü halidir.

    bilim'i, alıp, kullanan ve değer veren toplumlar başarılı olur.
  • doğrusu, batı'nın bilimi dinden sıyrılarak veya dinin sınırlarını belirleyerek geliştirmesidir.

    kiliseye karşı yazılan 95 tez, bilim uğruna mahkemelerde yargılanmalar, idam edilmeler, hastalıklı görülmeler yalnızca bizim bildiğimiz örnekler. ne zaman ki dinin alanı sınırlandı, matbaa gelişti; batı bilim alanında kendini aştı.

    aynı dönemlerde bizde yapılan her icat, her yenilik için önce şeyhülislam'ın fetvası beklendi.

    yıl 2017, hala fetva bekleniyor. organik hoşaf filan. ne bileyim.

    edit: fetvaa tek a, fatih tekke çift k.
  • (bkz: batı’nın bilimi bilimden aldığı gerçeği)
    (bkz: antik yunan tarihi)
    (bkz: yunan tarihi)

    her şey iyi güzel de,

    “modern tıppın babası ibni sina'ların, cebiri bulan harezmi'lerin, med-cezir olayını açıklayarak bilim dünyasına damga vuran ebu maşer’lerin, havan topunu icat eden fatih’lerin, kimyanın babası cabir bin hayyam’ların, ilk dünya haritasını çizen piri reis’lerin, seviyesine bugün dahi ulaşılamayan yapıtların sahibi mimar sinan’ların mensubu olduğu bir dinden bahsediyorum.”

    yukarıda sayılan isimlerin bir dine mensup olmaları, dinden faydalanarak başardılar sonucuna nasıl ulaştırdı onu anlamadım. kur’an ayetleri mi? hangi ayetler? üstünkörü geçmek yerine faydalanılan ayetleri detaylı paylaşır mısın?

    kopernik, bruno, galilei, copernicus, bacon gibi bilime hayatlarını adamış insanlar hep kutsal metinlerden faydalandı zaten. ulan bu insanların birçoğu sürgün edildi, hapis yattı, yakıldı, idam edildi! ne için? bilime yaklaştıkça dinle ters düştükleri için. böyle saçma sapan savlarla ortaya çıkıp, batı dinden faydalanarak bilimi ortaya çıkardı demek en hafif ifadeyle şuursuzluktur.

    madem bu din, bilime giden yolda en büyük yol gösterici; nasıl oluyorda tüm dinlerin ortaya çıktığı ortadoğu coğrafyası kan ağlıyor? dinin her şeyin üstünde tutulduğu hangi topluluktan bilimsel tek bir çalışma çıkmış? batı dinden uzaklaştıkça bilim alanında çığır açmış, insanlığı bambaşka bir dünya’ya kavuşturmuştur.

    not: kendi kendini favorilemekte nasıl bir kafa yapısı anlamakta güçlük çekiyorum.

    edit: ekleme